11 eylül 1973, santiago

Son üç yıldır, 11 Eylül deyince herkesin aklına New York ve Washington'u vuran yolcu uçakları geliyor.

'Kendi halkının sorumsuzluğu nedeniyle bir ülkenin komünizme gidişine seyirci kalmak için bir neden göremiyorum.' (ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger) 11 Eylül, son üç yıldır akıllara Amerika'da yerle bir edilen İkiz Kuleler ile geliyor. ABD yönetimi, bu saldırıyı dünyayı "yeniden yapılandırmak" için bir fırsat olarak değerlendirdi. Afganistan ve Irak işgal edildi, buralarda daha önce Amerika tarafından desteklenen, hatta yaratılan iktidarlar yıkıldı. Ama 11 Eylül aynı zamanda Şili'de gerçekleştirilen kanlı darbenin de yıldönümü. 11 Eylül 1973'te Richard M. Nixon başkanlığındaki ABD hükümeti, Şili egemen sınıflarının suç ortaklığıyla, halkçı Salvador Allende hükümetini devirdi.

Her şey 'hür dünya' için! 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından dünyayı "terörden kurtarma" adına terör estiren ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından da "dünyayı komünizm belasından kurtarmak için çalışmaya" başlamıştı. CIA eliyle yapılan komplolar, suikastler, askeri darbeler, sözde "hür dünyanın korunması" için sıkça başvurulan yöntemlerdi. Yine tekellerin çıkarlarına aykırı bir yönetimin ortaya çıktığı ülkelerde "gayrıresmi örgütler" ile estirilen terör, bu örgütlere aktarılan milyar dolarlar ve insan hakları, demokrasi ve özgürlük söylemleri... İran'da 1953 yılında petrol kaynaklarının ulusallaştırılmasının ardından CIA, seçimle göreve gelmiş yönetime karşı darbe girişimi başlattı. Yine 1965 yılında Endonezya'da CIA destekli General Suharto öncülüğünde bir faşist darbe gerçekleştirildi. Tam 1.5 milyon insan öldürüldü. Dünyanın birçok bölgesinde, kendi tekellerinin çıkarlarına zarar getirebilecek gelişmelere kirli yöntemlerle müdahale eden ABD'nin, burnunun dibindeki Şili'de olanlara kayıtsız kalması beklenemezdi.

1970 seçimleri 4 Eylül 1970'deki Şili seçimleri, ABD için büyük önem taşıyordu. Çünkü Amerika'nın Şili'de ciddi yatırımları vardı ve bu ülkenin bakır kaynakları, Amerikan tekeli ITT'nin elinde idi. Sosyalist aday Salvador Allende'nin karşısında Amerikancı sağcı partiler vardı. Kampanyasında; ülke varlıklarının halkın malı olacağını vaad eden Allende'nin önderliğindeki Halk Cephesi, zafer kazandı. Aynı anda ABD'de düğmeye basıldı: Allende'nin devrilmesi için ekonomik abluka uygulanacak, ayrıca suni olarak piyasadan bazı mallar çekilecekti. Böylece kuyruklar oluşacak ve dış destekli bir muhalefetin yardımıyla istikrarsızlık yaratılacak; ardından da ABD'nin güdümünde bir general öne çıkartılarak son darbe vurulacaktı. Şili'nin içinde bulunduğu borç batağından kurtulmasının bakır madenlerinin millileştirilmesi yoluyla mümkün olacağını düşünen Allende ise, seçimlerin ardından vaadlerini tutmaya başladı. İlk olarak toprak reformunu başlattı. 50 bin köylü ailesi toprak sahibi olurken, kentlerde de işçi ücretleri yüzde 66 arttı ve binlerce işçi, konut sahibi oldu. Ardından bankalar millileştirildi. Şili Genelkurmay Başkanı General Schneider Cherau'ya, seçimlerden yalnızca bir ay sonra suikast düzenlendi. Bu ABD'nin Allende'ye bir uyarısı idi. Ancak hükümet halkın çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam etti. Çelik, kömür ve bakır tesisleri millileştirildi. Dönemin ABD'li üç bakır tekeli olan Kennecott, Anaconda ve Cerro şirketlerinin işlettiği madenlerin tamamı halkın malı haline getirildi. Bu ABD şirketleri, Şili bakır üretiminin yüzde 80'ini kontrolleri altında tutuyorlardı. Hükümet çalışanların ücretlerini artırdı, fiyatları dondurdu, sütü sübvansiyonla destekledi, sağlık ve eğitim hizmetlerini daha fazla insan için erişilir hale getirdi. Küba hükümetiyle de iyi ilişkiler kuruldu.

'Bardağı taşıran damla' Kasım 1971'de, Allende'nin önerisiyle ITT'nin kontrolünde olan bakır madenleri millileştirildi. ABD'nin bu adıma verdiği ilk tepki, Şili'ye yardım amaçlı verilmekte olan Dünya Bankası ve IMF kredilerinin kesilmesini sağlamak oldu. Hemen ardından ülkenin tek gelir kaynağı olan bakırın dünya piyasalarındaki fiyatı gerilemeye başladı. Bakır fiyatlarının düşmesi nedeniyle milli gelir bir anda düşüşe geçti. Uluslararası kredi kuruluşları kapılarını Şili'ye kapattı, ABD tarafından satın alınan sendika liderleri çeşitli grevler başlattılar. Tüm bunlara rağmen halk, Allende'yi destekliyordu. Mart 1973'te yapılan seçimlerde Halk Birliği yine seçimi kazandı. ABD tarafından desteklenen ırkçı-faşist örgütlenmeler sabotajlara, suikastlara başladılar. Grev ve gösteriler, patlayan bombalar ve cinayetler, "zinde kuvvetler"in sahneye çıkması için gereken ortamı hazırlamak üzere, yoğunlaştırıldı. Nihayet, 11 Eylül 1973'te, General Augusto Pinochet, esasen CIA tarafından örgütlenip yönetilen bir askeri darbeyle, seçilmiş hükümeti devirdi. Şili darbesi; Salvador Allende'nin de dahil olduğu üçbinden fazla insanın öldürülmesine, onbinlerce insanın işkence görüp tutuklanmasına, çok daha fazlasının ise yurtdışına çıkmaya zorunlu kalmasına sebep oldu. Darbeden onca yıl geçtikten sonra, kendisini "ömür boyu senatör" ilan ettiren emekli general Pinochet'nin yargılanması için girişimler devam ediyor. Eli kanlı diktatör, ömrünün son günlerini tutuklanma korkusuyla geçiriyor... ABD ise Venezüella'da, Irak'ta ve diğer ülkelerde "rejim değişikliği" yönündeki sinsi girişimlerine devam etmekte.

www.evrensel.net