18 Eylül 2004 01:00

Fotoğrafta pek KADIN yok!

Henrich Böll'ün romanını bilmem anımsar mısınız, adı "Fotoğrafta Kadın da Var"dı.

Paylaş
Henrich Böll'ün romanını bilmem anımsar mısınız, adı "Fotoğrafta Kadın da Var"dı. 13 Eylül'de Boğaziçi Üniversitesi'nde Ka-Der ile Eczacıbaşı'nın düzenledikleri "Türkiye ve AB'de Kadınlar Ortak Bir Anlayışa Doğru" adlı uluslararası sempozyumunda konuşan Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Lydia la Riviere-Zijdel 'in esprisi bu kitaba da bir göndermeydi sanki "Avrupa Birliği'nin aile fotoğrafında kadın yok." Bu sözleri ekrandaki fotoğraf doğruluyor ne yazık ki. Lydia gülümseyerek iğneli bir dille sürdürüyor sözlerini "Avrupa Parlamentosu'nda da çok az kadın var. Biz sayıların çığ gibi büyüyeceğini sanıyorduk. Portekizli Başkan Yardımcısı 'komisyonlara 8 kadın isteriz' diyor. Bildiğime göre 24 komisyon var. Eşitlik için kadın sayısı erkek sayısı ile eşit olmalı. Bizde 24'ün yarısı 12'dir.Ama galiba Portekiz'de matematiğin kuralları başka türlü."Salondan yükselen kahkahalar Lydia'nın sözlerini beş başkan yardımcısının da yarısının tam hesaplanamayacağı, iki buçuktaki yarımın insanın hangi yarısı olacağına karar verilemeyeceği için kadınlara az başkan yardımcılığı düştüğü esprisiyle sürdürmesini sağlıyor.Sonra kendi ülkesindeki önemli kurumlardaki kadın sayılarıyla Türkiye'deki kimi sayıları karşılaştırıp, kendisi de fiziksel engelli olduğu için, engellilerin eşitlikten yararlanabilmesi için gerekli koşulları sağlamak gereğini vurguluyor. Sonra, batılıların Türkiyelileri yalnızca göçmen işçilerden tanıdığını, bu yüzden bilgi eksikleri ve yanlış kanılar olabileceğini "itiraf ediyor." Kendi ülkesinde de ne yazık ki tecavüz, aile içi şiddet suçlarının işlendiğini, dinsel nedenlerle evliliğe zorlama olduğunu söylüyor, fuhşun ve kadın ticaretinin Hollanda'da yasal oluşundan duyduğu utancı şu sözlerle açıklıyor: "Kim annesinin, kızının, kardeşinin böyle bir işle uğraşmasını işter".

Güneydoğu'daki kadınKA-DER'in "Türkiye'de ve AB'de Kadınlar Ortak Bir anlayışa Doğru" başlıklı uluslararası sempezyumunda sözlerine en çok katıldığım konuşmacılardan biriydi Lydia. Belki de eşitliğin ırka, sınıfa ve zenginliğe bağlı olduğunu söylediği için. "Beyaz olmak, orta sınıfın üstünde bir sınıftan olmak ve zengin olmak" yasalardaki eşitliğin hayata geçmesini sağlayan özellikler. Buna benzer bir değerlendirmeyi gerçi Fatmagül Berktay da yapmıştı "Güneydoğu'daki kadın proleterin proleteridir". Ama bunu bir Batılı'nın söylemesi önemli benim için. Çünkü yıllar önce Hollandalı bir feminist yazarın konuşmasında bir soru sormuştum: "Kitabınızda aile içi şiddet, uyuşturucu gibi güçlükleri yenip eğitiminizi yenileyerek, annelik sorumluluğunuza karşın kadın örgütlerinde çalışışınızı, yazar oluşunuzu anlatıyorsunuz. Sizin yerinizde bir göçmen işçi kadın Türk ya da Marok olsaydı, aynı başarıyı sağlayabilir miydi? Sosyal dayanışma ve kurumlar desteği onlar için de geçerli mi?" Yazar soruma sinirlenip kendisinin hiç kimsenin yardımı olmadan buraya gelebildiği yanıtını vermişti. Bu yanıt gerçeği yansıtmıyordu. Hadi fesatlık etmeyeyim, belki de çeviri hataları anlaşmamızı engellemişti. Ben anılarıma dalmışken Lydia konuşmasını eşitlik için yasaların yetmeyeceğini, sivil toplum kuruluşlarının önemini vurguluyor. Sonra da slogana benzer bir sözle bağlıyor sözlerini "Dayanışma olmadan yaşayamayız!"

Her siyasettenUluslararası sempozyuma katılanlar salonu tam anlamıyla "hıncahınç" doldurmuşlar. Asıl sorun irdelemeleri, tartışmalar kahve aralarında, lavabolarda sürüyor. Her tür siyasal inanışın temsilcisi de ünlüsü de burda. Adalet Ağaoğlu, Buket Uzuner, Suat Karantay edebiyat dünyasının katılımcıları olarak hemen göze çarpıyor. Tunceli Belediye Reisi Songül Erol Abdil, Diyarbakır KAMER Başkanı Nebahat Akkoç'un gibi, Güneydoğu kadınının sesini salona taşıyacak isimlere daha uzun bir bölümde konuşma olanağının tanınmasını dilerdim. Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı İnci Beşpınar da yorumlarını merak ettiğim kişilerden.KA-DER'in bu çalışması bana Türkiye'deki kadın mozayiğinin renklerini bir kez daha somut olarak yaşatıyor. Avrupa baskısı olmazsa haklarımızı alamayacağımız korkusunu taşıyan da burada, örgütlenmenin gereğine inanan da. Beyaz tülbendiyle hemen göze çarpan 'Barış Anaları'ndan biriyse salonun en yalnız ve sessiz kişisi.Uluslararası Sempezyum'da İsveç Eşit Fırsatlar Ombudsmanı Claes Börgström'ün de önlenmesi için "tüketicilerinin" cezalandırılması gereğini andığı kadın ticaretinin ögelerinden biri sempozyumun hemen ertesinde bir kadın programında kızını okutabilmek için ileri yaşına karşın çalıştığını, kızının yanında yürümekten çekindiğini söyleyip günlük kazancını açıklıyordu "yirmi ila kırk milyon". Programcının ilk kurtuluş önerisi yüzyıllar öncesinin anlayışını yansıtıyordu: "Bir mantık evliliği yapmaya razı olur musunuz?"Evliliği kurtuluş saymanın yanlışıysa, karısının terk ettiği kocanın sesiyle konuştu aynı programda. "Beni terk etmesi için bir şey yapmadım. Evet bir kere eve kadın getirdim, yanlıştı. Bir kere de dövdüm, o da kendi hatası yüzünden! Evine dönsün, ne yapmış olursa olsun affedeceğim! "



ÖNCEKİ HABER

Baydemir, Alipaşa'da halkı dinledi

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Rakibimiz 18 bin oyla yanıldı, ben 3 bin oyla yanıldım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa