Darbenin izleri silinemedi

12 Eylül sabahı Kenan Evren'in konuşmasıyla uyanan Türkiye, yıllar sonra hâlâ darbenin izlerini taşıyor. Zaman içinde büyüyen dış borçlar, yoksulluk ve mafyalaşma darbenin aslında kimler tarafından gerçekleştirildiğini ve asıl nedenini gözler önüne seriyor.

12 Eylül darbesi, Milli Güvenlik Konseyi'nin 1 Numaralı Bildirisi ve Konsey Başkanı Kenan Evren'in TRT'de yaptığı konuşma ile saat tam 04:00'te bundan 24 yıl önce ilan edildi. "Anarşiyi engelleme" ile gerekçelendirilen darbe, yıllar sonra hâlâ sayısız gözaltılar, işkenceler, faili meçhul cinayetler, görevine son verilen TBMM, yasaklar ve kapatılan sendikalar ile anılıyor. 12 Eylül darbesini destekleyen ABD yönetimi müdaheleyi "Bizim çocuklar yönetime el koymuş" şeklinde değerlendirmişti.

24 Ocak kararları 12 Eylül darbesinin tek nedeni "sokaktaki anarşiyi engelleme" gibi sözlerle açıklansa da yıllar sonra Evren'in "Darbe olmasaydı 24 Ocak kararları uygulanamazdı" sözleri, askeri müdahalenin bir başka boyutunu da açığa çıkardı. Turgut Özal'ın darbe öncesinde Başbakanlık Müsteşarı sıfatıyla kendi imzasıyla 13 Haziran 1980'de Toplu Sözleşme Koordinasyon Kurulu'na gönderdiği genelge yapılacakları adeta özetledi. Genelgede;
  • Sözleşmelerde yönetime müdahale niteliğindeki hükümler yeralmayacak, bir önceki sözleşmede böyle hükümler mevcutsa, bunlara istişari bir şekil verilecektir.
  • Daha önceki sözleşmelerde yeralan hükümler dışında ek mali yükümlülükler getirilecek yeni maddelere yer verilmeyecektir.
  • Kıdem tazminatına esas süreler arttırılmayıp aynen muhafaza edilecek, yeni işe alınan işçilerin kıdem tazminatı, her yıl için 30 gün olacaktır.
  • Sözleşme süresi 2 yıldan az olmayacaktır.
  • Yıllık ücretli izin süresi uzaltılmayacaktır.
  • Haftalık çalışma saatleri daha aşağı indirilmeyecektir" ifadeleri yeraldı.

    Sınıfsal içerikli darbe 24 Ocak kararları ilerleyen günlerde büyüyen dış borçlar ile birlikte IMF'ye tam teslimiyet, ekonomide liberalleştirme ve sürekli artan gelir adaletsizliği şeklinde anlam buldu. 12 Eylül darbesi 24 Ocak kararlarına gelişecek muhalefetleri önleme görevini yerine getirmişti. Darbeninin nedeni olarak açıklanan "anarşi" ortamını destekleyenler de bu süreçte ABD ile TÜSİAD ve TİSK gibi örgütler oldu. Darbe sonrasında TİSK Başkanı Halit Narin'in "Bugüne kadar işçiler güldü şimdi gülme sırası bizde" demesi bu desteği ifade ediyor. Darbe bugün bir çok aydın tarafından "ABD, uluslararası ve ulusal sermayenin işbirliği ile Türkiye toplumuna yönelik olarak gerçekleşmiş sınıfsal içerikli bir darbe" şeklinde yorumlanıyor. 1980 öncesi kontrgerilla örgütlenmesinin bir parçası olan faşist örgütlenmelerinin büyük patronlardan aldığı destekler darbeye giden süreçte, somut gelişmeler olarak gösteriliyordu.

    İt, uğursuz kim? CIA'nın MİT ile işbirliği içinde olması MİT'in eğitimi, geliştirilmesi ve donanımını üstlenmesi yıllarca sürecek olan mafyalaşma ve çeteleşmenin sinyallerini veriyordu. Geçtiğimiz günlerde Kenan Evren'in bir gazetede yapılan ropörtajda MİT-Yargıtay-Mafya ilişkilerini değerlendirirken "Genelkurmay Başkanlığı yaptınız, Cumhurbaşkanlığı yaptınız... O dönemlerde MİT hangi konularda, kimleri kullanırdı? sorusu üzerine "Cumhurbaşkanı'na bir şey söylenmez. MİT, kullanabileceği herkesi kullanır... İti, uğursuzu, hapisteki adamı bile kullanır... Bunu da kimse bilmez... Ve bu konular uluorta her yerde konuşulmaz... Bunlar MİT'in işidir. Yargıtay ile MİT'in kavga etmesi hiç de iyi bir şey değil... Kurumlar yara alır... Tabii halledecek olan da yine Başbakanlık makamı." sözleri Türkiye'deki karanlık ilişkileri açıklıyordu.

    www.evrensel.net