Öğretmenler Günü buruk karşılanıyor

Öğretmenler Günü buruk karşılanıyor

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nün, Türkiye'deki öğretmenler tarafından ekonomik, demokratik ve mesleki sorunlarla karşılandığını ifade etti.

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, öğretmenlik mesleği açısından uluslararası genel kabullerin simgesi sayılan 5 Ekim'i, Türkiye'deki öğretmenlerin her gün biraz daha zorlaşan ekonomik, demokratik ve mesleki sorunlarla karşıladığını ifade etti. Dinçer, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, öğretmenlerin toplumsal statü, eğitimin niteliği, ekonomik, sosyal ve özlük haklar konusunda oldukça geri durumda olduğunu belirtti. 5 Ekim'in son yıllarda "nitelikli eğitim için nitelikli öğretmen" anlayışının ve kamusal eğitimi savunan yaklaşımın simgeleştiği bir gün olarak öne çıktığını dile getiren Dinçer, "Herkese eşit, nitelikli ve parasız eğitimin vazgeçilmez bir insan hakkı olduğu, her yıl 5 Ekim'lerde daha bir yüksek sesle dile getirilmektedir." dedi. Dinçer, Türkiye'de eğitimin özelleştirilmesinin, paralı hale getirilmesi girişimlerinin 1980'li yılların ikinci yarısında başladığını ve günümüzde hakim olan neoliberal anlayışın, eğitimi katkı payı, kayıt parası, harç ve benzeri kalemlerle tamamen paralı hale getirmeye çalıştığını söyledi. "5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, 2004 yılında bir kez daha nitelikli, kamusal, bilimsel ve laik eğitim mücadelesinin simgesi olacaktır." diyen Dinçer, yoksul öğrencilerin özel okullarda okutulmak istenmesinin, özel okullara vergi istisnası getirilmesinin, bazı okulların satılmak istenmesinin, sözleşmeli personel uygulamasının hayata geçirilmeye çalışılmasınin ve performansa dayalı ücretlendirme sistemi gibi düzenlemelerin, eğitimi tamamen özelleştirmenin ön hazırlığı anlamına geldiğini vurguladı.

Öğretmenler yoksulluk kıskacında Dinçer, öğretmenlerin yoksulluk sınırının altında maaş aldıklarına dikkat çekerek, hükümetin önümüzdeki yıl, 6'şar aylık dilimlerle yapmayı planladığı yüzde 10'luk zammın bu yoksulluğu azaltmayacağını; bu zamla, Türkiye'deki öğretmenlerle diğer ülkelerin öğretmenleri arasındaki sosyo-ekonomik uçurumun kapatılmasının mümkün olmadığını dile getirdi. Eğitimin paralı hale getirilmesi ve özelleştirilmesi girişimlerine karşı Eğitim Sen'in, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü bir mücadele günü olarak gördüğünü ifade eden Dinçer, "Sendikamız kamusal, nitelikli, parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitimin yaşam bulması için geçmişte nasıl mücadele etti ise, bugün ve gelecekte de bu haklı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir" dedi.


Çelik, öğrenci affına sıcak bakmıyor Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile yaptıkları görüşmede, Çelik'in öğrenci affına sıcak bakmadığını ifade ettiğini bildirdiler. Dinçer, bu konuda Eğitim Sen'in çaba göstermeyi sürdüreceğini belirtti. Eğitim Sen Genel Merkez yöneticileri Fevzi Ayber ve Emirali Şimşek ile birlikte dün Milli Eğitim Bakanı Çelik ile görüşen Dinçer, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Çelik'ten toplugörüşmelerde mutabakat sağlanan sicil affı konusunda çaba göstermesini istediklerini bildirdi. Dinçer, yeni eğitim dönemi için 50 bin öğretmen kadrosu istediklerini, Çelik'in de kadro almak için birlikte kamuoyu yaratma çağrısında bulunduğunu söyledi. Sendikal faaliyetler nedeniyle il dışına gönderilmeden kaynaklanan mağduriyetlerin yaşanmaması için gerekli uyarıların yapılmasını istediklerini dile getiren Dinçer, kadrolaşmadan duydukları kaygıyı da ilettiklerini kaydetti.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'İnsan hakları işgale karşıdır' İnsan Haklarında Yeni Taktikler başlıklı uluslararası sempozyum, sona erdi. Sempozyumun kapanış oturumuna Filistin ve Irak'ta yaşananlara yönelik tepki damgasını vururken, gazetemize konuşan İngiliz, Amerikalı ve Hollandalı insan hakları savucuları ise insan haklarına biçilmek istenen yeni rolü eleştirdiler ve ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilkelerinin yaşama geçirilmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladılar. "Amerikan'ın Irak istilası etnik ve uluslararası bir suçtu" diyen Amerikalı insan hakları savunucusu Jimmy Creech, işgalin tüm dünyada istikrarsızlık yarattığını ifade etti. Creech, " 'Terörizme karşı savaş' denilen noktaya odaklanmak, bir anlamda gerçeğin inkâr edilmesi. Amerika'nın askeri ve ekonomik hakimiyeti terörizmi besledi. Terörizmi hangi koşulların yarattığına bakmak gerekiyor. Bu sempozyumda terörizme verilen birçok referans, bana terörizmin altında yatan gerçek sorunların unutulduğu hissine kapılmama yol açtı" dedi.

'İnsan hakları bir bütündür' İngiliz Martin Clark ise, insan haklarının yeniden tanımlanmak istediğine işaret ederek, insan haklarının "teröre karşı savaş" bağlamında konumunun ne olacağı sorusu ile karşı karşıya kalındığını kaydetti. Yaptıklarını meşrulaştırmak için insan hakları "dilini" kullananların ciddi bir tehlike oluşturduğuna işaret eden Clark, insan haklarının bir alt kümesini kullanarak, insan hakları ihlalleri gerçekleştirenlere izin verilmemesi gerektiğini kaydetti. Clark, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin önemine işaret ederek, "İnsan hakları evrensel ve bölünemez bir bütündür. New York'ta Dünya Ticaret Merkezi'nde çalışan bir insan için insan hakları neyse, Bağdat'ta yaşayan için de odur" dedi. Irak ve Filistin'de yaşananların açık bir insan hakları ihlali olduguna değinen Clark, Irak'ta ve Filistin'de insan hakları savunucularının verdiği emeğin çok önemli olduğunu vurguladı. Clark, "İnsan haklarını azaltarak, insan güvenliğinin artırılabileceğini düşünmüyorum. En iyi güvenlik insan haklarının tam anlamıyla yerleştirilmesi ve uygulanmasıdır" dedi. Hollandalı insan hakları savunucusu Anneke Bosman, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde ortaya konan insan haklarının son yıllarda daha da önem kazandığını belirtti. Bazı hükümetlerin, politikacıların "Bir teröriste ya da mahkûma birazcık işkence yaparak, çok sayıda yaşamı kurtarabiliriz. İnsan haklarını biraz ihlal ederek, daha fazla insan hakkını koruyabiliriz " dediğine işaret eden Bosman, "Biz 'Hayır, insan haklarını çiğneyemezsiniz. Kim oluyorsunuz da, 'şu' insan hakkının ötekinden daha önemli olduğunu söylüyorsunuz' diyoruz. İnsan haklarının yeniden tanımlanmaya değil, 50 yıl önce söylenenlerin altını daha çok çizmeye ihtiyacımız var. İnsan hakları evrensel ve bölünümezdir" dedi.

'Teröre karşı savaş' bir maske Filistinli Salma Jarbawi ise, "güvenlik, terör ve teröre karşı savaş"ın ne olduğu konusunda ciddi bir problem olduğunu belirterek, "Filistinliler her gün öldürülüyor, işkenceye uğruyor, insan hakları ihlal ediliyor. Filistinliler umutsuz. Biz artık barışı beklemiyoruz. Belki de ölümü bekliyoruz. Kimse İsrail'i durduramıyor, BM'nin yaptırım gücü yok. Kendiyle birlikte sivilleri de öldüren birini meşrulaştırmak istemem ama 'dünyada hiç kimsenin size yardım edecek gücünün olmadığını' bilmenin insanı nasıl umutsuzluğa sürüklediğini anlamak zor. Birileri beynininizi yıkayabilir ve intihar eylemcisi olmaya ikna edebilir. Dünya sadece intihar eylemcilerini görüyor, buna neyin neden olduğunu, Filistinlilerin her gün İsrail'in terörüne maruz kaldığını görmüyor" dedi. Özgürlükleri için savaşanların "terörist" olarak adlandırılamayacağını belirten Jarbawi, "Filistin ve Irak işgal altındayken, bana kimin terörist olduğunu söyleyemezsiniz" diye konuştu.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.