28 Ağustos 2004 01:00

güneşin atlari ve oglu FAETON

Okyanus kizlarindan güzel Klimene'nin oğlu Faeton, adının "parlak, ışıldayan" anlamına geldiğini biliyordu, -Ama delikanlılık çağında bile, daha babasının adını da, kim olduğunu da bilmiyordu!

Paylaş
Okyanus kızlarından güzel Klimene'nin oğlu Faeton, adının "parlak, ışıldayan" anlamına geldiğini biliyordu, -Ama delikanlılık çağında bile, daha babasının adını da, kim olduğunu da bilmiyordu! Bu arada çocukluk arkadaşı Epafos, şişine şişine baştanrı Zeus'un oğlu olduğunu söylüyordu sık sık.- Sırf babası belirsiz arkadaşının damarına basmak için!.. Birgün Faeton dayanamayıp, ille de babasının kim olduğunu söylemesini istedi anasından. Anası Klimene, ona yanıt olarak Güneş'in oğlu olduğunu söyledi. Faeton da bu sözün doğruluğunu gözleriyle görebilmek için doğruca Güneş tanrısı Helyos'un oturduğu pırıl pırıl parlayan ve duvarlarından ışıklar fışkıran sarayına vardı. Gerçekte bu saraya değil ölümlüler, tanrılar bile giremezdi!. Faeton; duvarlarından, camlarından püskürüp gelen ışıklarla boğuşa boğuşa, bu büyük saraya daldı ve az çok seçebildiği ilk odaya girdi: Odada parlak tacıyla tahtında oturan Güneş tanrısı Helyos, gülümseyerek ve adını söyleyerek karşıladı delikanlıyı: "Gel bakalım Faeton," dedi. "Otur şöyle yanıma da, derdini söyle." Faeton söyleyeceği sözü hiç dolandırmadı: "Ben anama sordum. Benim babam senmişsin. Ben de doğru mu diye bunu sana sormaya geldim?" Güneş tanrısı Helyos, bütün sevecenliğiyle annesinin delikanlıya söylediklerini doğruladı. Ama Faeton gene de pek inanmışa benzemiyordu. "Bak delikanlı," dedi tanrı. "Bana inanabilmen için benden ne dilersen dile; cehennemin Striks ırmağı üzerine and içiyorum ki, dileğini hemen yerine getireceğim!"

Bir gün koştursam... Delikanlı Faeton, ta çocukluğundan beri gökyüzlerine hayrandı hep. Hele hele Güneş tanrısının sürdüğü o ışıklı arabaya bakar bakar; "Bir de bu arabayı bir günlüğüne de olsa ben sürüp koştursam!" diye iç geçirir; düşlere dalar giderdi... İşte şimdi düşünde görse bile inanamayacağı bir gerçekle yüz yüzeydi: Güneş'in özoğluydu! "Baba, şu senin ışıklı atları bir günlüğüne ben koşturacağım gökyüzünde!" dedi içindeki bitmeyen o çocukluk ateşiyle. Babası Güneş, birden hatasını anladı: Oğlunun böylesi bir istekte bulunabileceği hiç aklının kıyısına bile gelmemişti..! "Oğlum" dedi Güneş tanrısı Helyos, "Sen ki bir ölümlü olarak kendini bırak, o ölümsüz baştanrı Zeus bile kullanamaz bu arabayı! Bu atlar çok delişmen; öyle herkesi dinlemez. Sonra okyanuslardan kalkıp dik dağlardan tırıs geçmek ve daha sonra canavarların içinden sıyrılıp dörtnala gökyüzlerine tırmanmak, sonra gene o yükseklerden yeryüzüne doğru atları sürmek kolay değil, sevgili oğlum..! Ben bile bazen elimde olmadan alçaldım mı, etraf neredeyse tutuşacak gibi oluyor!" Güneş nice diller döktüyse de oğlunun onu dinlediği bile yoktu... Faeton sarayın bahçesindeki atlara bakıyordu. Güneş'in atları, her günkü gibi koşu sonrası okyanusta yıkanmış; sarayın bahçesinde az sonra gökyüzünde yeniden başlayacak koşuyu bekliyorlardı. Güneş tanrısı, oğlu ne isterse yerine getireceğine and içmişti bir kez; dönemezdi. Güneşin oğlu da dediğim dedikçiydi... Babası sözlerini bitirir bitirmez bir ok gibi fırlayıp sarayın bahçesinde aldı soluğu. Gökyüzündeki yıldızlar bir bir çekip gitmişler; Şafak tanrısı da yeri göğü gül pembesine boyamıştı. Faeton dizginleri eline alıp atlara deh dediğinde, haliyle atlar sürücülerinin acemi biri olduğunu anladılar ve bu yüzden delicesine bir hızla; okyanusları dağları aşıp, gökyüzünün derinliklerine doğru dörtnala yollandılar.

Toprak yanıyor Delikanlı korkudan bir süre sonra dizginleri bırakıverdi ellerinden. Artık dizginsiz kalan atlar başıboş, hızla yeryüzüne doğru inmeye başladılar. Arabanın yaydığı ışık ve ateşten; Kazdağı, Parnasos, Olimpos tepeleri ve nice vadiler ardı ardına tutuştu. Irmaklar buharlaşmaya, kaçacak delik aramaya başladılar. Büyük bir korkuya kapılan Nil ırmağı da her nasılsa başını bir yere sokup saklanabildi! - Zaten o gün bugündür de Nil Irmağı'nın başı olan kaynağının nerede olduğu bilinmez! -Araba, Afrika'dan geçerken oralardaki insanların derilerini yakıp kararttı.- Gene o gün bugündür onların derileri hep yanıktır; karadır. Velhasıl Olimpos'ta oturan tanrılar da sıcaktan boğulur gibi oldular ve baştanrı Zeus'tan yardım istediler. Güneş tanrısı Helyos'un oğlunun acemiliği yüzünden, dağları bayırları ateşe kesilmiş güzelim dünya, elden gitti gidiyordu..! Zeus hemen Faeton'un arabasına bir yıldırım gönderip onu yaktı. Ve Güneş'in oğlu alevler içinde, İtalya'daki Po ırmağına düştü. Irmak Faeton'dan fışkıran alevleri söndürdü. Ormanlardan, ırmak kenarlarından koşup gelen perikızları,- ne de olsa bir perikızının oğlu olan Faeton için- topluca coşkulu ezgiler, türküler söylediler. Güneş'in kızları da geldiler ve Faeton'un düştüğü yerin çevresinde kavak ağaçlarına dönüştüler. Sırf arada bir salınıp sallanıp Güneş'in oğlunu sürekli serin tutmak için... Faeton'dan sonra da soyu ozan olan bir insanoğlu, mutlaka Güneş'in atlarını korkusuzca gökyüzünde koşturabilecek. Hani Nâzım; "Güneşi zaptedeceğiz/ Güneşin zaptı yakın!" dememiş miydi?

ÖNCEKİ HABER

Kadin yazar, çocuk yazar ve...
   Okula gidemeyen kızlar

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa