Ders zili sancılı çalıyor!

Ders zili sancılı çalıyor!

İlk ve orta dereceli okullarda 14 milyon öğrenci ile 550 bin öğretmen bugün dersbaşı yapacak. Fakat öğretmen ve derslik açığı, öğrenci ile velileleri kara kara düşündürüyor.

İlk ve orta dereceli okullarda 2004-2005 eğitim-öğretim yılı bugün başlıyor. İlköğretim ve ortaöğretim okullarındaki 14 milyon öğrenci ile 550 bin öğretmen, yaklaşık 3 ay aradan sonra bugün dersbaşı yapacak. 2004-2005 eğitim-öğretim yılının açılışı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla Urfa'da yapılacak törenle gerçekleştirilecek. Törende ve daha sonraki programlarda özellikle kız çocuklarının okutulmasına yönelik mesajlar verilecek. İlköğretim öğrencilerine geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ders kitapları ücretsiz verilecek. İlköğretim öğrencilerine toplam 81.5 milyon adet ders kitabı dağıtılacak. Öğrenciler kitaplarını bugün alacaklar.Okulların açılması ve 13-17 Eylül tarihleri arasında kutlanacak İlköğretim Haftası dolayısıyla illerde de törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Bu çerçevede, öğrenciler ve öğretmenlerin de katılacağı heyetler Atatürk anıtlarına çelenkler koyacaklar. Ankara'da da Anıtkabir ziyaret edilecek.İlköğretim Haftası etkinlikleri kapsamında ıslahevleri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu müdürlükleri, müftülükler ve sivil toplum kuruluşları ile "sokak çocuklarının okula devamlarının sağlanması" için çalışmalar yürütülecek. Ayrıca, özellikle kırsal kesimlerdeki zorunlu eğitim çağında olan kız çocuklarının okula devamlarının sağlanması için mülki amirler, diğer yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarının organizasyonunda hafta boyunca evlere ziyarette bulunularak, kız çocuklarının okula kayıtlarının yapılması sağlanacak.

Şenlikler düzenlenecekTüm ilköğretim okullarında 16 Eylül'de şenlikler düzenlenecek. Şenliklere emekli öğretmenler ile eğitim fakültesi öğrencilerinin katılımı sağlanacak. Şenlik alanında çeşitli bölümler kurulacak ve "İlköğretim Haftası'nın sevincini yaşatacak eğlenceler düzenlenecek."İlköğretim Haftası köylerde okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, muhtarlar, imamlar, varsa diğer kamu kurum ve kuruluş yetkililerince il, ilçe ve kasabalardaki programlar esas alınarak kutlanacak. Hafta süresince MEB ile Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınevlerince ilköğretim ve okulöncesi eğitim seviyesine uygun kitaplar için indirimli satış kampanyaları düzenlenecek. Hayırsever vatandaşların yoksul öğrencilere kitap-kırtasiye yardımı yapmaları sağlanacak.

Eğitim takvimi2004-2005 eğitim-öğretim yılında yarıyıl tatili 24 Ocak-6 Şubat 2005 tarihleri arasında yapılacak. Ancak Kurban Bayramı nedeniyle öğrenciler 19 Ocak 2005 Çarşamba günü saat 13.00'ten itibaren tatile başlayacak. İkinci yarıyıl, 7 Şubat 2005 Pazartesi günü başlayacak ve 10 Haziran 2005 tarihinde sona erecek.


EMEP: EĞİTİMİ ORTAÇAĞ'A GÖTÜRÜYORLAREmeğin Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, hükümetin eğitim sistemini piyasa ve ortaçağ zihniyetine doğru sürüklediğini ifade etti. Yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Tüzel, ÖSS'den 32 bin 177, LGS'den ise 634 bin 187 adaydan 64 bin 598 ögrenci sıfır puan aldığını hatırlattı. Çocuk ve gençlerin eğitim hakkıyla fırsat eşitliği arasındaki uçurumun derinleştiğine dikkat çeken Tüzel, Milli Eğitim Bakanlığı'ın kayıtlarda para alınmaması için genelge yayınlanmasına rağmen buna uyulmadığını dile getirdi. Tüzel, "Çocuklarını okula kayda götüren veliler fahiş 'katkı parası', 'bağışlar' vb. ödemek zorunda kaldı ve istenilen parayı veremeyenler çocuklarını kaydettiremedi. Eğitimin paralı hale getirilmesiyle yoksul çocukların eğitimden dışlanması gelişti" dedi.Genel Başkan Tüzel şöyle devam etti; "Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, amacın, 'insan değil birbirleri ile rekabet halinde olan bireyler yetiştirmek' olduğu açık itirafıyla okulların piyasanın hizmetine sunulduğunun altı çizildi, Yine Bakan Çelik'in, 'Newtoncu felsefeye nokta koyuyoruz. Çünkü doğru tek değil' sözleriyle, bilim tamamen dışlanarak, eğitimin hurafelere dayandırılacağı anlaşıldı. Bunlar, eğitimin giderek piyasa ve ortaçağ zihniyetinin egemenliği altına sokulmakta olduğunun hemen görünen belirtileridir."Medyanın eğitimin eşitsiz koşullarının kamuya mal ederek özelleştirme övgüsü yaptığını belirten Tüzel, "Oysa ÖSS ve LGS sonuçları tam tersini bir kez daha kanıtlamıştır. Sıfır alan, yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik koşullarında çırpınan gençlerimiz değil, daha da gericileştirilmeye uğraşılan eğitim sisteminin kendisidir" dedi.


VALİ'NİN İTİRAFI: İSTANBUL'UN 100 OKULA İHTİYACI VARİstanbul Valisi Muammer Güler, ilde 2 bin 35 okulda, 76 bin 536 öğretmen ve 2 milyon 126 bin 238 öğrencinin eğitime başlayacağını belirterek, "İstanbul'da her yıl yeni 100 okula ihtiyaç duyulmaktadır" dedi. Güler, yeni öğretim yılının başlaması dolayısıyla İstanbul Valiliği'nde basın toplantısı yaptı. Bu yıl 240 bin civarında öğrencinin ilköğretim 1. sınıfa, 210 bin öğrencinin de lise 1. sınıfa başlayacağını belirten Güler, "İstanbul'da 2 bin 35 okulumuzda, 76 bin 536 öğretmen, 2 milyon 126 bin 238 öğrenci eğitim-öğretime başlamaktadır. Her yıl en az 3 bin dersliğe başka bir ifadeyle yeni 100 okula ihtiyaç duyulmaktadır"diye konuştu.


BÜTÇEDEN AYRILAN PAY ARTIRILSINEğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, eğitim döneminin sorunlarla başladığını belirterek, eğitime bütçeden ayrılan payın artırılmasını istedi. Bütçeden eğitime ayrılan payın yüzde 8.02, GSMH'ya oranının ise yüzde 3.06 olduğunu belirten Gündoğdu, bu rakamın batı ülkelerinde yüzde 15'i bulduğunu bildirdi. Gündoğdu, Türkiye'de ilköğretime GSYİH'den yüzde 17.6, Litvanya'da yüzde 61.4, Belerus'ta 45.8 oranında pay ayrıldığına dikkat çekti. Gündoğdu, öğrencilerin can güvenliği sağlanarak, cinsel taciz ve madde bağımlılığı tehlikesinin yok edilmesini, servislerin sıkı denetime tabi olmasını, yeni açılan Spor Meslek Liseleri'nde devletin denetiminde sporcuların yetiştirilmesini istedi.


ÖĞRETMENLER BURUK KARŞILIYORTürk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan, 2004-2005 Eğitim-Öğretim Yılı'na başlarken milli eğitimin yığınla sorununun olduğuna işaret ederek, yeni yılı buruk karşıladıklarını kaydetti. Özcan, dün yaptığı yazılı açıklamada, "eğitim sisteminin çarpıklığı, eğitim çalışanlarının özlük haklarında ve maaşlarında düzenleme yapılmaması, eğitime ayrılan bütçenin yetersizliği, okullara kaynak aktarılmaması dolayısıyla yaşanan sıkıntılar, öğretmen açığı, personel sayısının yetersizliği, Milli Eğitim Bakanlığı'nın eğitim sendikalarına üvey evlat muamelesi yapması ve atamalarda liyakatın esas alınmaması" gibi sorunlara işaret etti. Özcan, "Büyük vaadlerle iktidar olanların eğitimde kanayan yaralara pansuman yapamamalarını kınıyor; tüm eğitim çalışanlarının 2004-2005 Eğitim-Öğretim yılını kutlayarak, sağlık, başarı ve mutluluk diliyorum" dedi.


OKULLARDA DENETİMSİZLİK KÖRÜKLENİYORTüm Öğrenci Velileri Daynışma Derneği (ÖV-DER) Genel Başkanı Enver Önder, okulların açılmasının, eğitim sisteminde uygulanan özelleştirmeci ve yasa tanımaz tutumlar nedeniyle öğrenciler ve veliler için bir karabasana dönüştüğünü söyledi. Önder, gazetemize yaptığı değerlendirmede, öğrenci kayıtlarının ve okul giderlerinin piyasa koşullarına terk edildiğini vurgulayarak, okullarda denetimsizliğin körüklendiğini ifade etti.Önder, 5072 sayılı 'Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşlarıyla İlişkilerine Dair Yasa' ile kamu kurum ve kuruluşlarındaki dernek ve vakıfların bulundukları kuruluşları kullanmalarının ve üretilen hizmetten dolayı para talep etmelerinin yasaklandığını belirtti. Para toplama yetkisinin, tüzel bir kişiliği ve denetim olanağı bulunan dernek ve vakıflardan alınarak okul aile birliklerine devredilmesinin denetimsizliğe yol açacağını kaydeden Önder, velilerin ödedikleri para karşılığında belge istemeleri gerektiğini vurguladı.Önder, programları ve öğretim kaynakları aynı olan okullardan bazılarının yapay olarak ön plana çıkarılmasıyla piyasa heveslilerinin özendirildiğine de değinerek, velilerin çocuklarını bulundukları yere en yakın okula göndermelerinin doğru olacağını söyledi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Sidar nasıl okusun?Derya Karaçoban Okula gitmek onlara ulaşılmaz gibi gelir. Okul sıralarına dönecekleri günü dört gözle beklerler. Bu istek derslerinin çok iyi olmasıyla da ilgili değil. Aylardır çalışıyorlardır, artık dinlenmek isterler. Okul sıraları da bir yönüyle dinlenmek için bir özlemdir. Ağır çalışma koşullarının sona erdiği, okul arkadaşlarıyla bir araya geldikleri günün mutluluğunu yaşamak isterler bir an önce. Okullar açılıyor. Ders zili çalıyor...Yaşıtları sıralardaki yerini almaya başlarken, Yeşildere köyünde çocuklar, tarladaki işlerini bitiremediler. Diyarbakır Çarıklı beldesine bağlı bu köyde çocuklar okulun ilk günü çalışıyor olacaklar. Kimi bamyada, kimi de aileleriyle gittikleri başka illerde çalışıyor olacaklar. Bu yıl lise 1. sınıfa başlayacak olan 17 yaşındaki Cebaril Güngörür, çalışmak zorunda olduğu için okul sıralarına birkaç ay sonra dönecek. Şimdi bakla topluyor. Sonra da pamuk toplamaya gidecek. Kendisiyle birlikte lise 1. sınıfa başlayacak olan kardeşi de kömür ardiyesinde çalışıyor. O da birkaç ay sonra başlayacak okula. Cebrail, "Bende herkes gibi ilk gün okula başlamanın mutluluğunu yaşamak isterim. İş yüzünden gidemiyorum. Okula geç başlamak ders notlarımı da etkileniyor. Bu yüzden en kötü dersim Türkçe" diyor.

Önce iş sonra okul Arap Güngören bu yıl altıncı sınıfa başlayacak. 12 yaşındaki Arap da iki ay sonra okula başlayacak. En çok da, okul arkadaşlarının isminden dolayı kendisine takılmalarını özlemiş. Arkadaşlarının 'Arap, Arap' diyen takılmalarını buruk bakışlarla anlatıyor. "Çalışmayı seviyorum. Elime para geçiyor. Eşyalarımı alıyorum" diyen 11 yaşındaki Emine Güngören de, okula geç başlamayı doğal karşılıyor artık. Hülya Dağdelen ise, 4. sınıfa kadar okuyabilmiş. Babası, 'yaşının artık büyük olduğu' gerekçesiyle Hediye'yi okuldan almış. Okuldan söz edeldiğinde gözleri buğulanan Hediye için okula gitmek artık bir özlem olmuş. 12 yaşındaki Sidar Dağdelen de, maddi imkânsızlıklardan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmış. Sidar, şimdi hem ev işlerine ve kardeşlerine bakıyor hem de bamya toplamaya gidiyor.

Çocuklar olmasa... Dokuz çocuk annesi Sabiya Dağdelen ise Ankara'da çalışmakta olan çocuklarının yolunu gözlüyor. Birkaç güne kadar gelecekler ama okula gitmeden, önce bamya sonra da pamuk tarlalarındaki yerlerini alacaklar. 35 yaşında ve 4 çocuk annesi Sevda Dağdelen'in çocuklarının hepsi okulu bırakmış. Omuzundaki bamya torbasıyla görünen kızı Şirin, 1 yıl gidebilmiş okula. "Haydi Kızlar Okula" kampanyasını duymuşlar ancak bu köye uğrayan olmamış. "Okula yollarsak para vereceklerdi. Hiç gelmediler, bizim de durumumuz yok. Çocuklar da olmazsa aç kalacağız" diyen anne Dağdelen, parasızlık nedeniyle çocuklarını okuldan almak zorunda kaldığını anlatıyor.


TABLO İÇLER ACISI Öğretmen açığı, derslik yetersizliği ve kız çocuğu ile çalışan çocukların eğitimden mahrum kaldığı bölge illeri yeni eğitim ve öğretim dömemine de benzer sıkıntılarla giriyor. Bölgede büyük iller arasında gelen Diyarbakır, Mardin ve Hakkâri'deki verilere bakıldığında 2004-2005 eğitim ve öğretim döneminde de bu tabloda değişen fazla bir şey yok gibi görünüyor. Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, 2 bin 150 öğretmen açığının bulunduğu Diyarbakır'a bu yıl sadace 5 öğretmen ataması yapıdığını söyledi. Milli Eğitim Müdürlüğü'nün sözleşmeli öğretmenlerle bu açığı kapatacağına dair açıklamasını hatırlatan Babaoğlu, yeni personel yasasının sözleşmeli öğretmeliği dayattığını ve öğretmenlerin düşük ücretlerle çalıştırıldığını dile getirdi. Sınıf mevcudunun 70'in üzerinde olduğunu ve okul sayısının artırılmasına dair ciddi bir girişimin sözkonusu olmadığını, vurgulayan Babaoğlu, "Fiziki, teknik olanaksızılklar nedeniyle eğitim emekçileri de zorlanıyor. Dolayısıyla, verilen eğitim yeterli olmuyor" dedi. Diyarbakır'da mevsimlik işlerde çalışan çok sayıdaki çocuk ise okula 2 ay gecikmeli olarak başlıyor. 2 aylık gecikmenin çocukları okuldan soğuttuğuna vurgu yapan Babaoğlu, eğitim sorununun çözümü için ciddi yaptırımların olması gerektiğini ifade etti. Köylerdeki okul ve öğretmen sıkıntısına değinen Babaoğlu, bölgede okuyan çocuklara ekonomik ve sosyal destek programlarının uygulanmasının şart olduğunu belirterek, "Kırsal alanda eğitimin önemi yeterinci bilince çıkarılmadığı için çocuklar, tarlalarda vb. alanlarda çalıştırılacak birer eleman olarak görülüyor. Feodalizm eğtimi ikinci planda görüyor. Bölgede eğitimin önemini kavratmaya yönelik politikalar uygulanmalı. Sorunlar çözülmediği sürece okullaşmada yeterli düzeyde bir artış kaydedilemez" diye konuştu.

Barınma sıkıntısı Eğitim Sen Hakkâri Şube Başkanı Hilmi Tansu da, Hakkâri'de 400'ün üzerinde öğretmen açığı olduğunu ve bu açığın sözleşmeli personelle giderileceğini vurguladı. Hakkâri il merkezinde ortaöğretime başlayacak olan 600 öğrencinin kalacak yeri olmadığı için eğitimine devam edemeyeceğini, YİBO'larda çocukların 8. sınıfa kadar barınabildiklerini hatırlatan Tansu, okul eksikliğinden dolayı öğrencilerin meslek liselerine yönlendirilidiğine dikkat çekti.


Ağrı'da büyük açık Eğitim Sen Ağrı Şubesi tarafından yapılan araştırmada Ağrı'da yüzde 19 öğretmen açığı (637) bulunduğu, kararname bekleyenlerin gitmesi durumda da, bu rakamın yüzde 39'a ulaşacağı ortaya çıkarıldı. Eğitim Sen Şube Başkanı M. Hanifi Bala, araştırmanın sonucunda ortaya çıkan tablonun endişe verdiğini kaydederek, "2003-2004 eğitim öğretim yılı sonunda ilimizde normal ve özür grubu yoluyla tayini çıkan öğretmen sayısı 1327'dir. Bu öğretmenlerden 931'i ilişki kesip ilimizden ayrılmışlardır. 396 öğretmenimiz ise ilişkilerini kesmek için kararname beklemektedirler. Bu yıl Ağrı'ya rotasyonla 126 kişi, normal atama yoluyla 101 kişi (97 branş, 4 sınıf öğretmeni) atanmıştır. Ayrıca 67 asker öğretmeninde ataması yapılmıştır. Toplam atanan öğretmen sayısı 294 kişidir" diye konuştu. Öğretmen açığının küçümsenmeyecek boyutlarda olduğuna dikkat çeken Bala, şöyle devam etti: "Kararname bekleyen 396 öğretmenin ayrılmayacağını düşünürsek bile ilimizde şu anda 637 öğretmen açığı bulunmaktadır. Ağrı norm kadro öğretmen ihtiyacı 2 bin 983 kişidir. Şu anda ilimiz yüzde 19 gibi bir öğretmen eksikliği ile eğitim ve öğretime başlayacaktır."


Mağdur çocuklar Yeni döneme, 50-70 kişilik sınıf mevcudu ile başlayan ve 500'ün üzerinde öğretmen açığının bulunduğu Mardin'e ise bu yıl çeşitli branşlarda 200 öğretmen ataması yapılmış. Mardin merkezde bulunan okullarda 6,7,8'inci sınıfların olmadığına işaret eden Eğitim Sen Mardin Şube Başkanı Enver Ete, 200 köye geri dönüşlerin olduğunu ve bu köylerde çocukların eğitimden mahrum kaldıklarını söyledi. Taşımalı eğitimde sıkıntıların devam ettiğini belirten Ete, "Öğretmen, okul sıkıntısı var. İşsizlik had safhada. Ailelerin büyük bir çoğunluğu mevsimlik işçi olarak batı illerine çalışmaya gidiyor. Doğal olarak derslerinden geri kalıyorlar. Başarılı olamayınca okuldan soğuyor ve okula devam etmiyorlar. Bu yıl 100-200 arası öğrenci üniversiteye yerleşebildi. Bu eğitim-öğretimin yetersizliğinin göstergesi" diye konuştu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


GÜNDEMDEKİ DOSYA - 2
    (spor olsun diye mi?) Onur Bakır - Murat KüçükşahinPopülizmden kurtulmalıyız Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay'la, 2004 Atina Olimpiyatları'nı, Türkiye'nin olimpiyatlarda elde ettiği sonuçları, 2008 Pekin Olimpiyatları için hedefleri ve kadın haltercilerin taciz iddiasıyla başlayan tartışmaları konuştuk. 70 milyonluk Türkiye'nin Atina'ya 67 sporcu ile gitmesini "fiyasko olarak değerlendiren Atalay, alınan 10 madalyanın önemli bir sıçramaya işaret ettiğini ancak, başarı olarak sunulmasının popülizm olacağını kaydetti. Atalay, "Türkiye'yi sporda popülizmden kurtarıp, hak ettiği yere ulaştırmak için elbirliğiyle çalışacağız" dedi. 2004 Atina Olimpiyat Oyunları'nı nasıl değerlendiriyorsunuz? 2004 Atina Olimpiyat Oyunları komşumuz Yunanistan'ın başarıyla gerçekleştirdiği oyunlar oldu. Yunanistan'ı tebrik ediyoruz. Atina Olimpiyatları genel olarak büyük sporcuların, şampiyonların geçildiği, yeni isimlerin ön plana çıktığı olimpiyatlar oldu. Biz de de biraz böyle oldu. Favori sporcularımızdan çok yararlanamadık. Sizce 70 milyonluk Türkiye'nin olimpiyatlara 67 sporcu ile katılması ve toplamda 10 madalya alması yeterli mi? Sporcularımızda bir kıpırdanma var. 5'den 10 madalyaya çıktık. İlk defa 5 branşa yayıldı. Bunlar sevindirici. Biz her zaman şunu söylüyoruz: 5'i altın 10 madalya bekliyorduk, 67 sporcu ile gittik ama bizim hakkımızın bu olmadığını düşünüyoruz. Olimpiyatlarda güreşte başarısız addediliyoruz, altın madalyamız yok. Ancak bir önceki olimpiyatlarda 18 takım puanı toplamıştık, burada 36 puan. Bu ciddi bir puan farkıdır, silkiniştir ama ben bunu yeterli görmüyorum. 1968'den bu yana ilk defa 3 madalya aldık güreşte. Güreşçilerimiz hemen minderi terk edip, tribüne çıkmadı. Özellikle grekoromen için söylüyorum. Ama bunlar ülke için yeterli değil. Biz bunları mazeret olarak kabul etmiyoruz, asla popülizm de yapmayacağız. Bunu bir başarı olarak da sunabilirdik ama bu bize yakışmaz. Spordaki bütün başarılarda Türkiye'yi bir ekip olarak düşünüyoruz. İktidarı, muhalefet partisi ile Meclis'i, sivil toplum örgütleri, federasyonu, belediyeleriyle, Milil Eğitimi'yle, üniversitesiyle, YÖK'üyle, kişileriyle hep beraber bir takım gibi düşünüyoruz. Elele vereceğiz, Türkiye'yi sporda popülizmden kurtarıp, hak ettiği yere ulaştırmak için elbirliğiyle çalışacağız. Olimpiyatlara ilgi arttı ancak hâlâ yeterli düzeyde değil. Bu ilgiyi artırmak için neler yapılabilir? Bir şampiyonunuz çıkıyorsa, Türkiye sizinle ilgilenmek durumunda kalıyor. Atagün Yalçınkaya'yı tebrik ediyoruz. Genç boksörümüz belki oraya tecrübe kazansın diye götürülmüştü, ama inanılmaz işler yaptı. Türkiye olimpiyatları konuştu. Taner Sağır'ı konuştu, Halil Mutlu'yu konuştu, Şeref'i, Bahri'yi konuştu. Konuşulunca Türkiye'de bir kültür oluşuyor. O zaman insanlar çocuklarını spor okullarına gönderme gereği duyuyor. Avustralya böyle başardı. Eskiden bir bronz madalyaya takla atan bir ülkeydi. Avustralya'nın 2000 Sdney Olimpiyatlarını alması 1993'te kesinleşti ancak 1985'ten sonra bir çalışmayla, seferberlikle Avustralya sporda yükselmeyi başardı. Bugün Avustralya, ABD ve Çin'le beraber en çok madalya kazanan ülke konumuna geldi. Bu seferberliğin eseridir. Aynı şeyi Çin yaptı, gerçek patlamayı da herhalde Pekin'de yapacak. Türkiye'nin bir olimpiyat kültürünü, bir olimpizm ruhunu, bir fair-play kültürünü, bir spor kültürünü mutlaka yaşaması ve yaygınlaştırması gerekiyor. Televizyonların, gazetelerin, siyasilerin herkesin konuşması gerekiyor. Spora hizmet edecek herkes, kim olursa olsun, bizim başımızın tacıdır. Türkiye'yi bir spor ülkesi yapmak zorundayız. Boş zamanlarını değerlendirme alışkanlığı değil, bir yaşam tarzı olarak sporun bu ülkeye girmesi lazım. 2008 Pekin Olimpiyatları'na dair hedefleriniz nelerdir? Geldik, hemen çalışmalara başladık. Bu sefer spor akademileriyle bilimsel çalışmalar yapacağız, taramaları onlarla birlikte yapacağız. Federasyonlara talimat vereceğiz, seçimler yapılacak, yeni yönetimler oluşturulacak. Kim seçilir bilmiyorum ama çok iyi yönetimler oluşturacaklar. Biz karışmayacağız işlerine ancak kriterleri koyacağız. Şu kriterlerle çalışacaksınız. Başarı, performans kriterleri. O kriterlere göre de çok iyi çalışacaklarına inanıyorum. Biz onları zorlayacağız, özerkleştireceğiz bu arada. Rahat hareket etsinler, İhale Yasası'na tabii olmasınlar diye. Daha rahat sponsor bulsunlar diye. Hem onlar çalışacak, hem biz çalışacağız. Üniversitelerle bilimsel ölçümler, motor ölçümleri, genetik testler yapacağız ve bütün Türkiye'yi tarayacağız. Ülkemizden yeni sporcular çıkacağına inanıyorum. Yurtdışından hoca getireceğiz. Kulüplerimizden rica edeceğiz mesela Fenerbahçe atletizm ve yüzme hocası getirdi. Bizim yüzmede, jimnastikte madalya alabilmemiz için mutlaka yabancı hocalara ihtiyacımız var. Gelecekler hem bizim hocaları eğitecekler, hem de sporcuları. Gençlerimizi gittikleri illerde taramalar yapacak ve keşfedecekler. Taner'in, Eşref'in, Atagün'ün keşfedildiği gibi. Biz en az 150 sporcuyla 15 branşta, 20 branşta katılmamız gerekiyor. Madalya sayımız da en az 30 olacak şekilde planlıyoruz. Aslında bu bile ülkemiz için yeterli olmayacak.


Aileler endişeye düşüyor Kadın haltercilerin iddiaları ile başlayan taciz tartışmaları gündemin baş sırasına oturdu. Böylesi, medya önünde gerçekleştirilen sansasyonel, tartışmalar sporu nasıl etkiliyor? Temiz toplum, temiz spor. Kampanyamız bu. Her evden bir sporcu olsun istiyoruz. Anne babalara çağrıda bulunuyoruz, çocukları bize emanet edin çocukları bize yollayın diyoruz. Kızlarınızı spora yollayın, daha çok kız şampiyon çıksın. Bayanlar da başarılı olsun. Biz bunu derken, aileler de bir taraftan endişe eder. Çocuklarını göndermekten sakınır, çekinir haklı olarak. Bütün bu tartışmaların Türkiye'de bitmesi lazım, sağlıklı ortamların hazırlanması lazım. Bu devletin görevi. Biz bir soruşturma başlattık. Sonucu ne olur bilmiyorum. Bu aşamada bir şey diyemeyeceğim ama sonucu ne olursa olsun biz onun gereğini yaparız ve ülkemizi tertemiz, pırıl pırıl insanların çalıştığı, spor yapan insanların da hiçbir endişeye kapılmadığı bir ülke haline getiririz.


Bildiğimizi yapmak zorundayız Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön, Atina Olimpiyatları'nda beklenen sonuçları alamadıklarını, buradan çıkarılan derslerle 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları'na hazırlanılacağını söyledi. Sporcu ve antrenörleri takip konusunda ciddi yaptırımlara gideceklerini kaydeden Yurdadön, "Öyle bir hale geldi ki, her sporcunun arkasında bir medya kuruluşu var, bir gazeteci var, birileri var. Olimpiyatlarda görülen o ki, bunları ciddiye almayacağız. Bildiğimizi yapmak zorundayız. Neye mal olursa olsun, bunu yapacağız" dedi. Atina Olimpiyatları'ndan beklediğiniz sonuçları aldınız mı? Beklediğimiz sonuçları alamadık. Elvan'da hayal kırıklığına uğradık. Gerçi iki final yarıştı, ayaklarına sağlık, iki final yarışmak da çok büyük bir şey. Elvan'ın başarısızlığının nedenlerini araştırıyoruz. En son antrenörünün açıklaması vardı. İkincisi Can Değer'den final bekliyordum. O'nun finalde yarışamaması beni çok üzdü. Çünkü antrenmanda geçtiği dereceleri olimpiyattakilerle karşılaştırdığımızda olumsuz bir sonuçla karşı karşıya kaldık. Eşref'in derecelerini göz önünde bulundurarak, 'madalya alacağını' söylemiştim. Olabilirdi de olmayabilirdi de. Sonuç, 3'üncülük. Süreyya son derece şanssız ve olumsuz bir durumla karşı karşıya kaldı. O sorunu da aşmaya çalışıyoruz. Diğer sporcularımızın çoğu genç, 2008'in sporcuları. Biraz daha iyi yarışabilirlerdi. Kendi derecelerinin üstünde dereceler elde edebilmeleri gerekirken, yapamadılar. Bizim açımızdan çok yi oldu. Eksiklerimiz, hatalarımız, aksaklıklarımız, bilgisizliklerimizi burada öğrendik. Bundan sonra ne yapacağımız çok önemli. Bu çocuklarımızı 2008'e hazırlarken, hatalarımızdan derslerimizi çıkararak, önlemimizi alacağız. Genel olarak olimpiyat sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sporcularımızı ve antrenörlerimizi psikolojik açıdan çok iyi motive etmemiz gerekiyor. Ben sporculuk yaşamımda iki olimpiyat gördüm. Ancak yöneticilerin, antrenörlerin iki olimpiyatı değil, bir olimpiyatı görmeleri çok önemli. Bundan sonra çocuklarımızı ve antrenörlerimizi takip konusunda ciddi yaptırımlarımız olacak. Öyle bir hale geldi ki, her sporcunun arkasında bir medya kuruluşu var, bir gazeteci var, birileri var. Bunları ciddiye almayacağız. Bildiğimizi yapmak zorundayız. Atletizmin gerçeklerini, olimpiyatların gerçeklerini göz önünde bulundurduğunuzda, yapmanız gereken her şeyi yapmaktan kaçınmamak. Neye mal olursa olsun bunu yapacağız. Sporcular, "ille de gazeteye demeç mi vereyim" diye konuşuyorlar. İlk defa size söylüyorum. Birine bir şey dediğiniz zaman "Aaa, ona söylerim" diyor. Bunların hepsini aşacağız. Aşmazsak olimpiyatlarda başarılı olamayız. Bunlar bir özeleştiridir, gereklerini yapacağız. Bu konuda basının da bize destek vermesi lazım. Çünkü herkes birlikte üzülüyor. Başarısızlıktan kimse mutlu olmayacağına göre, destek vermek mecburiyetindeler. Geleceğe yönelik ne gibi projeleriniz var? Önümüzdeki Dünya, Avrupa şampiyonaları ve Olimpiyatlar ile ilgili hedefleriniz neler? Önce devam eden projelerimizi mercek altına yatıracağız, aksaklıkları varsa onları gidereceğiz. Sporcu makinesi gibi sporcu üreteceğiz. Sonra bu sporculardan yetenek modellerine göre seçimleri yapacağız. Antrenör seminerleri, kurslar, eğitim çalışmaları bunlara göre yapılacak. Tıpla iç içe çalışacağız. Akdeniz oyunları var en yakın. 9-10 madalyayı hedefliyoruz. Dünya şampiyonası var 11 ay sonra, orada da en az 3 madalya, 5 final hedefliyoruz. Sonra geleceğe yönelik planlarımızı yeniden bir mercek altına yatıracağız ve son 3 yılı direk olimpiyatlara ayıracağız. 2008 Olimpiyatları'na yönelik hedeflerimiz ise 30 kişi katılmak; 10-12 final yarışmak, 3-4 madalya almak. Elimizdeki sporculara baktığımızda bunu yapacak sporcuların altyapıdan geldiğini görüyoruz. Sizce atletizme Türkiye'de yeterince ilgi gösteriliyor mu? Yeni yeni görmeye başladı. Yerinde oturarak, elini taşın altına koymadan olmaz. Yürürseniz enerji tüketiyorsunuz, yoruluyorsunuz. Sevinmede de böyle olmalı. Bunun koşulu destek. Herkes destek verecek ilgi gösterecek; sayımız, nüfusumuz çoğalacak, ondan sonra da başarımız çoğalacak. Az sayıda sporcu ile başarı olmaz. Atletizme yönelik ilginin artması için önce basın yayın organlarına iş düşüyor. Bu güzellikleri bütün kamuoyuna götürmeli. Kamuoyu destek vermeli, sponsorlar da destek vermeli. Basın ne kadar yer verirse, atletizme ilgi duyan nüfus o kadar çoğalır, iyi becerikli atletlerin seçimi de o kadar kolay olur. Yetenekli atletler basında ne kadar yer alırsa, finallerde madalya şansı da çok olur. Bu çok oldukça da sevinen insan sayısı, sevinmenin süresi üzülmenin süresinden çok daha fazla olur. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İhale değil enerji planlamasıOnur Bakır Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar ile Türkiye'de izlenen enerji politikalarını, nükleer santral savunucularının "enerji açığı" iddialarını ve yapılması gerekenleri konuştuk. Enerji değil, ihale planlaması yapılmasının Türkiye'ye zarar verdiğine işaret eden Uyar, çözümsüzlüğün çözüm olarak görülmesini eleştirdi. Uyar, yenilenebilir enerji olanaklarını temel alan enerji-çevre-ekonomi entegre karar destek modelini önerdi. - 20 yıl içinde enerji açığı ile karşı karşıya kalacağı, Türkiye'nin nükleer santrala ihtiyacı olduğu söyleniyor? - 20 yıl sonra enerji açığının çok olacağı muğlak bir söz, hiçbir temeli yok. Herkes başka bir şey anlıyor bundan. "Enerjiye şu kadar ihtiyacım var" diyen bir insanın, enerjiyi hangi etkinlikte kullanacağını sorgulaması lazım. Yani Avrupa'nın, diğer dünya ülkelerinin kullanmadığı, çöpe attığı, standart dışı, fazla enerji tükettiği için satılmayan buzdolaplarını, bilgisayarlarını, su ısıtıcılarını, klimaları ülkemize doldurursak, lambaların hepsini de açık bırakırsak, 10 misli az enerji kullanan lambaları değil diğerlerini kullanırsak, o zaman hiçbir şeye yetişmez enerji. Dünya ülkeleri petrol krizinden itibaren "daha az enerji ile aynı işi nasıl yaparız" diye bakmaya başladı. 4 ila 10 misli daha az enerji ile aynı işi yapmak mümkün. O halde 10 değil, 1 santral kurmanız gerekiyor. Önce bunu iyi belirlemek lazım. Daha çok ihale yapmak için, "şu da lazım, bu da lazım, çok ihtiyacımız var" söylemi artık dünyada terk edildi. Ülkesinin uzun vadede iyiliğini düşünen insanlar böyle şeyler söylemiyor artık. Bizim üniversitemizde geliştirdiğimiz, diğer ülkelerdeki modelcilerle birlikte hâlâ geliştirmekte olduğumuz "enerji-çevre-ekonomi entegre karar destek modelleri" var. OECD ülkeleri bu modeli kullanıyor. Bu modellerde artık çöpe a
www.evrensel.net