09 Eylül 2004 21:00

Moore'un gösterdikleri
   ve göstermedikleri

Michael Moore, "Benim Cici Silahım" ile Oscar ödülü alıncaya ve kürsüye çıkıp o meşhur konuşmayı yapıncaya kadar Türkiye açısından sinemayı yakından takip edenlerin malumu olan birisiydi.

Paylaş
Michael Moore, "Benim Cici Silahım" ile Oscar ödülü alıncaya ve kürsüye çıkıp o meşhur konuşmayı yapıncaya kadar Türkiye açısından sinemayı yakından takip edenlerin malumu olan birisiydi. Ama hem "Benim Cici Silahım"ın sinemalarda hatırı sayılır bir gişe yapması hem de NTV'nin Moore'un Amerika'da yayınlanan "Korkunç Gerçek" isimli programının eski bölümlerini yayınlamaya başlaması bu müzmin muhalif sinema adamının tanınırlığını artırdı. Moore hayranları ve Bush düşmanları (ya da her ikisi birden) için merakla beklenen film "Fahrenheit 9/11" bugün gösterimde. Moore'un Cannes Film Festivali'nde büyük ödülü kazanan bu yapıtı vizyona girinceye kadar medyada o kadar çok konu oldu ki, sıradan gazete okurları bile onun Bush'un azılı düşmanı olduğunu düşünmeye başladı. Gerçi film böyle düşünenlerin pek de haksız olmadıklarını gösteriyor. Moore hakkında yapılan 'şarlatan, fırsatçı, propagandacı' gibi eleştirileri bir yana bıkakırsak; "Fahrenhait 9/11" hakkında, yönetmenin geçmişine de bakarak, iki farklı yorum yapabiliriz; Moore'un gösterdikleri ve göstermedikleri.

Saf gerçek Michael Moore'un belgesel hakkında yeni tanımlamalar yapılmasına neden olan filmlerinin en büyük silahı 'saf gerçek' aslında. Ama, buradaki 'saf'lıktan yalnızca görüntülerin gösterilişini ve hiç yorum yapılmamasını anlamamak lazım. Moore, çok basit bir diyalektik yöntemle hareket ederek; yani görünüşten öze doğru giderek yol alıyor ve görünüşe aldananları şaşırtmayı başarıyor. Bu bakımdan kendisiyle yapılan söyleşilerden birinde Fahrenheit 9/11'den çıkanların "bunları biz neden bilmiyoruz" diye sorduklarını anlatıyor. Moore, "Benim Cici Silahım"da da görünenin yalnızca birkaç yüz metre ötesine giderek öz'e doğru yol almış ve izleyenleri bambaşka bir 'gerçek'le tanıştırmıştı. Moore'un filmlerinin asıl sarsıcılığı buradan geliyor.

Demokrasi oyunu Bunu "Fahrenheit 9/11"in daha giriş bölümünde bir kez daha kanıtlıyor Moore. Bush'un başkan seçildiği ve her şeyin Florida'daki oylar sonucunda belirlendiği günlere götürüyor izleyenleri. Amerika'nın büyük kanallarının önce Gore'un kazandığını açıklayışlarını birbiri sıra ekrara getiren Moore, daha sonra Fox Tv'nin "Bush kazandı" açıklamasını ve zincirleme olarak diğer kanallardaki benzer açıklamaları aktarıyor. Önce görüneni anlatıyor ve ardından öze dönüyor. Florida Valisi'nin Bush'un kardeşi olduğunu, Bush'un ekibinden birisinin seçmen seçimi işini üstlendiğini ve özellikle 'siyah derili' insanların seçim haklarının elinden alındığını gösteriyor izleyiciye. Bu duruma yapılan itirazların kabul edilmemesi, hiçbir Amerikalı senatörün itiraz dilekçesine imza koymaması ve Amerikan Meclisi'nde bu konunun görüşüldüğü oturumun kayıtları. Moore, demokrasicilik oynayan sistemin ve medyanın üzerindeki cilayı kazıyor ve Amerikan demokrasisinin özünü anlatıyor. Filmde başkaca birçok konu daha var. Bush ailesinin Laden ailesi ve Suudi hanedanıyla olan iş ilişkileri; Bush kabinesinde yer alan isimlerin bağlantılı olduğu şirketlerin Irak ve Suudilerle olan 'derin' ilişkileri de bu filmde yer alıyor.

Vatansever Moore Daha sonra kamerasını Irak'taki askerlere çeviren Moore, burada da Amerikan medyasının 'savaşa her an hazır, demokrasi neferleri' görüntülerinden uzak, gözlerine korku oturmuş askerleri taşıyor beyazperdeye. Amerika'da hızla artan yoksulluğun, özellikle beyaz tenli olmayanlara askere gitmekten başka çareler bırakmadığını anlatıyor. Oğulları Irak'ta ölen annelerle görüşüyor. Filmin bu bölümü için Moore'un 'vatansever' yanlarının öne çıktığını söyleyebiliriz. Ama onu ülkesinin çocuklarını korumakla kim suçlayabilir ki? Moore, bütün bölümün sonunda da bambaşka bir korkunç gerçekle yüzleştiriyor bizleri "her ülke kendi insanına savaş açar aslında!"

Propaganda filmi Michael Moore bu filmiyle, propaganda yapmakla eleştirildi. Bu tespit doğru. Ama Moore bunu kimseden saklamıyor. Filmini de 'propaganda' denilince ilk akla gelen yöntemlerle kurmuyor. Ortada, zeki bağlantılarla kurulmuş, Moore'un kendine özgü mizah anlayışıyla bezenmiş bir film var. Moore, her herde Bush'tan kurtulmak gerektiğini belirtiyor. Bugün onu Amerika'da Bush'un en büyük düşmanı olarak görenler bile var. Filmin en büyük sıkıntısı da Moore'un yaptığı bu tercihten kaynaklanıyor. İlk filmi, "Roger and Me"den bu yana büyük kapitalist şirketlerle ve onların 'insan'ı yok sayan kâr hırslarıyla uğraşmayı kendisine görev edinen Moore, bu kez (belki de bilinçli olarak) hırsına yeniliyor. "Benim Cici Silahım"da bireysel silahlanmanın arkasında hangi büyük silah tekellerinin yattığını; şiddetin üretenin bizzat kapitalizmin kendisi olduğunu anlatan Moore, bu kez daha çok Bush ve yakınındakilerin bağlantılı bulunduğu şirketlere değiniyor. "Benim Cici Silahım"da keskin bir şekilde dile getirdiği sistem eleştirisini bu kez daha çok Bush'a yöneltmeyi tercih ediyor. Moore'un bu nefreti filme de, dünyanın şu an için en büyük probleminin Bush ve arkasındakiler olduğunu anlatmak gibi bir derdi olduğu havası katıyor. Kimbilir belki de haksız değildir!

ÖNCEKİ HABER

Depremzedelere asalak diyen valiye suç duyurusu

SONRAKİ HABER

MGM: "İstanbul'da kasım ayı sonunda kar yağışı olasılığı var" tahmini bilimsel değil

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa