Orfeus cehennem dönüşünde

Orfeus cehennem dönüşünde

Bu iki Cehennem tanrısı karı-koca Persefone ile Hades; Orfeus'un ezgi ve şiirlerindeki olağanüstü insani bir sanatın büyüsüyle yumuşadılar ve bu yüzden ölü Euridike'nin dünyaya dönüşüne izin verdiler.

Bu iki Cehennem tanrısı karı-koca Persefone ile Hades; Orfeus'un ezgi ve şiirlerindeki olağanüstü insani bir sanatın büyüsüyle yumuşadılar ve bu yüzden ölü Euridike'nin dünyaya dönüşüne izin verdiler. Ne var ki bu dönüş izninde tanrılarca tezgâhlanmış bir oyun olup olmadığını, o anda ve o ortamda Orfeus algılayamazdı. Haliyle Cehennem'in acımasız tanrıları; böyle bir yöntemle Cehennem ülkesinden bir kez çıkış başladı mı, - (baştanrı Zeus'un ricasıyla da olsa) - bunu başka çıkışların da izleyebileceğini hiç kuşkusuz çok iyi sezinlemişti...

Cehennemden ilk dönüş İşte sonunda Cehennem tanrılarıyla varılan anlaşma gereğince; önde ozan Orfeus, arkada ölü karısı Euridike olmak üzere birlikte yürümeye başladılar. Ölüler ülkesinden çıkıp dünyaya doğru gerisin geri başlayan bu dönüş serüveni; tanrılar ve insanlar tarihinde bir ilkti. Yürüyüş boyunca ayaklarını bastıkları yerler ya bulutların üstüydü yada cehennemin topraküstü boş karanlıklarıydı. Haliyle ayak seslerinin duyulması sözkonusu bile değildi!.. Cehennemden çıkana dek, Orfeus'un arkasına dönmesi de kesinlikle yasaktı... Yürüyüş sırasında Orfeus; sevgilisinin ayak seslerini duymamasına karşın tanrıların sözüne güvenerek, ardısıra yürüdüğünü varsaydığı Euridike'sine sarılmak için dayanılmaz bir istek duymasına karşın bütün direncini ve istemini kullanarak ardına dönüp bakmıyordu... Uzun ve zorlu bir yürüyüşten sonra, artık çamurlu ve korkunç vadilerin boşluklarını; ölülerin arada bir çığlıklarıyla inlettikleri karanlık hava katmanlarını aşmışlar; Cehennem'in çıkış kapısındaki o loş aydınlığa ulaşmışlardı. Ama gerçekten de Orfeus, o ana dek ardısıra yürüdüğünü düşündüğü Euridike'sinin ayak seslerini hiç duymamıştı!..Belki de bu yüzden olacak, tanrıların uyarılarını unutup bir anda sevgilisi Euridike'ye dönüp bakmak ve ona sarılmak gibi çılgınca bir isteğe kapıldı; çünkü yol boyunca bu türden yakıcı isteklerine karşı sürdürdüğü bütün istenç ve direncini artık yitirmişti. Ardına döner dönmez de Euridike; sanki bir toz bulutuna dönüşüp Cehennem'in dipsiz karanlıklarına doğru savrularaktan, gerisin geri dönmeye başladı! Bir taraftan da zavallı Euridike; " Bu ne çılgınlık böyle, seni beni yokeden? / İşte gene beni geri çağırır zalim kader, / Dört yanımı saran gece alıp götürüyor beni; elveda! / Giderim işte uzata uzata ellerimi sana..." diyerekten acı acı inliyordu. Bir çeşit toz-duman bulutlarına dönüşmüş olan Euridike, ölü ruhlara tutunaraktan, yeniden Orfeus'una doğru dönmek için nice yalvarıp yakarsa da; ne bekçiler, ne de yeraltı sandalcısı; hiçbiri artık onun geri dönüşüne izin vermiyordu!.. Olduğu yerde dokuz gün dokuz gece, liriyle tanrılara yalvararaktan Euridike'sinin dönüşünü bekledi. Ondan sonra da umarsız, dağlara bayırlara saldı kendini; durmadan şiirler söyledi, ağıtlar yaktı... Sonra Makedonya'daki Karasu(Sitrimon) ırmağının kıyısındaki havada asılı bir kayanın altında, yemeden içmeden tanrılara ve onların çizdiği acıyazgısına ilençler yağdırdı. Mağaralarda, ağaç gölgelerinde çalıp söyleyerekten tanrı Hades'le tanrıça Persefone'nin Cehennem kapılarını açmasını boş yere bekleyip durdu.

Menad kadınları Aşkından yana çektiği bunca umarsız yas, bu dilinden ve sazından mucizeler dökülen delikanlı Orfeus'u her ne kadar yıprattıysa da o; gene de güzelliği ve yakışıklılığından fazla birşey yitirmedi. Trakya bölgesinin en güzel kızları onunla birlikte olabilmek için durmadan ardısıra koşuşup durdular. Ama o hiçbirine yüz vermedi. Hep Euridike dedi; başka birşey demedi. Gene bu arada tanrı Diyonisos'un şölen alayından olan Menad adlı güzel kadınlar da, Orfeus'un ardına düştüler. Onu ellerine geçirip gönüllerince sevebilmek için her yola başvurdular. Kendilerini çok güzel bulan bu Menad'lar, Orfeus'un soğukluğu ve ilgisizliği karşısında büyük bir eziklik ve sonunda taşkın bir öfkeye kapıldılar... Gene elinde liri; Trakya'daki Hebrus ırmağı kıyılarında yanık yanık Euridike'sine olan aşkını dillendiren ezgiler söylediği bir sırada; bu öfkeli ve azgın kızlar; ellerindeki taşlarla, sopalarla Orfeus'a saldırdılar. Sopa ve taşlarla hızını alamayan bazı kızlar, daha da ileri giderek Orfeus'u parçaladılar! Sonra da parçalarını bu Hebrus ırmağına attılar. Onun kopuk başı hâlâ, "Euridike...bahtsız Euridike..." diye başlayan şiirler döktürürken, aynı ırmağın alıp götürdüğü liri de; "Euridike... Euridike..." melodisini inleye inleye çalmayı sürdürüyordu. Orfeus'un Menad'larca doğranan uzuvları, nehrin akıntıları uyarınca Ege denizine ulaştı. Oradan da bu parçalar sürüklene sürüklene Midilli adasında karaya vurdu. Trakya bölgesinin her yerinde Orfeus'un ölüsünü arayan teyzeleri Musa'lar; bir duyum üzerine Midilli adasına geldiler. Büyük bir üzüntüyle Orfeus'un parçalanmış uzuvlarını biraraya getirdiler ve öylece onu götürüp Trakya'daki Dium kentine gömdüler.

Tanrı ve tanrıçalarla İşte Orfeus'un bu kentteki mezarından başka, Olimpos dağının eteklerinde, orada oturan tanrı ve tanrıçalara yakın bir yerde de mezarı olduğu söylenir efsanelerde... Ama Orfeus'un kendisi, Cehennem denen tanrı Hades'in ülkesinde, Euridike'sine kavuştu. Gene bu arada Orfeus'un teyzeleri olan güzel esinperilerinin ve babası tanrı Apollon'un girişim ve yalvarıları sonunda, Orfeus'un olağanüstü güzellikte ezgiler döktüren çalgısı; baştanrı Zeus'un buyruğuyla gökyüzünde bir yıldıza dönüştü... Bu dönüşümden sonra aradan geçen binyıllar içinde birçok ozan; Akdeniz göklerindeki yıldızların birinden, bazı geceler usul usul, çok dokunaklı ve büyüleyici ezgiler döküldüğünü duymuş ve bunları aynen şiirlerinde dillendirmeye çalışmıştır...

www.evrensel.net