16 Ağustos 2004 21:00

Bozkırdan Karadeniz'e...

Orta Anadolu'nun çorak tarlalarından başlayan yolculuk, Doğu Karadeniz'in deli doğasında son buluyor. Bir yerde buğday hasatı kızgın güneşin altında yapılıyor, öbür yerde fındık, çay toplanıyor.

Paylaş
Bir yolculuk; bozkırdan yeşil dağlara. Tarlalarla yamalanmış Orta Anadolu dağları ile deli ormanlarla kaplı Karadeniz dağlarının karşılaştırmasını anlatıyor bu yolculuk. Bir yandan da gecelere kadar buğday tırpanlamakla uğraşan çorak toprakların köylüleri ile çay ve fındık bahçeleri arasında koşuşturan Karadenizlilerin hikâyelerini birleştiriyor. Ankara'dan bir öğle sonrası çıkıyoruz yola. Bu şehri, upuzun yolların ardına bıraktığımızda, yol kenarında dizili tarlalar karşılıyor bizi. Kırıkkale'yi sınır boyundan geçiyoruz. Uçsuz bucaksız buğday tarlaları. Bazıları bakır, bazıları kahverengi tonlarında. Kırıkkale sınırında tarlada biçme işlemleri devam ederken, Sungurlu'da buğdaylar öğütülmeye başlanmış artık. Çocuklardan dedelere kadar tüm aile, tarlalarda ter akıtıyor. Ekin sapları biriktiriliyor öbek öbek. Onlar da ziyan edilmiyor; hayvanlara yem olarak kullanılacak. Çorum'a yaklaşırken, güneş, günü bitirmeye hazırlanıyor. Yeşillikler de başlıyor yavaş yavaş. Yalnız evler, yalnız ağaçlar, küçük-büyük fabrikalar, mezarlıklar, çadır kurmuş ırgatlar, hayvan sürüleri ve ayçiçek tarlaları... Yolculuk sırasında, insanların anlık ruh halleri de bir fotoğraf gibi kalıyor aklımızda. Derin bir nefes çekerek, yazmasının ucuyla terini silen yaşlı bir teyze. Muhtemelen traktör tekerlerinin izlerinden oluşan patikada yürüyen, elleri arkasında bağlı bir adam. Ekini mi düşünsün, çocuklarını mı, yaşamını mı? Zor açık tuttuğu gözlerini dikkatle yola diken kamyon şoförleri... Can hıraş koşturan çıplak ayaklı çocuklar... Mesaiden yeni çıkan yorgun Çorum Şeker Fabrikası işçileri. Yolu çevreleyen tepeler, değişik renkteki kare tarlalar ile yamalanmış bir bez parçası gibi adeta. Kızılırmak uğurluyor bizi. Samsun asfaltı devam ediyor tarlalarla. Grilik çökmesine rağmen tarlaların üzerine, mesaiye kalmış köylüler. Araba farlarıyla aydınlattıkları tarlalarda çalışmaya devam ediyorlar. Sanki bozlaklar, Orta Anadolu türküleri duyuluyor uzaklardan.

Karadeniz bekliyor Tarlalar yerini büyüyen tepelere bırakıyor. Çamlıklar kendini gösteriyor. Karadeniz, bizi karşılamaya başlıyor hafiften. Samsun ile giriyoruz Karadeniz sınırına. Yol kenarlarına bu sefer dağlar ve deniz yerleşiyor. Yağmurla karşılıyor bizi Karadeniz. Ve doruklarına, bulutlardan yazma örtmüş dağlarıyla. Karadeniz'in dalgalarının, şimdilik sesini duyabiliyoruz sadece. Biraz sonra gemilerin ve deniz fenerlerinin ışıkları altında parlayan dalgalarını da görebileceğiz. Şehir merkezlerinde, daha çok binalar görünüyor. Doğuya gittikçe bu da değişiyor. Kent, doğaya ayak uydurmak zorunda kalıyor. Çarşamba, Terme, Ünye, Fatsa, Perşembe, Gülyalı, Bulancak, Piraziz, Espiye, Tirebolu, Görele, Eynesil, Beşikdüzü, Vakfıkebir, Akçaabat, Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene, Of, Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa'yı geçiyoruz sırayla.

Yaşam aynı aslında Trabzon'dan sonra denizin mavisi ve dağların yeşili belirmeye başlıyor. Güneş, dağların ardından renk veriyor Karadeniz'e. İşte o zaman aydınlanıyor oradaki yaşam da. Değişiyor yaşam 18 saatin ardından. Kadınlar, peştemal takıyorlar buralarda. Onlar da gün boyu toprakla uğraşıyorlar. Tıpkı buğdaydakiler gibi. Bu sefer, dağın eteklerine kadar uzanan çay bahçelerinde, elindeki çay makasını birkaç saniyeliğine bırakarak soluklanan bir kadın takılıyor gözümüze. Lazca, Hemşince, Gürcüce konuşuyorlar, kahvelerde erkekler. Şen, şakrak bir o kadar da düşünceli. Geçtiğimiz yıllarda bu zamanlarda fındıkla geçinen halkın hareketlendiği görülürken bu yıl bu hareketlenmeden eser yok. Çünkü nisan ayında yağan kar, fındığı vurmuş. Yollara kurulması için serilen çuval çuval fındıklar yok bu yıl. Karadenizlinin bir derdi de çayla. Daha doğrusu, topladığı çayları alacak kurumla. Devletin çaya kota koymasıyla özele yönlendirilen çay üreticileri dertli. Çünkü özel şirketler yaş çaya karşılık kuru çay öneriyorlar. Orta Anadolu'da çorak topraklarda büyüyen çocuklara karşılık, Karadeniz çocukları denizde büyüyor. Karadeniz'in coşkun dalgaları alıştırıyor onları yaşamın zorluklarına, büyüdüklerin de ise işsizlik, göçe uğurluyor onları. Belki de, Orta Anadolu'nun büyük kentlerine. Sabahın erken saatlerinde vardığımız Doğu Karadeniz'de de, Çay Fabrikası işçileri selamlıyor bizleri. Sayıları biraz azalmış, son işten çıkarmaların ardından. Onlar da yorgun, tıpkı Çorum Şeker Fabrikası işçileri gibi...

ÖNCEKİ HABER

Atamaların kriteri ne?

SONRAKİ HABER

Çin’deki depremde ölü sayısı 12'ye yükseldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa