14 Ağustos 2004 01:00

YAŞARKEN

Yaz neredeyse bitmek üzere. Şehir (hangisinde olursanız olun) bir kavruluyor, bir sel sularıyla sarsılıyor.

Paylaş
Yaz neredeyse bitmek üzere. Şehir (hangisinde olursanız olun) bir kavruluyor, bir sel sularıyla sarsılıyor. Ben yağmurda cezaevlerinin görüş yerlerini, havalandırmaları düşünüyorum. Sabahın bir vakti yola düşen ana babaları, eşleri, çocukları, kardeşleri. Bir de cezaevlerinden gelen ölüm haberlerini... Üstümüzde git gide ağırlaşıyor boğucu bir hava. Ormanlar tükendi, denizler dolduruldu, ırmaklar kirletildi... Tufanın eli kulağında. Bunaldıkça masamın üzerindeki fotoğrafa bakıyorum: Bir yanı karlı bir dağ, bir yanı mor çiçeklerle bir göl. Pülümür, Buyer Baba krater gölü diye not düşmüşüm arkasına. İçimin serinliği bir anda ürpertiye dönüşüyor. Songül Hanım'ı anımsıyorum. Tunceli Belediye Reisi incecik kadını. Kardeşini böyle bir gölde yitirdi geçenlerde. Ondan önce de yeğeni Munzur'a gitti. Acılarla denenen gencecik bacım, dayan. Dileğim bu acıları unutturacak acılar tatmaman. Yaz denildi mi akla deniz geliyor hemen, dört yanımız deniz ama... deniz sefasını sürecek durumda değiliz. Emekçilerin hemen hepsi aynı durumda. (Söz aramızda Adnan Özyalçıner, bana bir kitabının ödül parasının üstüne borçlanıp devre mülk armağan etmişti. Ucuz dönemden nisan sonu on beş gün, ekim başı on beş gün. Ilıca Çeşme arasında Sim-pa tatil köyünde. Bunca yıldır iki kez gidebildik, bir iki günlüğüne. Ekim gelince de gidemeyeceğimiz şimdiden belli. İş güç, yol parası. Mal sahibi oldum güya. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Kiralamayı beceremeyiz!) Bir zamanlar şiire sığınmak üstüne bir şeyler yazmışım. Kitaplığı düzeltmeye çalışırken geçti elime. Yeniden okudum. Şiire sığınmanın, direnmeyi yenilediğini anlatmışım, Hasan Hüseyin'den örnek vermişim : "Göz gözü görmez olmuş/ tek bir ışık bile yok/ yürek yaralı bir şahindir döner boşlukta/ belki bir şiir/ belki bir şiir kırıntısı/ çalar kapımızı umutsuz karanlıkta/ yoklar yüreğimizi/ eğilir yaramıza/ dağıtır korkumuzu". Yazı bir türkü olarak düşünmüşüm... Gençlik demeyeceğim. Beni genç kılan belki de Metin Eloğlu'nun Yitikçi adlı şiiriymiş: "Hadi git azıcık İstanbul iste/ kosunlar o denizi bir çanağa/ Bir çıkına elesinler o günlerimi/ O yazdan Üsküdar'dan ne kaldıysa Elif'ten/ Doldur ceplerine/ Onlarda yoksa komşularda vardır/ Tanırlar/ sevinirler/ Beni Bay Metin gönderdi de..." Ben Tunceli günlerine bir yitikçi göndersem, maviş akan Munzur'dan, nerde yitirdiğimi bilmediğim beyaz çiçekli mor oyalı yemenimden, okuyamadan yitirdiğim Kemal Burkay'ın iki dilli şiir kitabından... adını bile anımsayamadığım genç ozanın incecik beyaz kitabından bir haber getirse bana. "Kıymet bilir eldeler üzülme" dese. Ben de barışı, barışı destekleyenleri, barış adına müzikçisi, tiyatrocusu, araştırmacısı, sinemacısıyla Tunceli halkına , Munzur Festivali'ne destek olmaya gelenlere gönül dolusu sevgi saygı iletsem. Moğollar'a, Reis Çelik'e, Deniz Türkali'ye, Seyr-i Mesel tiyatrosuna, o tiyatronun Brecht'i çocuklara uyarlayan genç oyuncularına... Gülsüm Cengiz, Hicri Özgören de anılmalı... Ozanların ötekileri de, şiir okuyanlar da, gün boyu festivalin film gösterilecek alanı, ses düzeni diye koşuşturanlar da. Gelecek yıl tüm tiyatrocularla arkamızda çocuklar mahalle mahalle gezeriz diye düşlüyoruz. "Ya nasip" mi dersiniz.. "İnşallah" mı... dileğimizi alkışlayın. Benim yüreğimde "kışla" denen binanın elden geçirilip sosyal konut oluşu, avlusunun gösterilere tam açılışı var. Para sorunu elbet. Eşe dosta "Madem zor, ben yapayım bari" demiş bulundum. Bulacağım sanki bir yolunu. Kendim yapacağım. Şairin gönlü kendinden zengindir. (Tuncelililer el ele verse olmaz mı ki?) Umut benim ekmeğimdir. Metin Eloğlu hemen fısıldıyor "Henüz yaşarken bu efendi umut... Son nefesinde keşke şöyle yapsaydım deme". Yaz geldi geçiyor. Ama Eloğlu'nu dinleyeceğim. Yaşamanın (buruk da olsa) tadını göz ardı etmeyeceğim. Umudu diri tutacağım: Yaz tükendi miydi güz sofraları Dağların ardı ova Küfün altı meneviş Etin, nohudun, zerdalinin tadı; Etkinlik, barışıklık; Özlemler, kavuşmalar; Ayışığı, ishakkuşu, Aynalıçarşı; Sen yaşarken! Evet yaşarken, yaşamanın değerini bilmek gerek. Ne demişti Namık Tarancı: "Yaşamak direnmektir!"

ÖNCEKİ HABER

Köylüler Baydemir'e sahip çıktı

SONRAKİ HABER

Taksi ücretlerine 23 Haziran'dan sonra zam geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa