13 Ekim 2004 01:00

Bir zamanlar, Ahmet Mekin

1960'larda, uzunca bir süre, neredeyse günaşırı uğrardım, Neriman ve Cengiz Tuncer'lerin, Nişantaşı Vali Konağı Caddesi'ndeki evine. Onlar da beni severdi, ben de onları sever ve sayardım. "Hacizli Toprak"ın bu ünlü yazarı Cengiz Tuncer, benim için her zaman unutulmaz bir romancı olmuştur.

Paylaş
1960'larda, uzunca bir süre, neredeyse günaşırı uğrardım, Neriman ve Cengiz Tuncer'lerin, Nişantaşı Vali Konağı Caddesi'ndeki evine. Onlar da beni severdi, ben de onları sever ve sayardım. "Hacizli Toprak"ın bu ünlü yazarı Cengiz Tuncer, benim için her zaman unutulmaz bir romancı olmuştur. Cengiz Tuncer, Tarık Dursun K.'yla birlikte, ortaklaşa çıkardıkları şiir kitabıyla "Bab-ı Ali'nin yüksek kapısına bir atlı süvari" gibi girmiştir. Giriş o giriş, çünkü ölünceye dek (ki çok genç yaşında, en erimli çağında öldü) hep yazarlık ve yayıncılık dünyasında, E Yayınlarını birlikte kurmuştuk, Cengiz Ağabey, Aydın Emeç ve ben) kaldı. Cengiz Tuncer bir ara sinemacılığa da el attı. İki film çevirdi. Biri Selma Güneri ile, unutmadıysam Yusuf Sezgin' in başrollerini paylaştığı "Sevmek Seni" (ki bu filmin de senaryosunu ben yayınlamıştım, Habora Yayınlarında) ile "Tabancamın Sapını Gülle Donatacağım"dı diğeri. Cengiz Ağabey sayesinde öylesine güzel ve değerli kişilerle tanışmıştım ki... Örneğin Nilüfer Aydan ve Halit Refiğ'ler, Ayla ve Beklan Algan' lar, Rekin Teksoy, Ercan Arıklı, İsmail Cem, Kemal Bilbaşar, Çetin ve Aydın Emeç'ler ve daha başkaları...

Ve tabii Ahmet Mekin'i... Cengiz Tuncer'in albümünde bir resim vardı. Aldım onu, zorbalıkla. "Bu resmi bana ver Cengiz Ağabey, arşivime koyayım. Belki ilerde kullanırım. Ama imzala resmi, 'Ahmet Mekin'e madalya takarken, sevgilerimle, falan filan,' diye..." dedim. "Yok," demişti Cengiz Ağabey, "Madalya falan takmıyorum, yakışıklı dostumun pardesüsünün yakasını düzeltiyorum. Ama daha güzelini yazacağım resmin üstüne, benim gibi ciddi bir yazardan ilerde söz ettiğin zaman bu resmi kullanırsın..." Ve resmin üzerine "Hamhum şaralop" diye yazıp, imzalamıştı...

Ahmet Mekin 16-17 yıldır Ahmet Mekin' in yeni bir filmini göremiyorduk. Ve geçenlerde, bir gazete haberinde, "Hoşgeldin Hayat" adlı bir filmle yeniden sinemaya döndüğünü öğrendim. Kendisi gibi sinema oyuncusu olan eşi Şükran Sabuncu'nun ısrarıyla "Hoşgeldin Hayat"ta oynamayı kabüllenmiş... 42 yıl önce Ahmet Mekin'le bir röportaj yapmıştım. İlerde evleneceği kızla ilk tanışmasını anlatmıştı. Dalgalı saçlı, yakışıklı jön Ahmet Mekin'le, dönemin ünlü oyuncusu esmer güzeli Şükran Sabuncu, bir dansla, onyıllarca sürecek olan ve hâlâ süren birlikteliğin adımını atmışlardı. Anladığım kadarıyla, ikisi de birbirlerinin ilk filmlerini beğenmemişlerdi. Şükran Sabuncu, Ahmet Mekin'in ilk filmi olan "Mahşere Kadar"ı hiç beğenmediğini söylerken, karşısındaki de onun ilk filminin adını bile anımsamadığını belirtmişti. Ama dans ilerledikçe, ikisinin de ortak birtakım yönleri çıkmıştı. Sanattan yazarlara, hayvanlardan renklere dek zevkleri uyuşuyordu. Bu ortak zevkleri kısa bir süre sonra ortak bir yaşama dönüşmüştü. Ahmet Mekin de "tipik" bir Bakırköy'lüydü. Nasıl birçok yazar, ozan Adana'lı olmakla övünürse, sinema ve tiyatro oyuncuları da Bakırköy'lü olmakla övünürler. Adana'lı yazarlar, ozanlar, göbekten bağlıdır Adana'ya; Bakırköy'lü sinemacılar, tiyatrocular da Bakırköy'e. Kopamazlar kentlerinden, mahallelerinden. Ahmet Mekin, evlenecekleri gün Şükran Sabuncu'ya bir koşulunu söylemişti: Her cumartesi Bakırköy'e gidecek, arkadaşlarıyla bir hafta sonu geçirecekti. Bu koşul, bildiğim kadarıyla yıllarca uygulandı. Soyadı Kurteli' ydi Ahmet'in. Ama sinemada "Mekin" olmuştu. Arkadaşları uzun boyundan dolayı "Filiz Ahmet" derlermiş. Manifaturacılıkla başlamıştı iş hayatına. Bir ara spora da bulaşmıştı. Güreşte tam usta olduğu sırada kaburga kemiklerini kırıp, bırakmıştı. Sonra kayağa el attı, beli incinince, onu da bıraktı. Bakırköyspor'da oynarken büyük bir futbol takımına transfer olacaktı. Deneneceği gün ayağından sakatlandı. Ve böylece spor yaşantısı bitti. Sportoto'da bile şanssızdı. Geciktiği için oynamadığı kolon 13 tutturuyordu. Sonunda, yine başka bir Bakırköylü olan Kenan Pars'ın aracılığıyla sinemaya girdi, "Mahşere Kadar"la... "Kavanozdaki Adam" filmiyle ya da "Bugünün Saraylısı" ve "Selvi Boylum, Al Yazmalım"la unutulmazlar arasına geçen Ahmet Mekin'in yeniden sinemaya başlaması beni sevindirdi. Ama içimde bir korku var. Çünkü yeniden sinemaya dönenler, günümüz sinemasının içinde bulunduğu "ticaret" çarkı içinde eriyorlar. Ama benim eski Ahmet Mekin'e güvenim sonsuz. Eminim, o denli ara verse de yine "Ahmet Mekin" olarak perdeye ve ekranlara çıkacak...

ÖNCEKİ HABER

NATO bakanları toplanıyor

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa