29 Ağustos 2004 01:00

AKP sabotajcı arıyor!

Pamukova'da 38, Tavşancıl'da ise 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazalarının ardından koltuğu sallanan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, kendisini ve hükümeti kurtarmak için Devlet Demir Yolları'nda 'sabotajcı' aramaya başladı.

Paylaş
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, arka arkaya gelen tren kazaları sonrasında sorumluluğu üzerinden atmak amacıyla, dedektif romanlarına taş çıkartacak yöntemlere başvurmaya başladı. "Demiryollarında 25'e yakın şüpheli olayın yaşandığı ve bu olaylarda 'sabotaj' ihtimalinin yüksek olduğu" şeklinde açıklama yapan Yıldırım'ın talimatı üzerine, demiryolu çalışanlarının tümü 'şüpheli' listesine alındı. Ulaştırma Bakanı önceki gün yaptığı açıklamada, hızlandırılmış tren kazasının ardından bilirkişi raporlarının hazırlandığını, cumhuriyet savcılıklarının da kazalarda terör ve sabotaj ihtimali üzerinde durduklarını dile getirmişti. Yıldırım, şüpheli olayların en çarpıcı örneğini, Diyarbakır ve Adana'da 300 metre boyunca ray bağlantılarının kesilmesi olarak göstermişti.

Önce Allah şimdi sabotojcı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın iddialarına karşılık gazetemize açıklama yapan Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Genel Başkanı Fehmi Kütan, kendilerine sendika üyelerinin isimlerinin bulunduğu bir liste gönderen bakanlığın, demiryolcuların "sabotajcı" olabileceği ihtimali üzerinde durduğunu bildirdi. Kütan, hızlandırılmış tren kazası gerçekleşmeden önce Bakanlığa "tren seferlerini durdurun kaza olabilir" şeklinde defalarca uyarıda bulunduklarını ancak dikkate alınmadıklarını söyledi. Kütan, kazadan sonra "Allahtan olmuştur" diyen kişilerin şimdi de "sabotajcı" aramaya başladıklarına dikkat çekti. Çalışanların şüpheli gösterilmesini kabul edemeyeceklerini kaydeden Kütan, "Asıl sabotaj, personele birden fazla iş verilmesi, kontrol bekçilerinin kaldırılmasıdır. Aslında hükümet, uyguladığı politikalarla demiryollarını sabote etmektedir" dedi. Yıldırım'ın açıklamalarıyla provokasyon yaratmasından tedirginlik duyduklarını kaydeden Kütan, demiryolu personelinin töhmet altında bırakıldığını vurguladı. "Tüm kazaları sabotaj olarak açıklamak yanlış olur" diyen Kütan, Adana-Mersin hattında kişilerin kimseye görünmeden 300 metre ray sökmesinın olanaklı olmayacağını bildirdi. Geçmiş yıllarda yollarda kontrol bekçilerinin olduğunu ve bu bekçilerin günde iki kez rayları kontrol ettiklerini açıklayan Kütan, bekçilerin görevlerine son verilmesi ile rayların kendi kaderine bırakıldığını kaydetti. Kazaların her zaman olduğunu ancak uygulanan politikalar nedeniyle abartılarak kamuoyuna duyurulduğunu da ifade eden Kütan, kaza nedenlerinin sabotaj olarak açıklandığını söyledi. Kütan 1990 yılının ortalarında Doğu Anadolu'da rayların sökülmesi gibi bir olayla karşılaşıldığını ancak bu olayın çok tenha bir noktada gerçekleştiğini bildirdi.


Bakanın iddiaları
  • Edirne-İstanbul güzerg âhında sinyallerin filtreleri değiştirildi.
  • Sefer yapan bir tren, demiryolu üzerine terk edilmiş su tankına çarptı.
  • Diyarbakır ve Adana'da 300 metre boyunca ray bağlantıları söküldü. Buna benzer 25'e varan şüpheli olay var. Bu arada 'mevsim nedeniyle yolcu sayısında azalma olduğu' iddiasıyla Boğaziçi ve Fatih ekspreslerinin seferleri durduruldu.


    Vagonlar raydan çıktı Son tren kazası Kırıkkale'de yaşandı. Yük treninin 2 vagonu raydan çıktı. Edindiğimiz bilgiye göre, Kayseri'den Karabük'e demir cevheri götüren makinist Bayram Onur idaresindeki 23657 sefer sayılı yük treninin 5 vagonundan 2'si, önceki gece Kırıkkale merkeze bağlı Mahmutlar beldesi yakınlarında raydan çıktı. Olayda ölen ya da yaralanan olmadı. Tren yolu, dün sabah saatlerine kadar yapılan çalışmaların ardından ulaşıma açıldı. Bu süre içinde Kayseri-Sivas yönünden gelen trenler, Kırıkkale'ye bağlı Çerikli beldesi ile Balışeyh ilçesi istasyonlarında bekletildi. Ankara yönünden gelen trenler ise Kırıkkale'ye bağlı Irmak-Kırıkkale İstasyonu ile Aşağı Mahmutlar beldesi istasyonlarında bekletildi. İzmir-Uşak seferini yapan makinist Hasan Güvenç idaresindeki 31619 sefer sayılı tren ise, dün,Göçmenevleri mevkiindeki hemzemin geçide kontrolsüz giren Halil Pala yönetimindeki 45 KZ 768 plakalı otomobile çarptı. Kazada, sürücü Pala olay yerinde öldü.


    Raylar sıcağa dayanamadı Bugünlerde 'sabotajcı' bulma derdine düşen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, kazaların önüne geçmenin tek yolunun, demiryoluna yatırım yapmaktan geçtiğini ısrarla görmezden geliyor. Aynı tavrını hızlandırılmış tren seferlerine karşı yapılan uyarılarda da yineleyen Yıldırım'ın bilimin sesine kulak vermemesi sonucu Pamukova'da feci bir kaza yaşanmıştı. Gerekli altyapı oluşturulmadan sefere çıkartılan hızlandırılmış trenin Pamukova'da yaptığı kazada, 38 kişi yaşamını yitirmişti. Tavşancıl'da ise otomatik fren sistemi bulunmayan Başkent Ekspresi'nin sinyalizasyon hatası nedeniyle yaptığı kazada 8 kişi ölmüş, 88 kişi yaralanmıştı. Denizli'de de önceki gün meydana gelen olayda, makinist İsmail Volkanay'ın, aşırı sıcaktan eğrilen rayları son anda fark etmesi üzerine, bir faciadan dönülmüştü.


    'Nedeni sabotajda aramayın' Taner Yüzgeç (İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı) Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın demiryollarında "sabotaja" dikkat çekmesi, örtülü olarak tren kazalarıyla ilgili kamuoyunda oluşan hassasiyeti dağıtmaya çalışması, bütün sürecin tuzu biberi oldu. Yıldırım'ın söylediklerinin hepsi de doğru olabilir. Ancak tren kazaları sonrasında yapılan bu tür bir açıklamanın bizce tek bir amacı bulunmaktadır. Yıldırım, konuyu manipüle etmeye, sorumluluklarının yükünü hafifletmeye çalışmaktadır. Yıldırım'ın dikkat çektiği olaylar hemen her zaman yaşanan adli içerikte olabilir. Karayollarında da levha, mazgal demiri çalma vb. gibi hadiseler vuku bulmuştur dönem dönem. Kamuoyu "sabotajı" Bakan'ın dikkat çektiği adli vakalarda değil, demiryollarını yatırım dışı bırakan, demiryollarına üvey evlat muamelesi yapan, alt yapıda hiçbir iyileştirme gerçekleştirmeden 'hızlandırılmış tren' uygulaması başlatan, işbaşına geldikleri günden itibaren partizanca kadrolaşarak personel yetersizliğine yol açan, işletme zafiyeti içinde bulunan, demiryollarında özelleştirme hazırlığı yapan yaklaşımlarda aramalıdır.

    Demiryollarının üzerine gidiliyor Ergun Atalay (Demir Yol-İş Sendikası Genel Başkanı) İnsanların olmadığı, arabaların girmediği yerlerde bu tip olaylar (ray sökülmesi) olabilir. Örneğin geçtiğimiz günlerde İstanbul'da raylara su tankeri bırakılmıştı. Bu konular savcıların görevi. Savcılar suçluları ortaya çıkarsın. Demiryollarının üzerine gidilmesini ve Bakan'ın böyle açıklamalar yapmasını anlamlandıramıyorum. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Alibeyköy'de tedirgin bekleyişElif Görgü Geçtiğimiz günlerde Emeğin Partisi (EMEP) Eyüp İlçe Başkanı ve yöneticilerinin Alibeyköy'de selzedelere yaptıkları ziyaret sırasında karşılaşılan manzara, Alibeyköy'ün afetin yaralarını sarmaktan çok uzak olduğunu gösterdi. Yeniden başlayan yağmur bu sefer afete dönüşmese de kurusun diye kapı önüne bırakılan eşyaları vurdu. Sel günü televizyonlara ilk yansıyan görüntü olan Çırçır Mahallesi'nin dar sakaklarının girişinde başlayan rutubet kokusu ağır. Daracık sokakta birbirine yaslanmış evlerin dış cepheleri gibi iç duvarları da hâ lâ selin izlerini taşıyor. Temizlik devam ediyor. Alt kattaki evlerin hiçbirinde sağlam eşya kalmamış. Çoğu kiracı olan halk istimlak gerginliği içinde.

    Eşyalar kurumuyor Bütün eşyaları kullanılamaz hale gelen Hacer Üstübücü, yenisini alması mümkün olmadığı için 1 haftadır kapı önüne çıkardığı eskilerini kurutmaya uğraşıyor. Ancak dün yağan yağmur kurumaya yüz tutmuş ne varsa yeniden ıslattığı için işi zor. Televizyona, iki çocuğu ile balkonda yardım bekleyen korkmuş hali ile yansıyan Üstübücü, selden canını kurtarmış olsa da şimdi de evden atılmanın korkusunu taşıyor. Sel sırasında ev sahibinin üst kattaki boş evine çıkan aile, o günden beri üst katta yaşıyor. Çünkü altkattaki evleri yaşanamaz durumda. Ancak ev sahipleri birkaç gün içinde üst katı boşaltmalarını istemiş. 6 ve 7 yaşındaki iki çocuğu ve 300 milyon maaşla markette çalışan eşi ile sokakta kalma tehlikesi ile karşı karşıya Üstübücü. "Buraya taşınalı 3-4 ay olmuştu daha. Sağlık ocağına götürdüm çocukları hastalandılar diye ama onlar ilaç vermiyorlar. Sigorta da yok ilaç alamadık. 8 senedir Alibeyköy'deyim. Eşyaların yenisini alamadığım için tutuyorum daha. Belki kullanabileceklerim olur. Sadece eşyaların tamiri için 650 milyon istiyorlar. Eşim 350 milyon alıyor. Veremiyoruz. Ne yapacağız bilmiyorum" sözleri ile çaresizliğini anlatıyor.

    'Ev sahibi sokağa attı' Hacer Üstübücü'nün hemen karşısındaki evde yaşarken sel ile karşılan ve sonrasında ev sahibi tarafından evden çıkartılan Deren ailesi ise komşularında kalıyor şimdilik. 3 çocuğu olan Yasemin Deren'in 25 yaşındaki oğlu işsiz. 17 yaşındaki kızı ise kuaförde, 65 milyon haftalıkla çalışıyor. Ancak işler durgun. Markette çalışan eşi de yine asgari ücret aldığı için yeni ev kiralayamıyorlar. "Kiralar 300 milyondan başlıyor. Eski eve 90 milyon veriyorduk. Zaten eşim alıyor 300 milyon" diyen Deren, sadece televizyonu kurtarabilmiş. Sokağın sonlarına doğru ise bir apartmanın girişinde yarısı duvarla yarısı da perde ile kapatılmış 'ev'lerinin camsız penceresinden sarkan çocukları ile Ayşe Altın yaşıyor. Daha önce duvar yerine cam olan bu kısım sel ile birlikte parçalanmış. Belediye ancak 1 hafta sonra gelip yarısına duvar örmüş. Tek odanın içinden bir üst kattaki diğer bir tek odaya giriliyor. Oraya da selden zarar gören eşyaları ile belediyenin verdiği iki çekyatı koymuş Altın. Eşi geçen yıl intihar ettiği için 5 küçük çocuğu ile kalan Altın'a komuşalar yiyecek sağlıyor. Selden sonra hâlâ rutubetin ıslaklığını taşıyan duvarların arasında yaşayan çocukların geleceği bu yüzden belirsiz. Bir yağmur daha yağsa evinin kapısı yerine kullanılan perdenin onları korumayacağı da açık. Altın'ın komşularından Recai Şenol ve Recai Üstübücü ise 45 milyar değerinde olduğunu iddia ettikleri evleri için belediyenin 25 milyar vermek istemesine sinirli. Şenol, boşaltılan yerlerin yeşil alan yapılacağına da neden inanmadığını, "Seneler önce Bozkurt Sokağı kamulaştırdılar yeşil alan yapacağız diye yapılmadı, duruyor." diye açıklıyor. Selin yağmur yüzünden olmadığını da iddia eden Şenol, "Demirel zamanında oldu her şey. Dere kenarına yaptılar fabrikaları ondan sonra yağmur yağmasa da buraları su basar oldu."


    Çocuklar hastalandı Selden sonra hastalanan iki çocuğunu evde bırakıp eşi ile kâğıt toplamaya çıkan Şükran Yenidünya ise çocukların sabahlara kadar kustuğunu anlatıyor. Sel suyunu ağızlarına aldıktan sonra hastalanan çocukları sağlık ocağına götürmüş ancak ücretsiz ilaç vermedikleri için tedavilerine başlatamamış. Temaşa Sokak'taki evlerinde hasta çocukları uyurken o, eşiyle birlikte kâğıt toplayarak para kazanmaya çalışıyor.

    Giyim eşyası mağazası işletiyor Dükkânlar kalacak mı gidecek mi bilmiyoruz. Belediyenin de daha planı belli değil. 45 senedir buradayım. Daha önce böyle bir sel görmedim. 20 milyar kadar zararı olanlar var esnaf arasında. Peynir satan arkadaş bütün malını atmak zorunda kaldı. Mobilyacının bütün malları ıslandı, mahvoldu.

    'Yardım yok'

    Lütfü Sertkaya (Karadolap Mahallesi Muhtarı) Burada yardım anlamında yapılmış hiçbir şey yok. İki çekyat dağıtıldı, Kızılay 94 battaniye, çarşaf falan dağıttı, bunun dışında yapılmış hiçbir şey yok. Vatandaş istimlak konusuna kesinlikle yanaşmıyor. Zaten halk hukuki yollara başvurma hazırlığında, biz de onlarla birlikte olacağız. En büyük sorununumuz Kaymakamlık Vakfı'ndan bir para gelecekti, gelmedi bir türlü. Başbakanlık daha fonu aktarmamış. Vatandaş perişan, sürekli gelip soruyorlar. Listelerimizi yaptık bu parayı bekliyoruz.

    Esnaf ne yapacağını bilmiyor Selden zarar gören mallarını ilk hafta zararına satarak elinde kalanı kurtarmaya çalışan Alibeyköy çarşı esnafı hâlâ tedirgin. Kimse zararının karşılanacağına inanmıyor. Belediye başkanlarını şov yapmakla suçlayan, çarşıya parkeler ve ışıklandırma ile makyaj yapıldığını ve sel ile birlikte bu makyajın da aktığını vurgulayan esnaf, Alibeyköy'de yapılacak istimlakla dükkânların kapanacağını anlatıyor.


    Yine yağmur yine baskın İstanbul'da sabah saatlerinde başlayan ve kısa süre etkili olan sağanak yağış ve dolu nedeniyle bazı ev ve işyerlerini su bastı.Sabah 07.00 sıralarında başlayan ve kısa süre etkili olan sağanak yağış ve dolu yüzünden Bağcılar, Küçükçekmece, Ümraniye, Avcılar, Şişli ve Beşiktaş gibi ilçelerin de aralarında bulunduğu çeşitli bölgelerde su baskınları yaşandı. Su basan yerlerde itfaiye ve İSKİ ekiplerince tahliye işlemi yapıldı. Bazı yerlerdeki sular ise yağışın kesilmesi sonrası çekildi. Yağış yüzünden Eminönü'nde bulunan İstanbul Ticaret Odası önündeki yolun da aralarında bulunduğu bazı yollarda, rogarların kapanması nedeniyle su birikintisi oluştu. Öte yandan, Güngören Merter'de saat 07.30 sıralarında bir evin balkonuna yıldırım düştü ancak herhangi bir yaralanma meydana gelmedi.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Nasıl geriye dönsünler ki?Mehmet Aslanoğlu Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim'de yayımlayacağı "İlerleme Raporu"nda, Türkiye'nin bazı alanlarda eksiklerini tamamlayamadığı görüşünün yer alacağı belirtiliyor. Bunlardan biri de, bölge illerinde yaşanan köye geri dönüş sorunu. Bütün engellemelere rağmen köyüne geri dönebilenler, binbir güçlükle boğuşuyor. Diyarbakır Mazıdağı'na bağlı Tavsi (Derecik) köyüne dönenler, bu sorunları en yakıcı şekilde yaşıyorlar. Tavsi köyü, 1993 yılında asker ve korucular tarafından yakıldı. Köyün yakınında gerillalar ve askerler arasında çıkan çatışmanın ardından köye gelen askerler, "Bunları siz saklıyorsunuz" diyerek köyü, eşyalar, büyük ve küçükbaş hayvanlarla birlikte ateşe verdiler. Köyden bir tek eşya bile almalarına izin verilmeden köylüler göçe zorlandı. İzmir, Çınar, Kızıltepe, Diyarbakır, Mazıdağı ve Batman gibi yerlere göç eden Tavsi köylüleri, 3 yıl önce köylerine döndüler. 9 yıl aradan sonra köye dönen köylüler, yeni bir yaşam kurmak istiyorlar ama bunu gerçekleştirecek imkânlardan yoksunlar. Devlet ise tamamen sırt çevirmiş onlara. 45 haneli köyün 10 hanesi dönmesine rağmen köyün elektriği 18 Mart seçimlerinden 2 ay önce bağlanmış. Kimsenin ev yapacak gücü yok.

    Ahırdan eve yerleştiler Köyün tamamı harebe durumda. Köylülerin anlattığına göre köye dönüşleri hiç de kolay olmamış. Mazıdağı Karakolu komutanı onlardan köyü PKK'lıların yaktığına dair bir belge imzalamalarını istemiş. Köylüler önce bunu reddetmişler. Hatta köyün eski muhtarı Derweş Vural belgeyi imzalamadığı için feci şekilde dayak yedikten sonra imzalamak zorunda kalmış. Tavsililer bu durum karşısında düşünüp taşınıp 2-3 yaşlı köylünün bu belgeyi imzalamasına rıza göstermek zorunda kalmışlar. Amaç; köye dönüş yolu açılsın. Çünkü 1999 yılında birkaç kez köye dönmüşler ama askerler tarafından tekrar kovulmuşlardı. "Köyümü PKK yaktı" belgesi sorununu bu yolla halleden köylüler, 2001 yılında köye dönmüşler. Kimi köy yakılmadan önce ahır olarak kullandığı 3-5 metrekarelik yeri ev yapmış, kimi yakılan evinin ayakta kalan duvarlarının üzerine çatı yaparak bir odaya dönüştürmüş. Köye dönüş yapanlardan Fadıl Karcı, köyde 2 yıl elektriksiz yaşamak zorunda kaldıklarını ancak yerel seçimlerin öncesinde elektriklerinin bağlandığını belirtiyor. Devletin köydeki 12 aileden 6'sına 10 koyun yardımında bulunmak istediğini söyleyen Karcı, "Biz de tüm köylülere koyun verilmesini istedik. Ama kabul etmediler. Jadarma kamyonla getirdiği 60 koyunu geri götürdü" dedi. Köye dönüş yapan 12 ailenin ev yapmakta zorluk çektiğini belirten Karcı "Yeni bir yasa çıktığını duyduk. Göç-Der'e başvuracağız. Devletin zararımızı tazmin etmesini istiyoruz. 10 yıldır ekmediğimiz tarlamız, bahçemiz var. Yakılan kavaklarımız, bağlarımız var. Diri diri yakılan hayanlarımız, evimiz var. Hepsinin bedelini istiyoruz" diye konuştu. Karcı, şimdi koyun besleyerek ve tarla sürerek geçinmeye çalışıyor.


    'HEPİMİZ PERİŞANIZ' Sabri Karcı, köy yakıldıktan sonra Çınar'a göç etmiş. Hamallık, inşaat gibi işlerde çalışan Karcı köye şartlı dönüş izni verildikten sonra traktörünü satarak birkaç koyun almış. "Babamın 70 dönüm arazisi vardı. Biz on kardeşiz. Bunu bölüştürdüğümüzde elimizde hiçbir şey kalmıyor. Aslında köyümüz hem tarım hem de hayvancılık için çok elverişli. Ama köy yakılırken tüm hayvanımızı da yaktılar. Köy yakılmadan önce herkesin 150-200 baş hayvanı 5-6 ineği vardı. Şimdi hepimiz perişanız" diyor.

    'İNSANLARIN İÇİNDE ACI VAR' Derviş Karcı köyün gençlerinden. Şu an Çınar'da hamallık yapıyor. "Köyden göç eden biri başka ne iş yapabilir ki? Bizim hiçbir geleceğimiz yok" diyor. Derviş, "Eskiden köyümüz düğüne hazırlanan bir gelin gibi süslüydü. Çok güzeldi. Yıkılan evlere her baktığımızda o acıları, o günleri yeniden yaşıyoruz"diye konuşuyor.


    'GERİ DÖNÜŞ' PROJESİ NE OLDU? Meclis İnsan Hakları Komisyonu raporuna göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çatışmaların en yoğun olduğu 1990-1997 yılları arasında 3 bin 688 köy ve mezra boşaltıldı. Binlerce kişi evlerini, arazilerini bırakıp kent merkezilerine göç etmek zorunda kaldı. Göç edenler için zor günler başladı. Geçim sıkıntısı çeken, barınma ihtiyacını bile karşılayamayanların bazıları yargıya başvurdu. İç hukuk yollarından sonuç alamayanlar ise zorunlu göçten doğan zararlarının karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) müracaat etti. AİHM'deki 358 başvurunun bir bölümü sonuçlandı. Türkiye, köylülere tazminat ödemek zorunda kaldı. Bölgede "güvenlik" sağlanınca, 2000 yılında "Köye Dönüş Projesi" başlatıldı. Proje için bütçeden ayrılan kaynakla, köylerin rehabilitasyonu hızlandı. Projenin başarıya ulaştığı illerin başında Siirt ve Mardin var. Her iki ilde boşaltılan köylerin neredeyse tamamı yerleşime açıldı. Projeyle birlikte yerleşime açılan ve geri dönüş yapılan diğer iller ise şöyle: Hakkâri'de boşaltılan 47 köyden 27'sine ... Diyarbakır'da 90 köyden 70'ine ... Bingöl'de 50 köyden 22'sine ... Batman'da 36 köyden 25'ine ... Şırnak'ta 101 köyden 46'sına ... Tunceli'de 151 köyden 100'üne geri dönüş yapıldı. 3 bin 688 köyün boşaltıldığı bölgede halen 2 binden fazla köy, yerleşime ve geri dönüşe kapalı durumda.

    src=/resim/b1.gif width=5>
  • ÖNCEKİ HABER

    'BU YAPI DEĞİŞMELİ'

    SONRAKİ HABER

    İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti