Korkulan korkmuştur aslında

Korkulan korkmuştur aslında

"Hiç Korkmuyorum"un mağdur çocuğu Flippo'da ilk göründüğü karede içinde bulunduğu kuyuda yeterince korkutucu duruyor. Ama Michele'nin 'korkulanın, aslında korkan' olduğunun farkına varması çocuklara özgü bir merakın sonucu olsa gerek.

Korku-gerilim türünün vazgeçilmez unsurlarından birisidir; hayvansılaştırılmış insan tipi. Ya da başka bir deyişle, 'aklın' bir yana bırakılıp 'vahşi içgüdü'nün öne çıkartıldığı karakterler özel önem taşır. Oysa doğada saldırganlık eğer beslenme ihtiyacını gidermek için gerçekleşmiyorsa, savunma içgüdüsünün ya da korkunun bir göstergesi olabilir. İtalyan yönetmen Gabriele Salvatores'in bugün gösterime giren filmi "Hiç Korkmuyorum"un mağdur çocuğu Flippo'da ilk göründüğü karede içinde bulunduğu kuyuda yeterince korkutucu duruyor. Ama filmin esas kahramanı Michele'nin 'korkutanın, aslında korkan' olduğunun farkına varması belki de büyüklerde olmayan bir merakın sonucu olsa gerek. Ama filmi kesinlikle bir gerilim filmi değil. "Akdeniz" filmiyle tüm dünyadan büyük beğeni toplayan İtalyan yönetmen Gabriele Salvatores'in kamerası herhangi bir yapımda 'görsel şov'a dönüşecek karelerle açılıyor. Uçsuz bucaksız buğday tarlalarında koşturup duran çocukların bu görüntüsü izleyeciye daha ilk dakikadan belirsizlik havası veriyor. Denize ve kente çok yakın; ama dünyaya bir o kadar uzak bu unutulmuş mekânda annesi ve kız kardeşiyle yaşayan on yaşındaki Michele; babasının uzun bir yolculuktan sonra eve döndüğü gün arkadaşlarıyla gittikleri harabe bir evde kuyuya atılmış bir beden görür. Salvatores'in kamerası bu bedene önce şüphe ile yaklaşıyor. Bu bilinemeyen 'şey'in aslında korkmuş bir çocuk olduğunu öğrenmemiz uzun sürmüyor. 1978 yazında Güney İtalya'da beş haneli bir köyde geçen hikâyenin esas kahramanı Michele'in ufkunun bu küçük yerleşim biriminin ötesinde olduğunu anlamamız da uzun sürmüyor. Ve Michele'in Plippo ile arasındaki ilişki giderek bütün köyü içine alan dönemin İtalyası'na da göndermelerde bulunan sade ama dokunaklı bir hikâyeye dönüşüyor.

Kuyu ve başak Ailesinden ve büyük kentten kopartılarak karanlık bir kuyunun içine bırakılan Plippo; Michele'den başka kimsesi olmayan, karanlıktan gözleri kamaşmış bir çocuk. Ama Michele'nin durumunun da ondan farklı olmadığı söylenebilir. Göz alabildiğine uzanan sarı başakların arasında kendisine bir türlü yol bulamayan Michele'nin dünyası da sarı rengin bittiği yerin ötesine gidemiyor. O da bir anlamda Plippo gibi daha çaplı, aydınlık başka bir kuyunun içine atılmış gibi. Yönetmende bu duruma özel vurgu yapmaktan geri kalmıyor. Bütün yollar sarı başakların arasından geçiyor ve her tehlike bu yoldan gelip gidiyor. İki çocuğu birbirine yakınlaştıran temel neden de bu aslında; birbirlerinin çıkmazlarına duydukları ilgi.

Sadeliğin gücü Salvatores, Niccolò Ammaniti'nin aynı adlı kitabından uyarladığı senaryonun 'sıradanlığı' aslında en büyük gücü. Buradaki sıradan ibaresini iltifat olarak kabul etmek gerekiyor. Ammatini'nin romanda dünyayı Michele'nin gözünden algılamadaki başarısının tekrarlayan yönetmen; sinemaya oyunlarına alışmış seyirciyi hayal kırıklığına uğratsa da filmde olmaması gereken hiçbir şey olmuyor. Üstelik bütün bu sade görüntü arasında, filmin sonuna kadar seyircinin merakını diri tutmayı ve finali ele vermemeyi başarıyor. "Hiç korkmuyorum", haftanın en iyilerinden...

www.evrensel.net