22 Eylül 2004 21:00

Kürt okuru dünya
   edebiyatı ile buluşturuyor

1974 yılında Iğdır'da başlayan çocukluğu, Hacettepe ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı'na uzanan öğrencilik yılları, Latince ve Eski Yunanca'yı öğrenme çabaları...

Paylaş
Bu işe başlarken Kürt edebiyatına "yeni bir soluk getirmek" gibi hedefleriniz ve iddialarınız vardı. Yaklaşık 7 aya varan bir yayın faaliyetiniz oldu. Bu süreç nasıl sonuçlar doğurdu? Bajar Yayınevi, 9 kitapla işe başladı. Bu arada festivaller oldu. Kitap dağıtımı yaptık. Elbette bu sonuçlar üzerinde konuşmamız daha doğru olur. Biz belli perspektiflerle yola koyulduk ve ne yapmak istediğimizi açıkça ortaya koyduk. Bajar, yaptığı işlerle, en azından ilerde olabilirse, bir kitabevi açabilirse, imza günleriyle, konferanslarla, seminerlerle belki bir kültür merkezi, belki de bir kültür hareketi olmanın harcı olma iddiasını taşıyor. Biz yoğun olarak kitap tanıtımı yaptık ve kitabın ulaşmadığı yerlere kitabı ulaştırmaya çalıştık. Bunlar ses getirdi ve böylece yaz sezonunu açtık. Elbette kısa, orta ve uzun vadeli planlarımızı ortaya koyarken işimizin çok zor olduğunu biliyorduk. Ona rağmen bir umut dağıtıcısı olmadık. Tüm bu çerçeve içerisinde işimizi kolaylaştıran bir etken oldu; sol ve yurtsever muhalif basın, imkânları ölçüsünde, bize kapılarını açtı. Yayınevi sembolümüz "yaban kazı", son iki ay içersinde zihinlerde biraz yer edindi. Kürtçe kitap piyasasının yaşadığı sıkıntılar biliniyor. Bu sıkıntılar katlanarak mı artmakta? Bir rahatlamadan söz edilemez mi? Bajar, tek olma iddiasında değil. Ama en azından işini düzgün yapmak zorunda. Telif konusu, kitapların güzel basımı, dağıtımı, yazarlarla ilişkiler... Tüm bu çerçeve içerisinde sorunlarımız azalmıyor maalesef. Her yayınevi kendisine bir pazar açar, ama bununla birlikte, yazarlar ve yayınevinin yaşadığı ilişkiden dolayı, yeni sorunlar ortaya çıkar. Sonra, kitap dağıtımında sorunlar ortaya çıkıyor. 10 tane dağıtım şirketi var diyelim, bunlardan ikisine ulaşılmıyor, Kürtçe kitap kabul etmiyorlar, bazıları dudak büküyor, bazıları hakaretvari yaklaşıyor. Yani sorunlar katlanarak büyüyor aslında. Ve birçok insan bir kitap nasıl ve hangi koşulda çıkar bunu düşünmüyor. İlk kitaplarımızın şiir çevirisi olması da handikap yaratıyor. Genelde söylenen şu: "İşte, şiir zaten okunmuyor bu ülkede, yaptığınız delilik!" Ama ben iyi kitap basmak istiyorum ve bastığım kitap, ilk önce benim kütüphaneme girdiği için, kitabın şekli şemalini önemsiyorum. Tepkiler nasıl oldu? Eleştiri ve öneriler geliyor mu? Umudumuz o ki; öneriler gelsin insanlardan. Ama işte, "Şu yazarlar, şu romanlar da var. Şunları da çevirin" böyle öneriler maalesef gelmedi. Çünkü kendi yazarımız okumuyor. Pazarı olmayan bir dilde, hayatına kitabı sokmuş insanı bırakalım, bu dille uğraşan, bu dilin yapıcısı insanlar çok okumuyorlar. İnsanlar, dünya edebiyatını takip ediyoruz diyorlar, ama ben bunu görmüyorum. Çünkü çevirilerini bastığımız dünya şairlerini çok garip karşılayanlar var. Bunlar Türkçe'de olmayan çeviriler olduğu için çok garip karşılandı. Hatta buna ne gerek var diyenler oldu. Önce kendi yerel kültürümüz, ulusal kültürümüz var, buradan başlayalım eğilimi var. Tabii bunu yapan yayınevleri de var, ama bizim çok ihmal edilmiş bir alana el atmamızla sıkıntılarımız daha da arttı. Öte yandan, bu işler hemen bugün karşılığını bulacak işler değil. Bunun sebebini okuyucuda arıyor musunuz? Yazarın böyle olduğu bir ülkede, okuyucuda böyle bir şey aramıyorum. Yazarı da kabaca suçlamıyorum, ama yazar arkadaşların kendi yazdıkları kitapların dışındaki yazarların kitapları hakkında hiçbir fikri yok. Gittiğim yerlerde ilk olarak kütüphane dikkatimi çeker. Ama birçok arkadaşın evinde kitap yok. Ve bu insanlar yazıyorlar. Başka faaliyetlerde bulunuyorlar. Gidiyorlar aslında yapmamaları gereken işleri yapıyorlar. Yazan insan, okumalı. Bajar'ın bireysel bir girişim olduğunu söylüyorsunuz... Tabii bu kişisel bir girişim. Ama bireyin her girişimi zaten sosyolojik bir zemine dayanır. Benim de kurumlarda çalışmış, bu ülkede mücadele biçimlerini az çok tanımış ve aktif olarak yer almış her insan gibi kafamda sosyolojik bir proje var. Ben de yayınevi olarak bu toplumsal projeye katkıda bulunmak istiyorum. Bastığım her kitabın toplumsal bir karşılığı mutlaka olacak. Bu toplumu değiştirecek. Çünkü bu mücadelenin bir parçası olacak. Kürt edebiyatının doğal gelişim süreci de sancılı oldu. Biraz "tepeden" bir müdahale mi oldu acaba? Tam tersine. Edebiyatçılar ve yazarlar, giderek daha çok yayınevi kurmak ve kitap basmak zorunda kalıyorlar ve tamamen zeminden hareket ediyorlar. Mesela, dıştan yapmaya çalışan kurumlar var, projelerle ve programlarla. Hatta bu işi salt kurumlar yapar, diyenler var. Ki bu iş ne zamandır kurumlara bırakıldı ama pek karşılığını bulamadı. Keza çıkardığımız bir dergi de o ara kapandı. Edebiyatımızın tarihsel süreç içinde geldiği nokta, içinde bulunduğu sosyal, ekonomik koşullar ve her bireyin içinde yaşadığı daralma... Yani bunu yapabilecek güç kurumlardı. Ama deyim yerindeyse, onlar buna engel oldular. Maalesef yazarlar, yazıdan zaman çalmak pahasına, bunu yapmak zorunda kaldılar, kalıyorlar. 12 yazar arkadaşımız, Diyarbakır'da "W" diye bir dergi çıkarmaya başladı. Keşke bir kurum çatısı altında, daha güçlü çıksa ve buna maddi destek verilseydi. Ama bizi destekleyen bir devlet yok. Varolan kurumlar desteklemiyor, bunu sübvanse eden, maddi ve manevi destek veren yok. Çok zor aslında. Bu arada bu kurslar gelişirse ve biraz reklama, tanıtıma ağırlık verirsek, güçlü dağıtımımız olursa, o zaman yavaş yavaş bu iş gelişir ve yazarlar bunu yapmak zorunda kalmazlar. Şiir çevirileriyle işe başlamanız, şair yanınızdan mı kaynaklı? Düzyazıdan çok şiire müdahale etmek istedim. Modern şiirden yoksun anadilimizin bugün ilk elden dünya şiiri ile buluşması gerekiyor. O yüzden tercih olarak şiiri seçtim. Roman da çok önemli, öykü de. Çeviri, modernleşmeye çalışan edebiyata bir müdahaledir. O dil, başka dillerle tanışmalı. Kendim iyi şiir yazmaya çalışıyorum ve bu çevirileri okuyan arkadaşların iyi şiir yazmasını istiyorum. Yaptığım çevirilerin hepsi de benim okumalarımın parçaları. Wallace Stevens ve William Carlos Williams diye iki büyük Amerikalı şairin toplu şiirlerini okumaya başladım bu ara. Daha önce benzeri kök şairlerin şiirlerini Kürtçe'ye kazandırdıktan sonra ben de başka türlü bir şiir yazmaya başladım. İnsanlar etkilenmeye açık olsun diye bu işi yapıyorum. Sonuçta bu bir alışveriş biçimidir. Eğer bir çeviri şiir olmazsa, şiirimiz çok yerel düzeyde kalır. Öykümüz de öyle. Bu anlamda ne kadar dünya şairi varsa onları anadilimize kazandıracağım diyorum. Çevirideki kıstasınız nedir? Şimdiye kadarki metinler batı dillerinden ve Arapça'dan oldu. Farsça'dan metinlerimiz de var. Bir Kafkas projemiz var. Kıstasımız, elimizdeki çeviri metnin; şiir, roman, öykü her neyse, başarılı bir çeviri olması gerekiyor. Çevirmenin usta bir çevirmen olması gerekiyor. Bunlar çok başka konular, ama yayınevinin öncelik verdiği şey, bir metnin orijinal dilden çevrilmiş olmasıdır. Ünlü bir Arap şairi Türkçe'den çevrilmişse basmam. Arapça'dan çevrilmiş olması gerekiyor. Ya da bir Rus veya Ermeni şairin Arapça'dan çevirisini basmam. Orijinal olacak! Çünkü dilimizin bir diğer dil karşısında kendisini görmesi gerekiyor. Yoksa işin kolayına kaçarsan Türkçe'de her şey var. Mesela, Kafka çok defa çevrilmiştir Türkçe'ye. Eğer Kafka'yı çevirecek olsam, Almanca'dan çeviririm. Çocuklar için de projeniz olacaktı? Açıkçası çocuklara yönelik metinlerin doğrudan anadilde yazılmasını daha doğru buluyorum. Ama böyle bir çaba yok. Bazı yayınevleri tarafından basılan çocuk kitaplarının yayın haklarını almaya çalışıyorum. Bu set, 15 kitaptan oluşuyor. Çizmeli Kedi var mesela. Parmak Çocuk, Kurşun Asker var. Ama Kürt folklorunu içeren tarzda kitaplar olursa onları da basacağız. Çocuklar özeldir benim için. Çünkü ben, anadilimden mahrum büyüdüm. Çocukluğuma olan borcumu ödemek istiyorum. Sırada neler var? Sonbahar sezonunda en az 10 tane kitap basacağız. Öyküler var, belki bir iki roman olacak. Ondan sonra Farsça'dan bir şiir seçkisi var. Amerikan şairleri var. Amerikalı öykücü O'Henry'nin Sidar Jir tarafından çevrilmiş öyküleri var. Oscar Wilde'ın öyküleri var, benim çevirilerim. Muhammet Ümran diye bir Arap şairi var. Türkçe'de hiç bilinmeyen bir şairdir bu. Jana Seyda'nın şiirleri var, Güneybatı Kürdistanlı kadın şair. Yaqob Tilermeni'nin sürgünlük öyküleri var, basacağız. Onun dışında Türkçe dosyalar da basmayı düşünüyoruz. İlk Türkçe kitabımız, Muharrem Erbey'in "Yitik Secere" adlı öykü kitabı olacak, bugünlerde çıkacak. Artı -olabilirse- her yıl düzenleyeceğimiz bir edebiyat yarışması başlatmayı düşünüyoruz.


'600 kelime' ile dünyanın en büyük şairleri! Peki bu çeviriler karşısında Kürt dilinin sınırları nedir? Kürtçe'nin altı yüz kelimeden ibaret olduğu iddiasına ne diyorsunuz? Bir kere şunu söyleyeyim, altı yüz kelimeden oluşuyor deniliyor ama ben altı yüz kelimeyle dünyanın en büyük şairlerini çeviriyorum! Bu dilin kendisine göre özellikleri var. Lehçeleri, sözcük yapısı, imlası var. Dil kullandıkça, çeviri yaptıkça gelişiyor. Bilimsel, teknolojik süreçleri dışta tutarsak, bütün dillerin kaynağı tektir, o da folklordur. Kürt folkloru çok zengindir ama bir Afrika kabilesinin folklorundan daha zengin değildir. Bir alanda bir dil, görece daha zengin olabilir. Mesela Kürtlerde denizcilik olmadığı için denizcilikle ilgili terimler Kürtçe'de yoktur hemen hemen. Türkçe'deki denizcilik terimlerinin çoğu Yunanca'dır. Ama Yunanca'da bir sürü Türkçe yemek ismi vardır. En zengin dil olarak bilinen İngilizce'deki terimlerin yüzde 60'ı Latince kökenlidir. Hiçbir dil, tek başına sonsuz veya zengin veya fakir değildir.

ÖNCEKİ HABER

En hakiki hayat hikâyeleri

SONRAKİ HABER

NASA'nın tamamı kadın astronotlardan oluşan ekibi ilk kez uzay yürüyüşü yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa