27 Eylül 2004 01:00

İşçiler mi suçlu!

Tuzla'da bulunan tersanelerde çalışan işçilerin ne sigorta pirimi ödeniyor, ne de işgüvenliği için gerekli malzemelerden yararlanmaları sağlanıyor.

Paylaş
Sabahları banliyö trenlerine belki de en fazla yolcunun inip bindiği durak İçmeler İstasyonu'dur. Çünkü bu istasyon aynı zamanda 15 binin üzerinde işçinin çalıştığı Tuzla tersaneler bölgesinin de giriş kapısı sayılır. Bu kapı sabah saat 07.30'da istasyondaki sabah sessizliğini bozan trenin düdüğü ile açılır ve işçiler tersanelere akmaya başlar. Hemen her sabah birbirinin tekrarı olur burada. Binlerce ayak hızlı adımlarla ilk önce büfelerin ve çay ocaklarının önünde kuyruk oluşturuyor. Ayaküstü yapılan sohbetler, bağırış ve çağırışlar arasında işe girmeden önce bir bardak çay içip, bir kaç poğaça ile karınlarını doyuruyorlar. Aynı saatlerde gece vardiyasından çıkan işçilerde evlerine varmak için istasyona yöneliyorlar. Onların adımları 12 saat süren ağır bir çalışmanın yorgunluğundan dolayı işe yeni başlayacaklara göre oldukça yavaş ve isteksiz.

İş cinayetleri Bazı işçiler ise iş çıkışını göremiyor ya da gözünü hastanede açıyor. Yılbaşından yaz ortasına kadar iş kazalarında 10 civarında işçi yaşamını yitirdi. Duyumlar hesaba katılacak olursa bu rakam katlanarak artar. Tuzla tersaneler bölgesinde iş kazaları hiçbir zaman alışılmayan ama eksik de olmayan bir gerçek. Her işçi en az bir iş kazası görmüş ya da geçirmiş. Bu kazaların bir çoğunun ufak tefek tedbirlerle önlenebileceğini söyleyen işçiler, patronların tedbirleri almaması nedeniyle iş kazalarını iş cinayetleri olarak nitelendiriyorlar.

Sigorta pirimi hiç yatırılmadı "Tersanenin en tehlikeli işinde, kumlama bölümünde günde 12 saat çalışıyorum" diyen Ferhat Özcan 36 yaşında. Evli ve bir çocuk babası Özcan, iki yıllık işçi. Bu emeğinin karşılığında ise bir gün bile sigorta pirimi ödenmemiş. "Yapılmaz da" diyor. Bir arkadaşının gözleri önünde iskeleden düştüğünü görmüş. "Onun şimdi sağ tarafının tamamı felçli "diyen Ferhat Özcan, çalıştığı süre içinde ne bir yere gidebilmiş, ne de ailesiyle tatil yapmış. Özcan iş güvenliği konusunda ise "Taşeron sistemi olduğu sürece bir şey olmaz" diyor.

'Bareti kim bulmuş?' Sigorta pirimlerinin yatırılmamasından yakınan Metin Arduç 18 yaşında ve iki yıllık işçi. "İşçi iskeleden düşüyor. Oraya keyfinden değil, iş için çıkıyor. Patron kaza olmasını istemiyorsa vinç tahsis eder, kemer verir ve takmayı zorunlu yapar" diyen Arduç "Ya baret?" sorusuna "Bareti kim bulmuş da takıyor?" yanıtını veriyor. İş kazalarına karşı önlem alınmasının önemine dikkat çeken 23 yaşındaki Şenol Kurnaz ise "Önlemini al takdir Allah'tandır" dedi. Henüz bir haftalık işçi. Bir ayın sonunda sigortasının yapılacağına inanıyor. Yapılmazsa işten ayrılacağını anlatıyor. Deneyimliler ise sigorta piriminin ödenmesini beklemenin boş bir hayal olduğunu söylüyor.

'Gerekirse işi bırakırız' Selçuk Öncel 20 yaşında ve 3 yıllık işçi. Sadece 4 aylık sigorta pirimi ödenmiş. Yeni girdiği işyerinde sigortasının ödenmesi şartını koşmuş. "Dört arkadaşız. Eğer ay sonunda sigortamız ödenmemişse işi bırakacağız" diyen Öncel, tersanelerde işçilerin sigortalı çalışabileceğine inanmıyor. Bir yere şikâyette de bulunmuyor, "Çünkü" diyor, "Taşeron bir gün olmazsa ikinci gün işini halleder." İş güvenliği için önlemlerin alınmadığını belirten Selçuk Öncel, gördüğü iş kazasını anlatıyor: "Gece boya yapıyorduk. İşçi gemiyle duba arasında sıkıştı sonra suya düştü. Cesetini ertesi gün sudan çıkardılar. Üstelik kadrolu işçiydi." Taşçılık yapan Öncel, çalıştığı sırada bir kapağın fırlaması sonucu gözlüğünün patladığını ve yenisi istediğinde "yok" yanıtını aldığını anlatıyor. Patronların "İşçiler sendika istemiyor" sözüne tepki göstren Öncel, "Madem öyleymiş o zaman ben istiyorum. Niye sendikalı yapmıyor?" diye soruyor.

Para teklif ettiler "Hiç kimseden korkumuz yok, yaz" diye söze başlayan Murat Bahadır, birkaç ay önce İlhami isimli bir arkadaşının iş kazasında yaşamını yitirdiğini ve patronların ailesine para teklif ettiğini söyledi. İşçiler arasında gruplaşma olduğunu ve bir araya gelinmediğini söyleyen Bahadır şöyle devam ediyor: "Memleketine göre ayrım oluyor ve herkes kendi memleketinden ya da akrabası olan taşeronun yanında çalışıyor. Çünkü öyle olmazsa paranı 20-25 günde alamazsın. Tanıdıksa alınır." Gruplaşma nedeniyle gerginlikler de oluyormuş. Bahadır daha geçen günlerde başka bir grupla kavga etme noktasına geldiklerini ifade ediyor. Murat isimli başka bir işçi ise dağınıklıklarını ve bundan dolayı yaşadıkları çaresizliği şöyle anlatıyor: "Kalabalığız, gemi yapıyoruz ama çekirgeler gibiyiz."


Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç:

İşçi hayatı hiçe sayılıyor Son dönemlerde kazaların iyice arttığını anlatan Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç, yüksek kârların elde edildiği tersanelerde işçilerin hayatlarının hiçe sayıldığını söyledi. İşgüvenliği için gerekli önlemlerin alınmadığını ifade eden Dinç, bazen işçilerin iki üç gün hiç durmadan çalıştırıldığını söyledi. Kazaların yarıdan fazlasının önlenebileceğini ancak gerekli tedbirlerin alınmadığını belirten Cem Dinç, "Tulum, demir uçlu bot, baret, kulaklık, emniyet kemeri ve iş saatlerinin kısaltılması başta alınması gereken tedbirler" diye konuştu. Cem Dinç, iş güvenliği açısından denetimde bulunacak yetkililerin olması gerektiğini ve bu kişilerin de gerekli önlemleri aldıracak yetkisi olması gerektiğini anlattı. Bundan dolayı kazaların sorumlularının "patronlar ve onları denetlemeyenler" olduğunu kaydeden Dinç, sendikaya gelen bilgilere göre 1996 yılından bu yana iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının 50'yi aştığını belirtti. "Duyumları da sayarsak sayı daha da artar" diyen Dinç, yaralanmaların ise her gün yaşanan sıradan olaylar haline geldiğini anlattı. Sendika olarak iş cinayetlerine karşı mücadeleyi yükselteceklerini dile getiren Cem Dinç, yetkilileri yetkilerini kullanmalarını sağlamak için tüm eylem biçimlerini kullanacaklarını kaydetti.


Dok Gemi-İş Genel Başkanvekili Necip     Nalbantoğlu:

İşverenler iyi taşeronlar kötü Tersane bölgesinde bir buçuk yıl önce örgütlendiklerini ve 13 tersanede sözleşme yapma yetkisi aldıklarını anlatan Dok Gemi-İş Genel Başkanvekili Necip Nalbantoğlu, sözleşme yaptıkları tersanelerde iş kazası yaşanmadığını iddia etti. "İşimiz ağır sanayi. En hafif yükümüz 5 ton. İki yıl öncesinde işverenlerle yaptığımız toplusözleşmelerde işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili işçileri eğitmeye başladık. İşverene düşen kısmı işveren hallediyor. Biz de sendika olarak yetkili olduğumuz yerlerde seminer düzenleyeceğiz" diyen Nalbantoğlu, işverenlerin bu amaçla tersaneler bölgesinde ekip ve dispanser kurduklarını, tersanede çalışan herkesi chek-up'tan geçirdiklerini ve "tedavi edip bırakmadıklarını takibini de yaptıklarını" savundu. Tersanelerin kötü yüzünü ise taşeronların oluşturduğunu anlatan Nalbantoğlu, "Devlet bunun önünü alamıyor. İş müfettişleri bunların tespitini yapacak ve ceza verecekler" diye konuştu. Bunda tersane sahiplerinin de sorumluluğu olduğunu söyleyen Nalbantoğlu, "Taşeronlar tersane işverenlerini de kandırıyor gibi geliyor bana. Tersane sahipleri akıllı insanlar. Sigortasız adam çalıştırmazlar. Ama taşeron adına giden yüzlerce işçi var. Bunu takip edemezler. Taşeron sistemi kaldırılmalı" dedi.


Çoğunluk kayıtdışı çalışıyor Telefonda sorularımızı yanıtlayan İstanbul İş Teftiş Kurulu Başkanvekili Adnan Çetiner, yılbaşından yaz ortasına kadar Tuzla tersanelerinden 4-5 civarında ölümlü kaza başvurusu yapıldığını söyledi. Son olarak geçtiğimiz şubat ayında 36 işyerinde 4 ay boyunca inceleme yaptıklarını ve bu yıl bir daha incelemede bulunacaklarını söyleyen Çetiner "Orada taşeron sorunu var. Bunun dışında iş kazası olmaması için bazı önlemlerin alınmasını istedik" diye konuştu. İşverenlerin yaklaşımının iyi olduğunu ancak taşeronların bu konuda lakayt davrandığını söyleyen Çetiner, "Taşeronla ilgili taleplerimizi de yapıyorlar" dedi. İş kazaları ile ilgili bilgilerin önce Çalışma Bölge Müdürlüğü'ne ardından da yaklaşık 15 gün sonra kendilerine geldiğini ifade eden Çetiner, bölgede yaklaşık 12 bin işçi çalıştığını ve bunun ancak 3 bininin sigortalı olduğunu vurguladı. Kayıtdışılığa karşı gereğinin neden yapılmadığını sorduğumuz Çetiner şunları anlattı: "Sigorta müfettişlerinin inceleme yapması ve sigortasız işçiyi işyerinde çalışırken yakalaması gerekir. Bu sorunun çözülmesi için işçinin duyarlı olması gerekiyor."


GİSBİR: Kendimizle gurur duyuyoruz Haklarındaki iddiaları sorduğumuz GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak ise "Biz taşeron işçiyle, kadrolu işçiyi bir tutuyoruz. Tersanenin kapasından içeri giren kim olursa olsun başından geçen olaydan tersane sorumludur" dedi. Taşeronda çalışan işçilerin iş güvenliği ile ilgili önlemler konusunda duyarsız ve bilinçsiz olduğunu ve tüm zorlamalarına karşın kaskını, eldivenini kullanmadığını, iş emniyetini almadan çalıştığını ileri süren Bayrak, taşeron ve kadrolu ayrımı yapılmadan bütün işçilerin sürekli olarak tersanede kurdukları dispanserde sağlık kontrolünün yapıldığını ve "ince bir hassasiyetle takip ettiklerini" ileri sürdü.

Kayıtdışı yok! "İkincisi GİSBİR'in işyeri denetim kurumu var. İşyeri denetim kurumu da iş güvenliği mühendislerinden oluşur. 24 saat tersaneleri gezer ve görev yaparlar. Vincinden, forklifte kadar işçinin kullandığı kaska ve eldivene kadar işyerindeki emniyet tedbirlerinin alınıp alınmadığını kontrol ederler ve eksik varsa derhal yaptırılmasını sağlarlar" diyen Bayrak, iş kazalarını ise tesadüfe, işçilerin tedbirsizliğine ve eğitimsizliğine bağlıyor. Kayıtdışı ve sigortasız işçi olmadığını iddia eden Bayrak, "Kayıtdışı işçi var diye kim söylemişse sallıyor. Böyle bir risk alınır mı? İş güvenliği ve işçi sağlığı açısından kendimizle gurur duyuyoruz" diye konuştu.

Dok Gemi-İş'i biz seçtik İşçi sendikalarının birbirini taşlayarak rekabet yaptığını ve kendilerini de alet etmeye çalıştığını iddia eden Murat Bayrak şöyle devam etti: "Biz kendi sendikamızı seçmişiz. Bizim işçilerimizin hiçbiri üye olmama taraftarı değildi. 'Böyle bir zorunluluk yok. Tersanemiz bize her türlü hakkımızı veriyor. Sendikaya ihtiyaç yok' dediler. Biz sendikayla çalışmak istiyorduk ve Dok Gemi-İş'i seçtik." Ailelerin kaza olmadan evvel çocuklarının işe girmesi için başka davrandıklarını ama acılı olunca başka konuştuklarını söyleyen Murat Bayrak, iş cinayeti tanımını ise şöyle değerlendirdi: "Bu bir cinayet mi? Patron işçiyi öldürmek için mi tedbir aldı? Çalışan ekmek parası için çalışır, çalıştıran da işinin görülmesini ister. Sektöre balta vurmak için bir takım kuruluşlar propoganda yapıyor. Yararlı olmaya çalışanlar bir kendilerini muhakeme etsinler."

ÖNCEKİ HABER

Vergi barışında geri sayım

SONRAKİ HABER

YSK, İstanbul kararının iptaline ilişkin gerekçeli kararını açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa