21 Eylül 2004 01:00

Şırnak yine 'yasaklı' bölge

Şırnak Valiliği, Cudi ve Gabar dağı bölgeleri başta olmak üzere birçok kırsal alanın kullanılmasını yasakladı. Karara göre belirlenen yerlerin dışına çıkan, buralarda gezen, kömür çıkaran veya koyun otlatan kişiler hakkında yasal işlem yapılacak.

Paylaş
Şırnak'ta yoğun çatışmaların yaşandığı dönemde başlatılan "yasaklı bölge" uygulaması tekrar hayata geçiriliyor. Şırnak Valiliği'nin aldığı karara göre Cudi ve Gabar dağı bölgeleri başta olmak üzere birçok kırsal alana girilip-çıkılması yasaklandı. Karara göre belirlenen yerlerin dışına çıkan, buralarda gezen, kömür çıkaran veya koyun otlatan kişiler hakkında yasal işlem yapılacak.

Camilerden okunuyor Şırnak'taki tüm kurum, kuruluş ve mülki amirliklere, muhtarlıklara ve koruculara iletilen yasaklama kararı, belde ve köylerde bulunan camilerde hoparlörlerden okunuyor. Şırnak halkını tedirgin eden emirde İl Jandarma Komutanlığı sorumluluk bölgesinde olan Cudi, Gabar, Bestler, Dereler, Kel Mehmet dağları, İncebel ve Faraşin bölgelerinin Kongra-Gel mensuplarınca üs bölgesi olarak kullanıldığı savunularak, "Bu bölgelerde barınan terör örgütü mensuplarının ihtiyaçları buralara yakın yerleşim yerlerince sağlanmaktadır. Bu bölgelerde kötü niyetli kişilerin dolaşarak örgüte yardım yataklık yaptıkları, destek verdikleri tespit edilmiştir. Komutanlığımızca belirtilen bölgelerin haricindeki yerlerde hayvan otlatılmayacaktır. Belirtilen bölgelerin dışında hayvan otlatmak, kaçak orman kesmek, ve kaçak kömür nakletmek kesinlikle yasaktır. Aksi durumlarda yasal işlem yapılacaktır" denildi.

Hayvan otlatılmayacak Yazılı emirde ayrıca Koçaklı köyü ve civarı, Gabar istikameti, Cudi dağının etekleri, Bızın Mahallesi, Çeko kalesi, Begene kalesi civarı, Güneycen'in Gurdılan Mahallesi, Şiker boğazı istikametleri, Günedoğmuş ve Görmez köylerine hayvan otlatmak maksadıyla gidilmeyeceği belirtildi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Sağlıksız dönüşüm... SES İzmir Şubesi, İzmir Tabip Odası ve Türk Hemşireler Derneği İzmir Şubesi'nin ortaklaşa düzenlediği, "Dünyada ve Türkiye'de sağlığın yeniden yapılanması, topluma ve çalışanlara etkisi" konulu sempozyum sona erdi. Sempozyumun ikinci gününde düzenlenen panelde Sağlıkta Dönüşüm Programının halk sağlığına ve çalışanlara etkileri tartışıldı, panelin ardından bu programa karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda bir forum düzenlendi.

Tıbbi yoksulluk Panelde konuşan Uludağ Üniversitesi Halksağlığı Anabilimdalı Öğretim Üyesi Kayıhan Pala, Sağlıkta Dönüşüm Projelerinin Türkiye'ye özgü olmadığını, Bulgaristan'da da aynı değişimlerin dayatıldığını belirterek, bunların küresel finansın çevre kapitalist ülkelere dayattığı Dünya Bankası Projeleri olduğunu ifade etti. Pala, Yapısal Uyum Programlarının sonucu olarak sağlıkta özelleştirmenin "Tıbbi yoksulluk"u doğurduğunu, bunun da tedavi edilmeyen hastalıklar, sağlık hizmetlerinde azalma anlamına geldiğini ifade etti. İstanbul Tabip Odası Basın sözcüsü Dr. Osman Öztürk, gerek devlet memurları gerekse SSK'lıların özel hastanelere sevkinin başta İslami sermaye olmak üzere özel sağlık sektörüne önemli bir rant alanı açtığını belirterek, "Bu yolla ne boyutta bir kamusal kaynak aktardıkları şimdilik bilinmemekle birlikte uygulama özel sağlık sektörünün AKP politikalarının aktif ve agresif bir destekçisi olmasını sağladı" dedi. Daha önce temizlik, güvenlik, yemek gibi hizmetlerle sınırlı olan taşeronlaştırmanın doğrudan sağlık hizmetlerine taşınmasının önümüzdeki dönemin önemli bir gelişmesi olacağını dile getiren Öztürk şöyle devam etti; "Hastaneleri işletmelere dönüştürmek gibi zor ve çetrefilli bir uygulama yerine tümden taşerona devretmek AKP açısından çok daha alışkın oldukları ve uygun bir tarz olacak." Öztürk, AKP'nin sağlıktaki hamlesinin akibetini sağlık çalışanlarının yaptığı hızlı ve güçlü karşı atağın performansının belirleyeceğini ifade etti.

Tüketim hedefleniyor Türk Hemşireler Derneği İzmir Şubesi üyesi Zuhal Bahar, Sağlıkta Dönüşüm Programının hemşireler üzerindeki etkisini anlattığı konuşmasında, Çakılı kadro yasası ile kalıcı personelin geçici işçi statüsünde çalışacağını dile getirdi. Sağlık personelinin sözleşmeli statüye geçmesiyle çalışacakları yerlere kura çekerek gideceğini belirten Bahar, süresi bir yıllık olan ve "il'de yetkili kılınan amir" ile yapılacak sözleşmeler doğrultusunda çalıştırılacağını dile getirdi. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın getirdiği bir başka konunun Aile Hekimliği olduğunu ifade eden Bahar, bu sistemde hemşirelerin yardımcı konumuna getirildiğini oysa hemşireliğin başlı başına profesyonel bir meslek olduğunu vurguladı. Hemşirelik Yüksek Okulu mezunu hemşirelerin Mayıs 2003'ten itibaren ayda 480 milyon maaşla haftada 50-60 saat sözleşmeli olarak çalıştırıldığını ifade eden Bahar, "Birçok ülkede sağlık çalışanları bu olumsuzluklar karşısında işi bırakarak, grev yaparak, sendikalaşarak karşı durmaya çalışmaktadır" dedi. Son konuşmayı yapan Dr. Eriş Bilaloğlu da, performansa dayalı ücretlendirme konusuna değinerek, "Sağlık Bakanlığı çalışanla çalışmayanı bu yöntemle ayırt edeceğini söylüyor. Bunun ekip ya da kurum değil, kişi üzerinden yapılan puanlamayla yapılacağını söylüyor. Daha çok hastaya bakılması -muayene değil-, daha çok tetkik yapılması verimliliğin artması anlamına gelmez" dedi. Böyle bir uygulamanın sadece daha çok sağlık ürünü tüketilmesini sağlayacağını, tüketimi arttırmayı hedeflediğini vurgulayan Bilaloğlu, şöyle devam etti: "Hizmet başına, kişi başına ödeme, etik olarak erozyona yol açar. Hekimler düşen gelirlerini arttırmak için farklı yollara başvurabilirler. Bu sistem ideolojik olarak rekabeti ve bireyselleşmeyi getiriyor".


DAVAYA TOPLU GİDİLECEK İki gün boyunca çok sayıda sağlık çalışanı tarafından dikkatle izlenen sempozyumun son oturumunda, "Sendika ve meslek örgütlerinin tavrı ne olmalıdır" konusunda bir forum düzenlendi. Forumda söz alan sağlık emekçileri, bu sempozyumun kendileri açısından çok yararlı olduğunu dile getirerek artık yasalar çıkmadan önce harekete geçmek gerekliliğini vurguladılar. Önerilerde hastanelerin mutfak, temizlik gibi işlerinde taşeron olarak çalıştırılan işçilerle de bir araya gelmek gerektiği ifade edildi. Sağlık çalışanlarının son yaptıkları eylemlerle birlikte hükümetin saldırılarına karşı hareketin öncüsü durumunda olduğuna dikkat çekilerek, eğitimin ve işçi haklarına yönelik saldırıların da bütünün bir parçası olduğu ifade edildi. Sorunların çözümü için bu bütünün diğer parçalarıyla da bir araya gelmek gerektiği, diğer ülkelerin emekçi örgütleriyle de sıkı ilişkiler içine girilmesi gerekliliği vurgulandı. Halkın da hükümetin uygulamaları ve yapılacak eylemler konusunda bilgilendirilmesi gerektiğinin dile getirildiği forumda, başta İstanbul Tabip Odası olmak üzere birçok kurumun temsilcisinin yargılanacağı 13 Ekim'deki davaya topluca gidilmesi önerisi getirildi. SSK üzerinden işçi sendikalarıyla ilişkiye geçilmesi ve birleşik mücadele yürütülmesinin sonuç alma bakımından etkili olacağı ifade edildi.

ÖNCEKİ HABER

Okullar çürük çıktı

SONRAKİ HABER

Ahmet Türk: MARSU’yu 600 milyon TL borç ile devraldık

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa