15 Eylül 2004 01:00

Gecekondu gibi okul!

İzmir'in merkezi mahallelerinden Yeşilyurt'ta bulunan Şehit Halit Taş İlköğretim Okulu, bir eğitim kurumunun nasıl olmaması gerektiğinin tipik bir örneği durumunda. Okulun, 9 dersliğinin dışında kütüphane, spor salonu, laboratuvar gibi başka hiçbir birimi bulunmuyor.

Paylaş
İlk ve ortaöğretim kurumlarında 2004-2005 eğitim öğretim yılı önceki gün başlamasına rağmen, okullardaki eksik gedikler bitmek bilmiyor. Kalabalık sınıflar, öğretmen ve araç gereç eksikliği, ödenek yetersizliği, çağın gerisinde kalan müfredat gibi klasik sorunlar bu yıl da katlanarak devam ederken, İzmir'in en gözde semtinde yer alan Şehit Halit Taş İlköğretim Okulu gibi eğitim birimlerine ise okul demek için bin şahit gerekiyor. Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nin hemen arkasında bulunan okulun 9 dersliğinin dışında hiçbir ek birimi bulunmuyor. Yetersiz derslik sayısı nedeniyle 45'er kişilik sınıflarda sıkış tepiş eğitim yapılmaya çalışılan okulun, laboratuvarı, kütüphanesi, spor salonu, hatta öğretmenlerin toplantı yapabileceği bir toplantı salonu bile yok. Tüm bunlara ek olarak okulun bahçesinin içinde bulunan ve her tarafı dökülen gecekondu, yıllardan bu yana devam eden hukuki anlaşmazlık nedeniyle bir türlü yıkılamıyor. Adeta okula bitişik olan eski evin duvarları ve kiremitleri, yıkım bedelini az bulduğu için evden ayrılmayı reddedip, konuyu yargıya taşıyan ev sahibinin aksini iddia etmesine rağmen, her an öğrencilerden birisinin üzerine düşebilecek derecede iğreti duruyor.

Bir kilometre ötede ek derslik! Şehit Halit Taş İlköğretim Okulu, yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Adnan Mazı İlköğretim Okulu'nda dersliklerin yetmemesi üzerine ek derslik olarak yapılmış. Yapımından kısa bir süre sonra bir kilometre uzaklıkta ek derslik olamayacağının ortaya çıkması üzerine (!) ayrı bir okul olarak açılması gündeme getirilmiş. Okul, 2000 yılı Eylül'ünde Adnan Mazı İlköğretim Okulu'dan ayrılıp Şehit Halit Taş İlköğretim Okulu adıyla, sadece 10 derslik olarak eğitim-öğretime açılmış. Bununla birlikte okulun bahçesinde bulunan ev de istimlak edilmeden bırakılmış. Bahçesinde yıkılmak üzere olan bir ev olduğu halde eğitime başlayan okulda bugüne kadar ne bir kütüphane ne de labarotuvar yapılmış.

Birinin ölmesi mi gerekiyor Okulun bahçesindeki harabe binanın çocuklar için tehlike yarattığını belirten Okul Aile Birliği Başkanı Hacer Piyale, okulun içler acısı hali ile ilgili şunları söyledi; "Okulumuz, bir köy okulundan daha kötü durumda. 650 öğrenci 45'er kişilik sınıflarda eğitim görmeye çalışıyor. Ne kütüphanemiz, ne laboratuvarımız, ne toplantı salonumuz var." Söz konusu yapının arsasının hazineye ait olduğunu, ancak binanın şahsın özel mülkiyetinde olduğu bilgisini veren Piyale, "Olay mahkemeye taşınmış. Mahkeme bildiğim kadarıyla bu kişinin aleyhine sonuçlanmış ama hâlâ bir işlem yapılmadı. Bina her yerinden dökülüyor. Bir şeyler yapılması için illa çocuğun birinin kafasına kiremit mi düşmesi gerekiyor?" dedi. Okulun arka tarafının da molozlarla kaplı olduğunu dile getiren Piyale, Milli Eğitim Müdürlüğü ve belediyeye defalarca başvurmalarına rağmen bir sonuç alamamaktan yakınd. Bahçedeki molozlar ve yıkılmak üzere olan bina nedeniyle birçok çocuğun düşüp yaralandığını belirten Piyale, "Bina neredeyse yıkılacak ama ev sahibi hâlâ burayı tahliye etmiyor. O'nun evine giriş çıkışı nedeniyle de okul bahçesinin kapısını akşamları kapatamıyoruz. Bina her an bahçede oynayan çocukların üzerine yıkılabilir" uyarısında bulundu.

Tehlike yokmuş! Okul bahçesindeki konutta 25-30 yıldır oturduğunu söyleyen ev sahibi Erdoğan Örücü ise her tarafı dökülen binanın hiçbir tehlikesinin bulunmadığını ileri sürüyor. Derme çatma duvar ve kiremitleri yeniden sağlamlaştıracağını söyleyen Örücü, açtığı mahkeme sonuçlanıncaya kadar evden çıkmamakta kararlı olduğunu dile getiriyor.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


GÜNDEMDEKİ DOSYA
    (ekmeğini demirden çıkaranlar) - 1Özer Akdemir Büyük demir çelik fabrikalarının bulunduğu Bakırçay havzası tam bir işçi cehennemi. Bir yanda giderek artan demir çelik üretimi, öbür yanda yoğunlaşan sömürü, insan hayatının hiçe sayıldığı ağır çalışma koşulları, patrondan çok sendikacılardan korkan işçiler...


BAKIRÇAY'IN iki yüzü Bakırçay havzası, Kuzey Ege'nin en verimli ovalarındandır. Batıda Çandarlı, ortada Bergama ve Soma ovaları ile doğuda Kırkağaç ve Gelenbe ovalarını içine alan havzanın toplam yüzölçümü 650 kilometrekareyi bulur. Zeytin, pamuk, tütün, üzüm, buğday gibi tarım ürünlerinin yetiştirildiği Bakırçay havzası, aynı zamanda ülkenin en önemli sanayi kuruluşlarının biriktiği bir bölge durumunda. TÜPRAŞ, PETKİM, POAŞ gibi petro kimya devlerinin ve gemi söküm tesislerinin yanısıra demir çelik sektörünün önemli fabrikaları da havzadaki sanayi kuruluşları arasında yer alır. İzmir-Çanakkale karayolunun 50. kilometresinde yer alan Foça yol ayrımında, Aliağa yakınlarında kurulu bu irili ufaklı demir çelik fabrikalarında, Nemrut körfezinde yer alan limanlar ve gemi söküm tesisleri sayesinde, yurtdışından gelen hurda demirler işleniyor.

ÜRETİM ARTIYOR Habaş, İzmir Demir Çelik (İDÇ), Ege Çelik (eski adıyla Çukurova Demir Çelik), Çebitaş ve Er Ege Metal (daha önce Ege Metal ve Say Metal adlarıyla üretim yaptı) havzadaki en büyük demir çelik fabrikaları. Bir kısmı sadece haddehaneden oluşan diğer demir çelik fabrikaları ise şunlar: Dört Yıldız Demir Çelik, Özkanlar Demir Çelik, Akdemir Çelik, Sözden Demir Çelik, Kocaer Haddecilik ve Kar Demir Çelik. Değişik kalitelerde kütük hammaddesi, inşaat demiri ve saç profiller üretilen bu fabrikalardan -limanın çok yakın olmasının avantajıyla da- 17 ülkeye satış yapılıyor. Demir Çelik Üreticileri Derneği'nin verilerine göre, Türkiye, 2003 yılında gerçekleştirdiği 18.3 milyon ton ham çelik üretimi ile dünya çelik üretiminde 13'üncü ülke durumunda. Bu rakamın 2004'te 20 bin tona ulaşması bekleniyor.

6 BİN İŞÇİ ÇALIŞIYOR Dosyamızın asıl konusu ise, havzada çalışan yaklaşık 6 bin demir çelik işçisinin, artan üretime rağmen giderek kötüleşen çalışma koşulları. İş güvenliği ve teknik emniyet kurallarının hiç dikkate alınmadığı fabrikalarda sık sık ölüm ya da sakatlanmayla sonuçlanan kazalar yaşanıyor. İşçilerin büyük bölümü örgütsüz. Ancak sendikalı işçilerin yaşadığı sorunlar, sendikasızlarınkinden farklı değil. Hatta örgütlü işçiler, sendikaların mevcut yönetimlerinin kendileri için artı bir sorun olduğunu belirtiyor. Sendikalarının, demir çelik patronları ile "tam bir uyum içerisinde çalıştığını" dile getiren işçiler, kötü koşullar, ücretlerin ödenmemesi ya da azlığı, iş kazalarına karşı gerekli önlemlerin alınmaması, herhangi bir haklarının gaspına karşı biraz kıpırdansalar, patronlardan çok sendikacıların endişelendiğini anlatıyorlar.

KORKUYORLAR İşçilerin anlatımları, daha işyerlerindeki delege seçimlerinde başlayan "sendikal demokrasi" komedisinin, şube yönetimlerinin belirlenmesi ve bunun genel merkeze yansıması biçiminde sürüp gittiğini ortaya koyuyor. Mevcut sendika yöneticileri, işin başını öylesine sıkı tutuyor ki, koltuklarını tehlikeye atabileceğini düşündükleri en ufak bir hareket dahi silahlı, bıçaklı müdahalelere varabiliyor. Geçtiğimiz yıllarda sendikaların şube ve genel merkez seçimlerinde yaşanan kavgalar, bu durumun örneği. Artık patrondan çok sendikacılardan korkmaya başladıklarını ifade eden işçiler, fabrikalarında karşılaştıkları olumsuzlukları, sendika ve patronla olan ilişkilerini, dönen dolapları gazetemize anlattılar. Görüştüğümüz işçilerin bir kısmı, fabrikalardaki hak gasplarına karşı seslerini yükselttikleri için işten atılanlar. Atılan işçilerin hemen hepsi, üye oldukları sendikaların patronla işbirliği içinde olduğunu ya da tepki vermeyerek patrona uygun zemin yarattığını düşünüyor. İşçiler, "zor da olsa" fabrikalarda tabandan başlayacak bir hareketin yukarıya doğru yükselmesi ile havzada kendileri adına olumlu bir dönemin başlayacağına inanıyor. YARIN: Üretim durmasın diye...


BÜYÜK DEMİR ÇELİK FABRİKALARI

İZMİR DEMİR ÇELİK İzmir Demir Çelik Fabrikası (İDÇ), büyük ortağı Türkiye İş Bankası olmak üzere 400 bini aşkın ortağı bulunan, 62 trilyon 250 milyon lira sermayesiyle, halka açık bir anonim şirket. 1975 yılında kurulan fabrikaya 1983'de haddehane ve 1987 yılında çelikhane bölümleri eklendi. 500 bin metre karelik bir alan üzerine kurulu olan fabrika yerleşkesi "hurdadan ürüne" anlayışına uygun bir şekilde tasarlanmış. 1999 yılındaki ekonomik krizde bile kârını arttıran fabrika aynı yıl 594 bin ton inşaat demiri üreterek 118 milyon dolarlık ihracat yaptı. İki kilometre uzaklıkta bulunan Nemtaş limanı işletmenin dışa açılan kapısı konumunda. Fabrika geçtiğimiz yıl işçilerine girdi-çıktı yaptırarak işçi ücretlerini yarıya düşürdü. İDÇ, havzada bulunan Deba Holding'e bağlı Akdemir Demir Çelik Fabrikası'nın yüzde 90'ını satın alarak, daha önce taşeron olarak iş yaptırdığı fabrikayı bünyesine kattı.

ÇEBİTAŞ Çebitaş, 35 bin metrekaresi kapalı alan olmak 160 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Çelikhane ve haddehane üniteleriyle, bunlara bağlı oksijen, argon, azot üretim, toz toplama, soğutma suları arıtma tesislerinden oluşuyor. Halis Çebi tarafından 1986 yılında kurulan İzmir Aliağa tesisleri, 1989 yılından itibaren İsveç teknolojisi ile çelik kütük üretimine başladı. 1993 yılında 350 bin ton olan üretim kapasitesi, bugün itibariyle 700 bin tonu aşmış durumda. 600'ün üzerinde işçinin çalıştığı fabrika İSO 9002 Kalite Güvence Sistemi'ne sahip. Fabrikada Çelik-İş Sendikası örgütlü.

ER EGE METAL 580 işçinin çalıştığı fabrika daha önce Ege Metal ve Say Metal adıyla üretim yaptı. Ege Metal iken ortaklar arasında doğan anlaşmazlık, TEDAŞ'a olan elektirik borcu ve Vakıflar Bankası'ndan alınan kredinin ödenmemesi gerekçeleriyle yaklaşık iki ay üretim yapılamayan fabrika, çeşitli şaibeli olayların ardından el değiştirerek Say Metal adını aldı. Alaattin Çakıcı ve Erol Evcil tarafından satın alınan fabrikada, ad değişikliğinin yanısıra çalışma koşullarında da büyük değişiklikler yaşandı. Mafyavari bir çalışma yaşamı dayatılan işçiler, hiç tanımadıkları kişileri bir günde başlarında sendika temsilcisi olarak gördüler. Çelik-İş Sendikası'nın örgütlü olduğu fabrikanın ismi, geçtiğimiz günlerde yeniden, Erol Evcil'in adından esinlenilerek Er Ege Metal olarak değiştirildi. Yurt dışına kaçışı, Avusturya'da yakalanması, MİT ve yargı organlarıyla ilişkileriyle uzun süredir ülke gündeminin ilk sıralarında bulunan Alaattin Çakıcı, kaçmadan önce Er Ege Metal yöneticileri tarafından Yeni Foça yakınlarında kiralanan, son derece korunaklı bir villada kalıyordu.

HABAŞ Bölgenin en büyük fabrikası olan HABAŞ'ta 1800 işçi çalışıyor. Sahibi Elazığlı Başaran ailesi. İş kazaları nedeniyle sıkça gündeme gelen HABAŞ'ta Türk Metal Sendikası örgütlü. Taşeronlaştırmanın yoğun olduğu fabrika, yüksek ücretli eski işçileri çıkarıp düşük ücretle yeniden işbaşı yaptırma uygulamasıyla, diğer patronlara da ilham kaynağı olmuştu...

ÖNCEKİ HABER

Yerel kanallar için karar günü

SONRAKİ HABER

Odatv yazarı Sabahattin Önkibar saldırıya uğradı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa