11 Eylül 2004 01:00

Küresel iç savaşa doğru!

Üç yıl önce bugün düzenlenen 11 Eylül saldırıları, dünyaya karşı ABD saldırganlığının yeni bir boyuta tırmanmasına vesile yapıldı.

Paylaş
Üç yıl önce bugün ABD topraklarından havalanan yolcu uçakları; New York'ta İkiz Kuleleri, Washington'da ise ABD Savunma Bakanlığı binasını vurmuşlardı. 3000'den fazla kişinin öldüğü saldırılar, Amerikan yönetiminin 'terörle savaş' gerekçesiyle yeni bir saldırı dalgası başlatılması için manivela oldu. Saldırıdan hemen sonra, Bush yönetimi yetkilileri "50 terörist devlet olduğundan", "şeytan ekseninden" bahsetmeye, hatta "Ya bizden yanasınız, ya da teröristlerden", "Bu bir Haçlı seferidir" gibi ifadeler kullanmaya başladılar.

Asıl hedef Irak'tı Saldırılardan bir ay sonra Afganistan bombalandı ve işgal edildi. Ancak asıl hedefin Irak olduğu, birkaç yıl sonra ortaya çıkacaktı. Bush yönetimi ile görüş ayrılığına düşen "anti terör uzmanları", diplomatlar ve Beyaz Saray bürokratlarının ardı ardına yayınladığı "hatıralar"ın hepsindeki ortak yön, Bush ve ekibinin Irak'ı işgal etmeye çoktan niyetli olduğuydu. Bu işgal için gereken "kanıtlar" beceriksizce yaratıldı ve dünya çapında milyonlarca insanın sokaklara çıkıp ABD'yi lanetlemesine rağmen, 20 Mart 2003'te kanlı işgal başladı. 11 Eylül saldırılarından bir yıl sonra, "Bush doktrini"nin temel nitelikleri kamuoyuna açıklandı.

Bush doktrini Dünyanın yeni bir saldırı, silahlanma, savaş ve işgaller dönemine girdiğini resmen ilan eden bu doktrin özetle şöyle diyordu: 1. Silahsızlanma dönemi sona ermiştir. Ancak ABD, rakiplerinin veya diğer devletlerin silahlanma çabalarını "gerekirse zor yoluyla" önleyecektir. Mevcut karşılıklı silahsızlanma anlaşmaları geçersizleşecektir. (ABD, bu yöndeki ilk adımı, SSCB ile imzalamış olduğu Anti-Balistik Füze Anlaşması'ndan çekilerek attı. Sırada, nükleer silahsızlanmayı öngören anlaşmalar bulunuyor.) 2. ABD'nin ilk hedefleri "haydut devletler" olacaktır. Amerikalı yetkililer, bu devletlerin sayısını daha önce "50 civarında" olarak ifade etmişti. Her halükârda; sıradaki hedefler arasında İran, Suriye, Kuzey Kore ve Küba'nın öne çıktığı üzerinde uzlaşılıyor. 3. ABD, kendi gücünü aşmayı veya ona eşit bir güce sahip olmayı umarak askeri gelişim stratejisi izleyen rakiplerini bu çabadan vazgeçirecektir. Bu ifadeyle, Çin ve Avrupa Birliği gibi rakipler hedef alınıyordu. 4. ABD, "kendisine yönelik bir saldırı gerçekleşmeden saldırıya geçebilecektir". "Ön saldırı doktrini" olarak ifade edilen bu tehdit, bütün dünyanın askeri tehdit altında olduğunu gösteriyordu. 11 Eylül'den üç yıl sonra bugün, Vahhabi-Çeçen terörizmini gerekçe gösteren Rusya da, aynı yönde bir açıklama yaparak "dünyanın herhangi bir yerine, herhangi bir zamanda saldırabileceğini" açıklamıştır. Avrupa Birliği'nin de benzer bir politika izlediği, Brüksel'in resmi belgelerinde görülmektedir. Kısacası ABD'nin attığı adım, rakipleri tarafından da takip edilmekte, uluslararası gerilim yükselmektedir. 5. "ABD'nin çıkarlarına uygun davranan, ekonomisini Batılı şirketlere açan rejimlere mali yardım yapılacaktır." Bu ifade, ilerleyen aylarda "Büyük Ortadoğu Projesi"ne evrilecek ve bütün Ortadoğu'ya yönelik yeni bir tehdit olacaktı. 6. ABD, İslam dünyası içinde din temelli iç tartışma ve çatışmaları teşvik edecektir. ABD'nin hakimiyet saldırıları böylelikle din savaşları kisvesine bürünebilecektir. Kuzey Osetya'daki kanlı rehin alma eyleminden sonra "İslam ülkelerinden gazetecilerin dinlerini tartışmaya başladığı" yönünde, Türk basınında çıkan haberler bu açıdan özellikle dikkat çekici olmuştu.

Kontra orduları Amerikan saldırganlığı için oluşturulan bu "teorik temel"in en önemli yönlerinden biri, geçtiğimiz aylarda ortaya çıktı. Savunma Bakanlığı (Pentagon), orduyu yeniden yapılandırma çalışmaları kapsamında, "çeşitli ülkelerde yerel milis güçleri ve özel orduların kurulabileceğini" ilan etti. Böylece, Irak ve Afganistan ile başlayan paralı asker furyasının bütün dünyaya yayılacağı, hiçbir kurala bağlı olmayan kontrgerilla ordularının halklara karşı kullanılacağı açıklanmış oluyordu. Nitekim, söz konusu kuvvetlerin "terörist gruplara ve ayaklanmalara karşı" kullanılacağı açıkça ifade edildi. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, bundan iki yıl önceki bir konuşmasında "Amerikan ordusunun görevinin kaosu şekillendirmek olduğunu" söylemişti. İngiliz uluslararası ilişkiler uzmanı Dan Plesch de, noktayı şöyle koyuyordu: "Terörizme karşı savaş, küresel çapta bir iç savaş demektir." (10 Mart 2002, Observer)


DÜNYAYI SARAN GÜÇ 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ordusu, dünyadaki askeri gücünü pekiştirdi, daha önce giremediği ülkelere asker yolladı, üsler kurdu ve yeni bir mevzilenme içine girdi. Belli başlı ülkelerdeki Amerikan askeri varlığı şöyle sıralanıyor: Irak ve Afganistan:150 bine yakın asker Basra Körfezi:Katar'da 3300 asker. Bahreyn'de donanma üssü, 4 bin asker Filipinler:1300 asker ve danışman Özbekistan:Askeri üs (1000 asker) Kırgızistan:Manas üssünde 1900 asker Cibuti:2000'e yakın asker Doğu Afrika:ABD 5. Filosu bölgede sürekli devriye geziyor Gürcistan:Gürcü ordusuna eğitim ve silah desteği Almanya:70 bin asker (rotasyona tabi tutulacak) Japonya:40 bin asker (rotasyona tabi tutulacak) Güney Kore:37 bin asker (rotasyona tabi tutulacak) Pakistan:1100 asker Kuveyt:10 bin asker Bosna, Kosova ve Makedonya:9000'e yakın asker, askeri üsler Türkiye:Çok sayıda askeri üs ve sayısı bilinmeyen asker

ÖNCEKİ HABER

Rusya Batı'ya sert çıkıyor

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa