10 Ekim 2004 01:00

Ya sev ya terk et

Yüzleri piril piril iki çocuk sahneye çikiyor. Şarki söylemeye başliyorlar. Şarkilarini Kürtçe söylüyorlar. Sesler pek anlaşilmiyor. Ama Bingöl adi geçiyor. Köyün güzelligi anlatiliyor. Arada bir el çirpip gülen gözlerle devam ediyorlar şarkiyi.

Paylaş
Yüzleri pırıl pırıl iki çocuk sahneye çıkıyor. Şarkı söylemeye başlıyorlar. Şarkılarını Kürtçe söylüyorlar. Sesler pek anlaşılmıyor. Ama Bingöl adı geçiyor. Köyün güzelliği anlatılıyor. Arada bir el çırpıp gülen gözlerle devam ediyorlar şarkıyı. Sonra görüntü kararıyor, açılıyor; aynı çocuklar yine sahnede. Ama bu defa yüzleri gözleri morarmış. Ne varki bu çocuklar aynı neşe ve tempoyla yine aynı şarkıyı söylüyorlar. Gösterim, bir tur daha dönüyor, perde kararıp açılıyor; bu kez çocukların yüzü dağılmış ve burunlarından kanlar akıyor. Ve yine aynı şarkı, aynı, neşe...

Cetınje Bienali Bu sahne, bir video gösteriminden. Şener Özmen'e ait. Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır Sanat Merkezi'nde "5. Cetınje Bienali" kapsamında "Ya sev ya terk et" başliginda açilişi yapilan serginin çalişmalarindan biri olarak yer aldi. "Ya sev ya terk et"; kulakları tırmalayan bu iki sözcük, yakın dönemde milliyetçi çevrelerin "yüksek vatan sevgisi" göstermek adına sıkça dile getirdikleri slogan olarak karşımıza çıkıyordu. Hatırlanacağı üzere bir video klip çalışmasında bile yerini almıştı. Irkçılığı yüksek perdeden sembolleyen bu hamasi söylemin, serginin adı olması izleyicilere hem şaşırtıcı hem de ilginç geldi.

Vahşetin normalleştiği yer İzleyiciler, hem bu merakını hem de sergi hakkındaki detaylı bilgiye sahip olmak için sergiye ilişkin yapılan söyleşiye geniş bir katılım sağladılar. Serginin hikâyesi, oldukça uzun. Her şeyden önce iki yıllık bir proje olan ve Kunsthalle Fridericianum tarafından Avrupa da sergilenen "İn the Gorges of the Balkans" sergisinin devamı olarak başlatılan "Balkan üçlemesi"nin bir parçası olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu nedenle sergi, "5.Cetınje Bienali Diyarbakır" olarak, balkanlarda başlatilan projenin Diyarbakir ayagi oluyor. "Diyarbakır'ın balkanlar olarak ifade edilen yer ile ne ilgisi var" gibisinden çok basit bir soru akla gelebilir. Serginin Küratörlerinden Nataşa Ilic'in bu konuda ifade ettiği sözler, bu ilginin anlaşılması konusunda bir fikir verebilir: "Kapanış sergisi bir zamanlar çok kültürlü şehir olan fakat bugün bu projenin kapsamındaki pek çok yer gibi çeşitli anormalliklerin ve vahşetin 'normalleştigi' ve aynı zamanda da sorunların kestirme bir şekilde etnisiteyle ifade edildiği veya ona bağlandığı bir yer olan Diyarbakır'da gerçekleşecek. "(tanıtım metninde) Çıkış noktası, kültürel politika ve sanat üretimindeki yerel ve bölgesel sorunlara, var olan tarih, toplumsal ve politik endişelere ilişkin yeni yaklaşımları sağlamaya yönelik olan proje, bir yanıyla güncel sanatın toplumsal yaşama dair ideolojik yaklaşımını da ortaya koyuyor. Ilic, sergi hakkında yapılan röportajında, "Bienal, Ortadoğu olarak adlandırılan bölgedeki kültürel ve siyasi gelişmelere yer vererek ve kültürlerle siyaset arasındaki ilişkilerin izini sürerek Balkanlar ve Ortadoğu'yu "gecikmiş" bölgeler olarak tanımlayan genel kanıyı sorgulamayı amaçlıyor. Hatta Avrupa/batı (evrensel olan) Balkanlar/ Ortadoğu (yerel olan) arasındaki dış çatışmayı bir yana bırakıp Avrupa'yı kendi içindeki iç zıtlık ve karşıtlıkla ilgileniyoruz. (....) Berlin duvarının yıkılmasından sonra başlayan mücadelede aslında Avrupa Birliği'ne NATO'ya dahil olma mücadelesidir..." diyor.

Evcilleştirme estetigi Avrupa'nın kültür politikasını eleştiren Ilic, Avrupa'nın çağdaş sanat konusundaki beklentisini "hem vahşi doguyu evcilleştirme hem de aydinlanmiş bati toplumuna aliştirma" olarak tanımlıyor ve bu tür genellemelerin kendileri için çok basit ve bağlayıcı olmadığını söylüyor. Ilic, devamında "Bizim sergideki başlangiç noktamiz, Saraybosna'nın dün, bugün ve yarın bulunacağı durumun herhangi bir ülkenin bir şehri için de geçerli olabileceğiydi, ki bu 11 Eylül'den sonra daha da netleşti ve böylece 'tarihin sona erdiğine' dair küresel liberal kapitalist ütopyalar da tarih oldu" diyor. Ilic'in işaret ettigi nokta, bir yaniyla projenin bir diger tarafindan Kürtleri temsil eden Şener Özmen'in ve Halil Altındere'nin çalışmasına da dokunuyor. ABD'nin 11 Eylül sonrasında dünya halklarını karşısına alarak başlattığı terör ve savaş konsepti, yok etmeye devam ediyor. Yıllardır bu yaklaşımın başka bir versiyonunu Kürtlere yönelik yapılan uygulamalara tanıklık ediyoruz. Özmen'in video gösterimindeki çocuklar, tekrar eden şarki gibi görsel ironi diliyle bunu yalin bir şekilde anlatiyor. 1998 tarihli çalişmasiyla serginin adini taşiyan Altindere'nin fotoğrafı ise taşıdığı söylem bakımından daha çarpıcı. İstanbul'da çekilen fotoğraftaki "ya sev ya terk et" sloganının önünde yazar Erden Kosova ve sanatçının kendisi var. Ve zıt yönlere doğru yürüyorlar. Erden sola doğru, Halil Sağa Doğru. Erden Kosova bu konuda şu yorumu getiriyor: "Sloganı Türkiye haritası gibi düşünürsek, Kosova Balkanlara, Halil doğuya doğru ilerliyor görünüyor, yani belki de kültürlerine..."

Güncel sanat... "Güncel sanat" adı altında yapılan video ve fotoğraf çalışmalarıyla öne çıkan sergide, Beyrut'tan Saraybosna'ya, Sofya'dan, İstanbul'a kadar bir çok sanatçının eserleri yaşadıkları bölgenin sorunlarını çeşitli biçimlerde yansıtıyorlar. 21 Ekim'e kadar sürecek olan sergi hakkında bir de söyleşi yapıldı. Küratör katılmadığı için söyleşiyi vekaleten Şener Özmen ve Halil Altındere üstlendi. Özmen, sanat konusunda genel fikirlerini beyan etmenin yanında sergideki çalışmaları, güncel sanat anlayışı altında, ideoloji, kültür ve siyaset ile olan ilişkisi konusunda görüşlerini dile getirdi. Söyleşide izleyicilerin sergi konusunda öne çıktığı kaygıları da özellikle dikkat çekti. İzleyiciler, sergi ve güncel sanat adı altında yapılan çalışmaların bellek ve kimlik sorunu yaşadığı konusunda kimi uyarılarda bulundular; yapılan çalışmalar toplumsal ve tarihsel birikimden yoksundur dediler. İzleyicilerin takındıgı tutum aslında Diyarbakır'da son yıllarda hareketlenen kültürel, sanatsal etkinliklerin ve bu yönde ortaya konan ürünlerin sanatsal niteliği konusundaki sorunun boyutunu ortaya koymaya yönelikti. Diyarbakır Sanat Merkezi, Beral Madra küratörlüğünde, galerideki ilk sergisini gerçekleştirdiğinden bu yana İstanbul'dan paket işlerle, yapilan çeşitli söyleşiler, sergiler, film gösterimleriyle sürdürdügü etkinlikleri devam ettiriyor. Bu sürede gerçekleşen etkinlikler genelinde edindigimiz en önemli izlenim, izleyicilerin düzenlenen etkinliklere ve sanatsal içeriklerine dokunmaya devam edecegidir.

ÖNCEKİ HABER

Gözler cezaevlerinde

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa