27 Ağustos 2004 01:00

El işinden hayaller...

Server Topuz mahallesindeki kadınlarla birlikte el işi yapıyor. Lif yapıp satan Topuz, kendi 'iş yerini' açıp, her şeyini yoktan var eden bir kadın.

Paylaş
Sadece kadınlar mıdır sabahları işe giden, eşlerini kapı önlerinde uğurlayanlar? Ve akşamları, yüzlere sofra kurup bulaşık yıkayan yalnızca onlar mıdır? Kent yaşamı bu alışkanlıkları elbette değiştiriyor. Emekçi semtlerinde kadınların çoğu, aile ekonomisine ortak olmak için az bir getirisi de olsa bir şeyler yapma derdinde. Server Topuz'sa kendi 'iş yerini' açıp her şeyini yoktan var eden bir kadın. Onu ufacık atölyesinde ziyaret ettiğimizde yığılı 'işler' arasında, soluksuz mesaisini sürdürüyordu. "Ellerim nasır tuttu artık çalışmaktan" diyor avuç içlerini açıp gülümseyerek. Server Topuz, yaşayabilmek kendi deyimiyle "aç kalmamak" için 10 yıl önce lif örmeye başlamış. Lif mi? Banyolarda kese olarak kullandığımız renkli bez parçaları.

İflas ve umut Server Topuz'un eşi, aile henüz daha Iğdır'dayken iflas edince parasız pulsuz kalıyorlar. O tarihler aynı zamanda Türkiye'nin doğusunda köylerin yakıldığı, bazılarının sessiz sedasız ortalardan kaybolduğu tarihlerdi. Adı konmamış bir savaş insanları hem evsiz hem de işsiz bırakıyordu. "Eşim iflas edince çocuklar perişan oldu" diyor Server Topuz. Çünkü öyle bir ortamda ne iş bulmak ne de hayata yeniden başlamak mümkündür. Eğer bir yerde insanlar karınlarını doyuramıyorsa, orada bulunmanın nedenleri de ortadan kalkmış demektir. Aile zulada umutla İstanbul'a geliyor. Burada da uzun iş arama günlerinden bir sonuç çıkmıyor. O zaman, Server Topuz Iğdır'da bir komşusundan öğrendiği lif yapma işini denemeye karar veriyor. Çünkü Çiller hükümetinin krizi gelip çatıyor. Bir tane lif örüp, belki satılır umuduyla sabahtan mahalle bakkalına bırakıyor. Akşam bakkala gidince o bir tek lifin satılmış olduğunu görüyor. Fakat bakkaldan para değil evde bekleyen çocuklara ekmek alıyor. Ev dediği yıkıldı yıkılacak bir gecekondu. İşsiz olduktan sonra, savaşın dışında İstanbul'da biraz Iğdır değil mi zaten? Server Topuz lifler satıldıkça bakkala yenilerini bırakıyor. Ertesi gün gittiğinde liflerin tükendiğini görüyor. Ama ip alacak para bulamadığı için sayıyı artırmak mümkün olmuyor. Bunun üzerine bir yerden borç para bulunuyor. Ve böylece Server Topuz'ın göz alıcı, renk renk lifleri önce banyolara daha sonra da genç kızların çeyizlerine değin giriyor. Bakkal satışlarının yarattığı umut mu yoksa çekilen yoksulluk mu bilinmez, onu arayışlara itiyor. Daha önce evinden çıkıp Üsküdar'a bile gitmediğini söyleyen Server Topuz, komşularından Mahmutpaşa'nın satış merkezi olduğunu duyunca lifleri alıp oraya götürmek istemiş. Kendisi yol iz bilmediğinden, kurduğu bu hayali çekinerek eşine anlatmış. "Mahmutpaşa'yı bir görelim dedim. Eşime kızdım. O, bu lifler oralarda gitmez, uğraşmayalım dedi. Ama ben vazgeçmedim. Eşimi ikna edince gittik." İkinci bir başlangıç oluyor bu. Çünkü orada gerçektende bir pazar vardır ve daha kendisi oradayken aynı liflerden başkalarının getirdiğini söylüyor Topuz. Toptancıda normal fiyatın bir lira daha azı karşılığında anlaşılıyor. Kendi deyimiyle işi orada kaparak, toptancıdan ilk siparişi aldığını anlatıyor. Haftada bin tane lif örme karşılığı toptancıyla el sıkışılıyor. Gece gündüz çalışarak bile olsa bu kadar lifi yetiştirmenin olanaksız olduğunu görünce, mahalle kadınlarına da dağıtıyor. Böylece mahalleli kadınlarda bir iş sahibi oluyor. Herkes en azından ekmek parasını çıkarmak için günde ortalama 30 lif örüyor. Şimdi mahalleli her lifin karşılığı yüz bin lira alıyor. Server Topuz ise toptancı ödeme yapınca hemen mahalleliye dağıtıyor.

Hayaller nereye çıkar Mahallenin kadınlarıyla toptancı arasında gidip gelirken küçük bir atölye uyduruyor kendisine Server Topuz ve orada çalışıyor. Yıllarca da evin bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılıyor. İlk zamanlar atölyeyi sabah saat yedide açıp, gecenin on ikisine kadar çalışmak zorunda kalsa da, daha sonraları rahatladığını anlatıyor. Diğer kadınlar gibi öyle dizi seyretmek, televizyon izlemek yok. "Bunların hiçbirinden haberim olmaz, zaten zamanım da olmaz" diyor. "Ama şimdi tabiki yoruldum" deyip gülümsüyor. "Çocuklarımı böyle büyüttüm." Artık ağrıyan kollarının kendisine ağır geldiğini söylüyor. İpler pahalı, parayı peşin veriyorum. Makine işi daha az yoruyor, hem daha çok para kazandırıyor. Çok yoruldum derken gözleri o 10 yıllık çalışmanın izleriyle küçülüyor sanki. Şimdi isteği atölyeyi bir tuhafiyeye çevirmek. Camekânda birkaç parça eşyayla bir tuhafiye açıp bu işe son verecek. Kendi el emeğiyle önce daha iyi bir dükkâna sonra da yine kendisinin birikimiyle bir apartman dairesine taşınmışlar. Atölyeye bir de dikiş makinesi alınmış. Evin iç eşyasını hep kendisinin aldığını, dayayıp döşediğini söyleyen Server Topuz "hepsi benim el emeğimle oldu" diyor. Ama bu arada eşinin sonunda iş bulduğunu belirtiyor. Galiba bunda kendisinin de payı var.

ÖNCEKİ HABER

'Kıdemle oynamak ateşle oynamaktır'

SONRAKİ HABER

Ankara'ya gelen tutuklu anneleri: Çözüm bulunana kadar ayrılmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa