09 Ekim 2004 01:00

Hoca, şiir ve gerekenler

Benim en sevdiğim öyküdür, bilmem duydunuz mu? Hani Nasrettin Hoca, "Ben nasıl, nerede öleceğim, insan nasıl ölür, öldüğünü nasıl anlar?" diye meraka düşmüş.

Paylaş
Benim en sevdiğim öyküdür, bilmem duydunuz mu? Hani Nasrettin Hoca, "Ben nasıl, nerede öleceğim, insan nasıl ölür, öldüğünü nasıl anlar?" diye meraka düşmüş. Eh insanca bir meraktır bu. Araştırmış, soruşturmuş. Sonunda öğrenmiş ki, insanın eli ayağı soğur, gözü kararır, soluğu tükenir ölmeden önce, yazmış bir yana. Bir kış günü evde yakacak tükenince gitmiş ormana. Ama soğuk bir yandan, açlık bir yandan, (okumuş yazmışın karnı ne zaman doymuş ki...) başı dönmüş, gözü kararmış, elinin ayağının buz kestiğini de duyumsayınca uzanmış bir ağacın altına. "Öldüm ama zarar yok, birazdan birileri gelir götürür köye" diye beklemeye başlamış. Ama ne gelen var... Ne giden. "Bari ölümü kurtlar yemesin" deyip kalkıp evine gitmiş. Karısına "Hanım ben öldüm, cesedim orman yolunda kovuk çınarın dibinde" demiş, dönmüş geri. Kadıncağız feryat figan kapıları çalıp "Vah başıma gelenler, Hoca ormanda ölmüş... Hele yardım edin de ölüsünü getirelim" demeye başlamış. Duyan gelmiş, ormana yürürlerken birisi "Hatun o şaşkınlıkla soramadım, Hoca'nın öldüğünü kim haber verdi" diyecek olmuş. Hoca'nın karısı gözünün yaşını silerken yanıtlamış "Garibin kimi vardı ki haber versin, kendisi haber verdi..."

Öksüz göbeğini kendi keser Ülkemizde yalnızın doğumu da ölümü de kendi kendine. Boşa denmemiş "Öksüz göbeğini kendi keser" diye. Ben de bu geleneğe uyup söyleyeyim: Bu 2004 yılı, benim ilk kitabım Gecekondu'nun kırkıncı yılı. İnsan altmış yaşı devirip, sanatta net kırk yılı da arkada bırakınca bir şeyler bekliyor. Devlet töreni değilse de... Ama nerde... Olsa olsa, "Biz beş altı seçki yapıyoruz, konuları şunlar, bunlar, sen de şiirlerinden şu şu temaları taşıyanları ayır, yayım tarihini falan yaz, bize gönder" yolunda ileti alırsın. Aldığın iletide peşin bir teşekkür bile yer almaz. Sözün kısası şiir yazmak nankör iştir. Çocuklardan başkası bilmez şairlerin değerini. Bunu herkes bilir yine de şiir yazmaya heveslenir. Yalnız gençler mi, sevdalılar mı, işçiler mi, tutsaklar mı... Ben ne kürsü başkanları, ne banka genel müdürleri, ne yüksek mahkeme üyeleri bilirim. Bir de yakınırlar "Siyasal bakışım yüzünden şiirim kabul görmedi..." Yok "çıkarlarına dokundum beni şair saymadılar". Neyse... Halkımız sözlü geleneğe önem verdiğinden, sözlü geleneğin en önemli ürünü de şiir olduğundan şiirden caymaz. Üstelik de sofradan yemeğe, manzaradan kadına neyi beğenirse onu şiire benzetir. (Şiir gibi sofralar ölçülü uyaklıdır da şiir gibi kadın denilenlerin çoğu serbest vezinlidir..)

Bir çift söz Şiir yazmayı küçümsemiyorum. Ama bu işe kalkışanlara bir çift sözüm var: Önce bir sorun kendinize, neden şiir yazıyorum diye. Eğer derdiniz yazdıklarınızı eşe dosta (sevdiğinize) okumak, beğeni toplamaksa... Mesele yok. Ama Türk şiirine katmayı düşündüğünüz, değiştirmeyi istediğiniz şeyler varsa, kısacası edebiyatı değiştirmek için yola çıktıysanız... -ki gereken budur- Edebiyatın geçmişini iyi bileceksiniz. Bu güne kadar sizin yazdığınız konularda ne söylenmiş, nasıl söylenmiş. Bunları bilmek, ezbere bilmek bile yetmez. Okuduklarınızda hangi söz hangi sözden önce söylenmiş dikkat edeceksiniz. Bir dizede bir sözcüğün yeri değiştirilebiliyor mu, değiştirilirse şiirin durumu ne oluyor, bir sözcüğün yerine bir başkası konabiliyor mu... Yaza çize deneye irdeleye... Kendi dizelerinizi kurmayı öğreneceksiniz. Bunu da yüzde yüz yerli şiirlerle yapacaksınız. Bir başka/yabancı dil bilmiyorsanız, çeviri size şiirin kapısını açamaz. Siz çevirmenin dünyasını tanırsınız olsa olsa. Bu arada, hep kendinizi sınayacaksınız, ben kaç çiçek adı biliyorum, kaç kuş adı, kaç kırmızı, kaç beyaz, mavi... Örneğin "camın kırık yerindeki mavi" sözünü ben nasıl söylerim? Türkülere dikkat edeceksiniz. "Gökyüzünde asılıdır zembilim"deki çaresizliği, "Katardan bir turna ayrıldı durdu"daki karar anını sezeceksiniz. (Bilmek o dizeyi şiire sokuşturmak değil haaa..) Siz çevrenize bakarken içinizdeki şair, "Ben bunu nasıl yazarım" diye bakacak çevreye. Sakın kimse zaman-maman demesin. Siz notaları öğrenmeden saz çalan gördünüzse bunu başarmak için ne kadar uğraştığını da sorun. Şiir yazan, şairliğe soyunan hem yaşamın zorluklarını üstlenecek, hem şiire zaman yaratacak. Üstelik "şairsin sen" yargısının nerden ne zaman geleceğini bilmeyecek. Bu iş öyle "şairler derneği" üyeliğiyle internette kendine site kurmayla falan olmaz! Dahası var, "şair" diye anılanların bile güzel bir şiir gördüklerinde "Bunu neden ben yazmadım" diye uykusunun kaçtığını da , şairlikten emekli olunmadığını, "usta" denen şairlerin "ben artık ustayım" diye baş köşeye oturamadığını da bilecek. Kısacası ömür boyu tedirginliği göze alacak. Ben genellikle, hapistekilere "biraz daha dikkatli olun, özenli yazın, yazdıklarınızı yüksek sesle okuyup sesi kontrol edin"den başka bir şey diyemiyorum. Onların okuması, olanağı kısıtlı. Şiir de direncin bir yolu. Onlara gerekli. Ama özgür olanlara, hele genç emekçilere diyeceğim çok.

Öncelikle özen... Önce bana gönderilenlerden başlayayım: Güzel defterler alıp para harcıyorsunuz, o defterlere yazarken hiç dikkat etmiyor, yazınıza özen göstermiyorsunuz. Bana eğitim falan demeyin, özenle yazmayı öğrenin. (Yazdıklarınıza önce siz saygı duyun) İmlayı da öğrenmek zorundasınız. Okuyun: Turgut Uyar'ı, Edip Cansever'i, Kemal Özer'i, Cemal Süreyya'yı, Ataol Behramoğlu'nu, Gülten Akın'ı, Nihat Behram'ı, Arif Damar'ı, Ahmet Telli'yi, Refik Durbaş'ı, Şükrü Erbaş'ı., Metin Eloğlu'nu, Can Yücel'i, Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı... Nâzım Hikmet'i daha dikkatli okuyun. Ahmet Arif ile Enver Gökçe'yi de. Düz yazı (deneme, öykü, roman) okumadan olmaz. Orhan Kemal'i, Sait Faik'i, Adnan Özyalçıner'i, Yaşar Kemal'i, Demir Özlü'yü, Sabahattin Ali'yi Orhan Duru'yu, Demirtaş Ceyhun'u, Fakir Baykurt'u Bekir Yıldız'ı, Tarık Dursun K.'yı okudunuz mu? Okuduklarınızı onların özelliklerini anlatacak kadar dikkatli okudunuz mu? Eğer bütün bu okuduklarınızdan sonra "benim bu yazarlardan farklı söyleyeceklerim var, bu şairlerin, yazarların eksiğini ben tamamlarım" diyorsanız, buyrun yazmaya başlayın. Okumayı nasılsa sürdüreceksiniz. Kolay gelsin!

ÖNCEKİ HABER

Tanrılara meydan okuyan SİSİFOS

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa