18 Ağustos 2004 01:00

Sulhi Dönmezer üzerine...

Malum "bilirkişi raporları"yla ün kazanan Sulhi Dönmezer öldü ben de anılarımı tazeledim!!!

Paylaş
Kusura bakmayın, ben hem duygusal, hem de katıyımdır, yerine göre... Duygusalımdır... Son İstanbul'a gelişimde, Anadolu Hisarı'nın dere boyundaki caddesinde bir "Barbar Türk"ün 150-200 milyarlık cipiyle ezdiği karakedinin çırpınışlarını gördüm, ölüm feryatlarını duyduydum 50-60 metre uzaklıktan. Ve 3 ay geçti aradan, her gün gözlerimin önünde, kulaklarımın içinde, "Barbar Türk"ün yaptığı... Katıyımdır... Bazı insanların ölümü üzerine farklı düşünürüm. Örneğin, yalakalarının ilk günler salya-sümük ağladığı, bugün ise unuttuğu bir Cumhurbaşkanı üzerine herkes, "Allah rahmet eylesin" derken ben, yazılarımda da, konuşmalarımda da, "O, Kemal Türkler'in öldürülmesi üzerine neler söylediyse, ben de onun için aynı şeyleri söylüyorum" dediydim... Geçtiğimiz günlerde 2 kişi daha öldü. Biri Vedat Günyol, hocaların hocası, insanların insanı, diğeri de Sulhi Dönmezer. Herkesin sevgi, saygı duyduğu Vedat Hoca hiç unutulmayacak, eminim... Ya malum "bilirkişi raporları"yla ün kazanan Sulhi Dönmezer...

Dönmezer'le karşılaşmam K. Vietnam Genel Kurmay Başkanı Vo Nguyen Giap'ın "Vietnam'da Halk Savaşı ve Amerika" başlıklı kitabını (Çeviren: Ahmet Angın) yayınlamıştım. Büyük bir hızla toplatıldı. Ben, diğer toplatılan 38 ayrı başlıklı kitabımda olduğu gibi, ilk iş olarak "Toplatılma haberi"ni yazar, tüm gazetelere götürürdüm. O zamanlar gazetelerin çoğu Cağaloğlu'ndaydı. Milliyet'e gittim. Ali Gevgilili odasındaydı. Ayrıca iki konuğu da vardı, haftalık konuşmalarından biri için davet ettiği Metin Özek ve Sulhi Dönmezer. "Merhaba"laştıktan sonra, "Ali Ağabey," dedim, "Bu kitabım da toplatıldı. Haberini getirdim, yarın yayınlanırsa sevinirim." Metin Özek girdi konuşmaya, "Habora, akşamları İstiklal Caddesi'nde dolaşırken görüyorum, hep toplatılmış kitaplar satılıyor, sergilerde." Hemen Sulhi Dönmezer atıldı: "Bunlar, ağababaları Çetin Altan'ın 'Sosyalistler yalan söylemez,' sözünü hep yalanlıyorlar. Kitap toplatılıyor, polise biraz veriyorlar, kalanı el altıntan satıyorlar." "Bakın Sulhi Bey," dedim, "Bir: Çetin Altan, benim ağababam değil. İki: Söylediği doğru, ama eksik söylemiş. Evet, sosyalistler yalan söylemez, ama ciddi konularda. Ben, bazı bilirkişilerin raporuna dayanılarak toplatılan kitaplarla ilgili kararları ciddiye almıyorum. Hepsinde haklı çıkıyorum, çünkü beraat ediyor kitaplarım. Ama toplatıldıktan sonra arkası geliyor, yani men dakka-dukka... Bakın Kazancakis'in Toda Raba adlı romanını yayınladım. Kitap, sabah 9.30'da gerekli makamlara verildi. Sonradan öğrendiğime göre, savcılık, kitabı, İstanbul Üniversitesi'ndeki bilirkişi arkadaşlarınızdan birine göndermiş. Üniversitede değil, Bebek'teki evindeymiş. Kurye oraya götürmüş. Adam 240 sayfalık kitabı okumuş hemen, 1.5 sayfalık rapor yazmış. Kurye raporu savcılığa götürmüş, savcılık toplatma kararı çıkartmış. Ve 16.30'da polisler gelip, topladı kitabı. Bütün bu işlemler 7.5 saat içinde oluyor, hem de aynı gün. Yorumunu size bırakıyorum." Sulhi Dönmezer yorum yapmadı, ama, "Geçen gece karı-koca yatmış, kitap okuyorduk. Karım, 'Bak Sulhi, okuduğum kitap Türklük aleyhtarı,' dedi. Kazancakis'in 'Ya Hürriyet, Ya Ölüm' adlı kitabıydı. Hemen raporu yazdım, kitap toplatıldı... Her ay İlhan'ın (Selçuk) 26 yazısını okurum, ama hiç aleyhte rapor yazmadım." Güldüm. Ali Gevgilili, "Ne içersiniz?" diye sordu. Sonra ekledi: "Habora, kola içer misin?" Sulhi Dönmezer yine atıldı: "Amerikan malı olduğu için içmez." İçmedim, gerekçesi de, Sulhi Dönmezer'le aynı çevrede bir şey içmemek düşüncesinde olduğum içindi.

Çevirmenlerim 12 Mart'ın en civcivli günlerinde, Georgi Dimitrof'un "Halk Cumhuriyetine Doğru" başlıklı kitabını yayınladım. O gün avukat-yazar Muvaffak Şeref geldi. Kitabı armağan ettim ona. Hemen çevirmenlerine baktı. "Vay be Habora, bravo sana, nasıl çevirttin bu kitabı onlara?" dedi. İsimlere dikkatlice bakmasını söyleyince, gülmeye başladı: "Ben, 'Sulhi Dönmez'i Sulhi Dönmezer, 'Sahir Ertan'ı da Sahir Erman diye okumuşum." Daha sonra, V. Aleksandrof'un "Kanlı Pazardan Ekim İhtilaline" adlı kitabını yayınladım. Çevirenler Sulhi Dönmez, Sahir Ertan, Fahrettin Ziya Fındıkçı, Recai B. Okatan'dı. Sanırım ünlü kitap toplattırıcılarının adları beynime yerleştiği için bu benzerlikler olmuştu. Sahir Erman, Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Recai G.Okandan ne düşündüler, bilmiyorum, ama Sulhi Dönmezer savcılığa başvurmuş, "Bir kasıt var" diye. Emniyet Müdürlüğü Basın Masası'ndan telefon geldi: "Bu 4 kişi ifade vermek için İstanbul Basın Savcılığı'na gitsinler." Yanıtım kısa oldu: "Bu adlar benim takma adımdır. Böyle kişiler yok." Karşımdaki kişi güldüydü: "Habora, diğer takma adlarını unutmuşsun..." O dönemdeki bir takma adım da, "İ. Faik Türün"dü. O günlerin Birinci Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün'in göbek adı, örneğin "İsmail" ya da "İsmet" olsaydı, az sayıda olan Selimiye Kışlası anılarım zenginleşirdi. Evet, Sulhi Dönmezer öldü. Ben de anılarımı tazeledim...

ÖNCEKİ HABER

Kafa hiçbir zaman değişmiyor

SONRAKİ HABER

Kayseri Büyük Bürüngüz köylüleri siyanürle altın aramaya karşı çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa