19 Ağustos 2004 01:00

Şiir ile resmin anlamlı buluşması

Nihat Behram'ın şiirleriyle; İbrahim Çiftçioğlu'nun resimleri yıllar sonra buluştu. Görüldü ki; aynı şiire paralel resimler yapılmış, aynı resme paralel şiirler yazılmış.

Paylaş
Bilim ve Sanat Galerisi, Nihat Behram'ın sanatta 35. yılı dolayısıyla 1967-2002 yılları arasında yazdığı şiirlerinden bir seçkiyi "Şiir Bahçesi" adıyla yayımladı. Kitapta, Behram'ın şiirlerinin yanı sıra, İbrahim Çiftçioğlu'nun resimleri de yer alıyor. Her ne kadar resimlerin şiirler okunarak yapıldığı izlenimi uyansa da, İbrahim Çiftçioğlu böyle olmadığını ifade ediyor. Kitaptaki şiirler ile uyum içinde olduğu görülen resimler ve şiirler üzerine İbrahim Çiftçioğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Nihat Behram'la nasıl tanıştığınızı anlatabilir misiniz? Öğrenciliğim döneminde Nihat'ın adı devrimci çevrelerde, şiir yazan çevrelerde geçen bir isimdi. Tanışmam öncelikle edebiyatla oldu. Nihat, o zamanlar şiirleri yeni yeni yayımlanan genç ve militan bir şairdi. Gerek o zamanki şiirlerinde olsun, gerekse daha sonra ki şiirlerinde pastoral bir hava hep vardı. Her zaman tabiatla iç içe geçen neredeyse kır çiçeklerinin kokularını bize ulaştıran, ama öbür taraftan da demokrasi ve sosyalizm için militan bir "Pan" gibi flütünü çalan bir hava her zaman estirmiştir. Benim de dikkatimi çeken şairlerden birisi olmuştur daima. Nihat'la ilk karşılaşmamız fiziki olarak 1975'li yıllara rastlar, Nihat bunu anımsar mı bilmiyorum. Daha sonra bunu hiç konuşmadık. 1975'li yıllarda Urfa ve çevresinde aktif öğretmen hareketinin içerisindeydim, TÖBDER başkanıydım. Nihat, bir ara Urfa'ya gelmişti, hafızam beni yanıltmıyorsa, Viranşehir'de öldürülen 13 tane kaçakçının ölümüyle ilgili bir gazetecilik olayı için gelmişti. Hatta, birkaç gece bizde misafir oldu. Daha sonra senelerce karşılaşmadık, ancak ben de kendisiyle ilgili haberleri basından görebildiğim kadar takip ediyordum. Kitabın ortaya çıkışı nasıl oldu? Geçen yıl bahar aylarında, galerici Nevzat Metin benim son kitabım 2001 resimlerini istedi. Nihat'a armağan edeceğini söyledi. Ben de kendisine "Gelin olsam ırmağa doya doya ağlarım, dizesinin şairi Nihat Behram'a eski bir yoldaştan" diye yazarak, bu resimleri yolladım. Ondan hemen sonra Nihat atölyeme geldi. Oturduk konuştuk, sohbet ettik. Nevzat Metin'in Nihat Behram'a önerisi vardı, son 35 yılda yazdığı şiirlerden bir seçme yaparak kitap yayımlayacaklardı, ona uygun ressam arayışı içindeydiler. Bazı ressam arkadaşlarla görüşmüşler onların resimlerine bakmışlar, ama bu Nihat'ın çok fazla içine sinmemiş. Daha sonra benim resimler -ben de yaklaşık 35 yıldır resim yapıyorum- ve onun şiirleri yanyana gelince, birbirlerini tamamladıklarını, tuhaf bir şekilde ortaklaştıklarını gördük. Farklı iki disiplinde, ama birbirlerini tamamlayan en azından birbirlerine göndermeler yapabilecek, birbirleriyle paralellikleri olan; belli militanlıkları, belli kırgınlıkları, belli hüzünleri olan iki farklı disiplinde üslupların ortaya çıktığını, birbirleriyle çakıştığını gördük. Onun üzerine Nihat'la oturduk, onun şiirleri benim resimleri yan yana koyduk ve hangi resim hangi şiire uygun olur diye bir çalışma yaptık. Farklı süreçlerde yaratıldıkları halde, resim ve şiirlerin bu paralelliğini neye bağlıyorsunuz? Kitapta yer alan resimler, sanki şiirler için yapılmış gibi bir his veriyor. İki farklı disiplinden sanatçı yan yana geliyorsa, paralel bir üretimin içinde olmaları gerekir. Söylediğin anlamda şair ve ressam çalışmaları yüz yılın başında gözükür daha çok. Paris'te diyelim ki, Apoliner ya da Boudlaire şiirlerini yazar, sözgelimi Bonard resimlerini yapar. Buna benzer kitapları en çok yayımlayanlardan biri yüzyılın başında tablo satıcısı Volar'dır. Şimdi Nihat'la benim bu kitapta ortaya çıkan çakışma olayı bence şu; birbirimizden farklı zamanlarda farklı yerlerdeydik. Elbetteki aynı politikanın peşinden, aynı ideolojinin peşinden gidiyorsanız, militanca bir demokrasi ve sosyalizm mücadelesi veriyorsanız, benzer ruhsal paralellikler yaşadığınız anlamına gelir. Sanat üretimi içindeyseniz farklı disiplinlerde de olmuş olsanız, o ideolojik siyasi bakış ve inanç herkesin kendi sanatına bir şekilde yansıyacaktır. Burada güzel olan şey şudur; yaklaşık 30 yıl sonra karşılaştığınız zaman, farklı mekânlarda olmanız bir şeyi değiştirmemiştir. Farklı disiplinlerdeki çalışmalar aynı sonuçları doğuran sanatsal üretime neden olmuştur. Onda şiir olarak ortaya çıkmıştır, ben de resim olarak ortaya çıkmıştır. Buradaki mesele bence duruşla ilgili olan bir şey, hayata bakışla ilgili bir şey. Hayatın dönüştürülmesi için verilen kavgayla ilgil olan bir şey. Bunun sanata yansıması ve dönüşmesi de budur diye düşünüyorum. Çakışması da odur. Zaten burada şiirlerin okunup resimlerin yapılması diye bir şey söz konusu olmadı. Tam tersine seneler sonra şiirler ve resimler yan yana getirildi. Görüldü ki tuhaf bir şekilde aynı şiire paralel resimler yapılmış, aynı resme paralel şiirler yazılmış. Resimler ve şiirlerdeki renk ve üslup yakınlığına ne diyorsunuz. Nihat Behram'ın doğayla iç içe ve çok renkli bir dili var. Sizin resimlerinizde üslup açısında baskın renkler görülüyor. Belki de, bu kırsal kesim çocuğu olmamızdan kaynaklanabilir. Özellikle biz tabiatın içerisinde büyüdüğümüzü söyleyebiliriz. Dağlar, tepeler, bağlar, bahçeler, otlar böcekler, yıldızlar... Yani biz onların dilinden anlarız gerçekten. Otların dilinden anlarız. Rüzgârın dilinden anlarız. Dolayısıyla biz metropol çocuğu değiliz öncelikle bunu belirtmek lazım. Kırdan gelen, emekçi kesim içerisinden gelen tabiatla haşır neşir olan, insanla haşır neşir olan bir yerden geliyoruz biz. Büyük olasılıkla çakışmalar bu tür geçmişlerin olmasından kaynaklanıyor olabilir. Nihat Behram'ın şiirinde de zaten doğa varlıkları büyük zenginlik taşıyor. Nihat'ın elbetteki şiirlerindeki militan havayı, sosyalizme, halka olan inancı önemsiyorum. Ve Nihat'ta pastoral bir hava söylediğim gibi her zaman vardır. Nedir o? Tabiata ilişkin olan bir şey mutlaka vardır. Nihat'ta çiğdemlerin, hatmilerin, şebboyların sesini de kokusunu da rüzgârını da duyabilirsiniz diye düşünüyorum. Söylediğim gibi Nihat demokrasi ve sosyalizm şarkısını söyleyen bir Tanrı Pan gibi ıslığını öttüre öttüre yürüyor. Buradan kalkarak şiirle resim arasında nasıl bir bağ kurabiliriz. Ben kendimi resim ve şiir dünyasına daha yakın bulurum. Belki şiirin imge dünyasıyla resmin imge dünyası içerisinde bir örtüşme olabilir. Birisinin sözcükleri yan yana getirerek elde etmiş olduğu imgelerle, diğerinin renkleri çizgileri yan yana getirerek elde etmiş olduğu sonuçlar ve imgeler bir anlamda örtüşüyor olabilir. İkisi de görünmeyeni görünür kılıyor; söylenmeyeni söylenir kılıyor. Tabii söylediklerim bilimsel değil daha çok duygusal bir tavırdır.

ÖNCEKİ HABER

Batı Anadolu fayları gerilim altında

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa