13 Ağustos 2004 01:00

Suçlular apaçık ortada

TCDD Genel Müdürlüğü, Tavşancıl'da 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazasında sorumluluğu yine tek başına makinistlere attı.

Paylaş
TCDD Genel Müdürlüğü, Tavşancıl'da 8 kişinin ölümü, 88 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan tren kazasının sorumluluğunu yine makinistlere attı. TCDD, Pamukova'daki kazada olduğu gibi ortada teknik hiçbir kusur olmadığını da öne sürerken, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, istifa etmeyeceğini yineledi. TCDD Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı'nın başkanlığında uzmanlardan oluşan teknik ekibin olay yerinde yaptığı inceleme sonucunda Ankara-İstanbul demiryolu hattının sinyal sisteminde bir arıza olmadığının saptandığını açıkladı. Açıklamada, kazanın Başkent Ekspresi'nin kırmızı sinyalde geçmesinden kaynaklandığı iddia edildi.

ATS yoktu Ancak, bu durumda bile otomatik fren sisteminin devreye girerek treni durdurması gerektiğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar, ışık ihlali yapılsa bile güzergâhta bulunan otomatik fren sisteminin (ATS) harekete geçerek treni durdurması gerektiğini belirtiyor. Ancak, Tavşancıl'daki kazaya neden olduğu belirtilen Başkent Ekspresi'ni çeken lokomotifte ATS bulunmadığı biliniyor. Ankara-İstanbul hattında çalışan 37 adet elektrikli lokomotifinden sadece 9'unda ATS bulunduğu öğrenildi.

Tek hatta indirilmişti Kazaya yol açan bir başka etken olarak ise iki hatlı olan Tavşancıl istasyonunun bakım çalışmaları nedeniyle tek hatta düşürülmesi gösteriliyor. Nihayetinde, Haydarpaşa'dan Adapazarı'na giden Adapazarı Ekspresi, tek hatta indiği için, kendi hattı yerine Başkent Ekspresi'nin kullandığı hatta girmiş ve Adapazarı Ekspresi, Tavşancıl istasyonundan ayrıldıktan bir dakika sonra kaza meydana gelmişti. Tren yolunun teknolojik olarak geriliği de meydana gelen kazanın başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, 40 yıl önce kurulan ve iki saatte bir trenin geçmesine göre ayarlanan sistemin, mevcut yoğunluğu kaldırmayan bir sistem olduğuna dikkat çekiyor. Bu arada TCDD Genel Müdür Yardımcısı Erol İnan, tren kazası sonrasında, tek hattan başlatılan tren seferlerinin kontrollü olarak sürdürüldüğünü bildirdi. Erol İnan, enkaz kaldırma çalışmalarının bugün sona ereceğini de söyledi.

Hız bandı incelendi Bu arada, trenlerin çarpışma anındaki hızlarını gösteren 'hız bandı' da savcılığın izni doğrultusunda incelendi. Çarpışma sırasında Başkent Ekspresi'nin hızı 82.5 kilometre/saat Adapazarı Ekspresi'nin hızı da 10 kilometre/saat olarak tespit edildi. TCDD yetkilileri kazanın ardından ilk iş olarak hız bandını kaçırmaya çalışmış, durumu fark eden jandarma hız bandına el koyarak, savcılığa teslim etmişti.

Makinistin ifadesi Öte yandan Başkent Ekspresi'nin makinistlerinden Soner Gürkan'ın 6, Hasan Yücedağ'ın ise 7 ayrı hizmet içi temel eğitim kursu aldığı öğrenildi. Kazada ölen Başkent Ekspresi'nin makinistlerinden Soner Gürkan'ın cesedi, dün, Adli Tıp Kurumu'na getirildi. Gürkan'ın cesedinin, otopsi işleminin ardından yakınlarına teslim edileceği öğrenildi. Tedavisi süren makinistlerden Hasan Yücedağ ise jandarmaya verdiği ilk ifadesinde, kaza öncesi sinyalizasyon sisteminde kendilerine yeşil ışık yandığı iddiasını tekrarladı. Yücedağ'ın "100-110 kilometre hızla gidiyordum. Hız yavaşlatmam için ikaz lambası yanınca hızımı düşürdüm. Sinyalizasyon sisteminde gidiş yönümüze yeşil ışık yanıyordu. Adapazarı Ekspresi'ne ise kırmızı. Ben normal geçişime devam ediyordum. Ancak Adapazarı Ekspresi kendisine kırmızı yandığı halde yol aldı. Asıl hata bizde değil, Adapazarı trenindedir" dediği belirtildi.


AKP sorumluluktan kurtulamaz Emeğin Partisi'nden yapılan açıklamada, bilim insanlarını dışlayan, personel eksikliği ve altyapıdaki sorunları giderme noktasında tek bir adım atmayan hükümetin olaydaki sorumluluğundan kurtulamayacağı ifade edildi. Açıklamada, köklü bir zihniyet değişikliğine gidilmedikçe bu türden kazaların sıkça yaşanacağına dikkat çekildi. DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, hükümetin tren kazalarını takdir-i ilahi ile açıklayarak ve makinistleri hedef göstererek siyasi sorumluluktan kurtulamayacağını belirtti. ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, demiryolu taşımacılığı kurultayı oluşturulmasını talep etti. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cevat Ayhan, art arda meydana gelen tren kazalarının nedeninin "tedbirsizlik" olduğunu, TBMM'de bu konuları araştırmak üzere komisyon kurulması gerektiğini söyledi. ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, son tren kazası ile ilgili iddiaların "tedbirsizlik ve ihmali" bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a, "Kaç kişi öldüğü zaman istifa etme gereği duyacaksınız?" diye sordu. Halkevleri Genel Sekreteri Mustafa Coşar, iktidarın, sermayeye yeni kar alanları açmak için harcadığı çabayı, kamusal bir hizmet olan demiryolu taşımacılığı için harcamasını istedi.


ATS nasıl çalışıyor? ATS sistemi sarı ve kırmızı sinyale duyarlı. 65 kilometrenin üzerinde sarı sinyal geçilirse, belli bir süre sonra sistem, sesli ve ışıklı uyarıda bulunuyor. Eğer makinist müdahele etmezse, sistem otomatik olarak frenlemeyi gerçekleştiriyor. Eğer kırmızı sinyalde kontrol dışı bir geçiş söz konusuysa, sistem hiçbir uyarıya mahal vermeden, direk olarak frenlemeyi gerçekleştiriyor.


BTS: ATS neden yoktu? Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Genel Başkanı Fehmi Kütan, Tavşancıl'da meydana gelen tren kazasıyla ilgili olarak, "Cevaplanmasını beklediğimiz soru makinistin kırmızı ışıkta geçip geçmediği değil, lokomotiflerde neden ATS'nin olmadığıdır. Bu sorunun cevabı kazanın gerçek nedenidir" dedi. Kütan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı istifaya davet etti. Fehmi Kütan, BTS Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, kazanın "Başkent Ekspresi makinistlerinin 'dur' bildirisi veren kırmızı sinyalde durmayıp, geçmelerinden dolayı meydana geldiği" yönündeki açıklamaları hatırlatarak şunları söyledi: "Bu noktada vurgulamak isteriz ki, makinistin 'dur' bildirisi veren kırmızı sinyali ihlal etmesi durumunda devreye girecek Otomatik Durdurma Sistemi (ATS) TCDD'de kullanılmaktadır. Ancak söz konusu olayda Başkent Ekspresi'nin vagonlarını çeken Bosna-Hersek'ten alınan Konchar marka lokomotifte sistemin yer magnetleriyle etkileşimini sağlayacak lokomotif magnetleri bulunmamaktadır. Bu güvenlik sistemi Trafiğin Merkezden Kontrolü (CTC-Central Traffic Control) denilen sistemle beraber satın alınmaktadır. TCDD, milyonlarca dolar ödeyerek aldığı sistemin parçası olan fren güvenlik sistemini kullanmamaktadır" şeklinde konuştu.

İşte kaza nedeni Kütan, açıklamasının ardından yöneltilen bir soru üzerine, TCDD'de "yeniden yapılanma" adı altında uygulanan projede "Teknolojiye yatırım yapılmamalıdır", "Yol yenileme çalışmaları yeterlidir", "Elektrikli lokomotif işletmeciliğine geçilmesi doğru değil", "Yeni yatırım yapılmasın" gibi başlıkların ön plana çıktığını belirterek, "Tamamen kârâ dayalı bir işletmeciliğe dönülmesi isteniyor. Bu hırsın sonuçlarını kazalarla ödüyoruz" dedi. BTS adına İstanbul Haydarpaşa Garı'nda basın açıklaması yapan Genel Sekreter Hasan Soysal da, "Kazaların sorumluları makinistler değil, az personelle çok iş yapan ve onca uyarılara rağmen alt yapı hizmetini yenilemeyen yetkililerdir" dedi. Demiryol-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, demiryolu kazalarındaki artışın yılların ihmalinin bir sonucu olduğunu ifade ederek, gereken yatırımların yapılması, personel açığının giderilmesi, bakım ve onarım hizmetlerinin aksatılmaması gerektiğini kaydetti. Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da iki tren kazasında da temel nedenin, altyapı, güvenlik ve işletme hataları olduğunun anlaşıldığını ifade etti. İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Taner Yüzgeç, AKP'nin demiryolu üzerinden siyasi rant yaratma gayretinin, kazalara davetiye çıkardığına vurgu yaptı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Onu alkışlayın, bunu hak etti Yakalandığı kanser hastalığı sonucu İngiltere'de yaşamını yitiren ve cenazesi önceki gün Türkiye'ye getirilen gazetemizin ilk Sorumlu Yazıişleri Müdürü Ali Erol için dün iki tören düzenlendi. Ali Erol için ilk tören dün saat 13.00'de Kartal Cemevi'nde yapıldı. Törene Erol'un ailesi ve yakınlarıyla birlikte, gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan ve gazetemiz çalışanları, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel ile partililer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) Başkanı Ahmet Sezgin ve yönetim kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grup katıldı. Burada kılınan cenaze namazının ardından bir konuşma yapan EMEP GYK üyesi Metin İlgün, "Ali Erol, emekçilere saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde yayın hayatına başlayan Evrensel'de zor bir görevi büyük bir gönüllülük ve özveri ile yerine getirdi" dedi. Erol'un mütevazı, fedekâr ve halkına bağlı bir insan olduğunu belirten İlgün, "Yoldaşımızın bu özellikleri bizimle birlikte yaşamaya devam edecek" diye konuştu. Gazetemizle birlikte, EMEP ve DAY-MER'in çelenklerinin de bulunduğu buradaki törenin ardından cenazenin toprağa verileceği Büyük Bakkalköy Mezarlığı'na doğru yola çıkıldı. Uzun bir araç konvoyu ile gidilen mezarlıkta, Erol'un cenazesi mezarına yerleştirilirken ailesi ve dostları göz yaşlarını tutamadı.

'Metin ile aynı kaderi paylaştı' Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, burada yaptığı konuşmada, "8 yıldır Metin Göktepe'nin mezarı başında ne hissediyorsam, şimdi de onu hissediyorum. İkisi de kader ortağıydı. Aynı baskı politikalarının sonuçlarını yaşadılar. Metin gözaltında işkence ile katledildi. Ali ise, aldığı onlarca yıllık ceza nedeni ile ülkesinden binlerce kilometre uzaklıktaki İngiltere'ye göç etmek zorunda kaldı ve yaşamını orada noktaladı" dedi. Bu kadar mütevazi ve cefakâr insanlarla çalışmaktan mutlu olduğunu, ancak onları erken yitirmenin hüznünü yaşadığını ifade eden Çaralan, şöyle devam etti: "Ali yaşamı boyunca halkına bağlı ve paylaşmayı bilen bir insan olarak yaşadı. Ailesi bundan sonra bizim ailemiz, çocukları bizim çocuklarımız, arkadaşları bizim arkadaşlarımızdır."

Alkışlarla... Gözyaşlarına engel olamayan ve Ali Erol'un mezarına sarılan ablası Mercan Erol, "Onu alkışlayın, o bunu hak etti" dedi. Mezarı çiçeklerle süslenen Ali Erol, alkışlarla uğurlandı.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Depremzedenin yarası sarılmadıNur Karabacak Yaşadıkları ile Türkiye'de hak aramanın ne demek olduğunu gördüklerini anlatan Düzce Depremzedeler Derneği Başkanı Ayşegül Şenol sorularımızı yanıtladı. 2.5 yıldır Ankara'ya gelip gidişlerinize tanık olduk bu sorunun çözümü için. Şu anda konut sorunu ne boyutta Düzce'de? 17 Ağustos'ta hasarsız raporu verilen binalar, 12 Kasım'da yerle bir oldu. Arkasından insanlar geçici barınaklara geçerken, kalıcı konutlar meselesi çıktı. Kalıcı konutlar, birçok şaibeyi içinde barındırdı. Konutların güvenilir olup olmadığı yönünde bize bir açıklama yapılmadı. Yedi bin konut yapıldı. Şu anda oturulan binalarda çok hızlı inşaat yapımından kaynaklanan birçok sorun var, tesisatların patlaması, boya-sıvaların dökülmesi, alçıpanların aşağı inmesi gibi şeyler yaşıyorlar. Kalıcı konutlar yeterli miydi? 16 binin üstünde bina hasar gördü. Ancak, 8 bin 600 konut yapıldı. Yarıya yarıya konut açığı oluştu. Kalıcı konutlarda insanlar kira vermek zorunda, büyük bir çoğunluk bu kirayı ödeyemedi. Barakalarda, prefabriklerde yaşamak zorunda olanlar var. Yaralarımız sarılmadı. Biz de kendi evlerimizi kendimiz yapmak istedik. Düzce'de rezerve arsalar var, altyapılı boş arsalar. Biz de dedik ki bu arsalar konut sorunu çözülmemiş insanlar için tahsis edilsin. Bu arsaları bize verin, geri ödeyeceğimiz şekilde kredi verin, biz de kendi evlerimizi kendimiz yapalım dedik. Bayındırlık eski Bakanı Abdülkadir Akcan bu arsaların tahsis edilebileceğini söylemişti. Burası Türkiye, erken seçim oldu. Bizim iş de askıya alındı. Yeni hükümet ile görüşmek için yol aramaya başladık. O ara Başbakan Erdoğan acele etmeyin, size kira öder gibi konut yapacağız dedi . Ancak, Toplu Konut İdaresi ile hükümetin konut yapma işi kesinleşince, Toplu Konut İdaresi kooperatiflere arsa verilmeyecek dedi. Kredinin kesinlikle verilmeyeceğini söylediler. O zaman arsaları verin dedik, bunun da olmayacağı söylendi. Defalarca Ankara'ya geldik, Abdi İpekçi Parkı'nda günlerce bekledik, gözaltına alındık. Bu işe başladığımızda 3500 konut yapılacak alan vardı. Ancak bir bakıyorsunuz, bu alan artık yok, o derneğe verilmiş, bu kuruma verilmiş. Günden güne bu arsalar da azalıyor yani, gözümüzün önünde birilerine rant aracı olarak veriliyor. Gelinen nokta nedir? Geriye dönüp baktığımızda; hak aramanın gerçekten bu ülkede, çok zor, çok direnç isteyen bir iş olduğunu gördük. İhtiyaç sahiplerine bu arsalar tahsis edilene kadar mücadelemiz devam edecek.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Trakya'da şarbon tehlikesiUğraş Vatandaş Silivri'de hayvancılıkla uğraşan bir vatandaşın İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ne getirdiği inekte şarbon hastalığı tespit edilmesi, şarbonun Trakya'da yaygınlaştığı tehlikesini ortaya çıkardı. İneğin sahibinin daha önce başka bir ineğinin aynı şekilde hastalandığını ve keserek etini sattığını söylemesi, et ihtiyacının önemli bir bölümünü Trakya'dan karşılayan İstanbul'da şarbon riskini daha da artırdı.

Serbest bırakıldı Trakya'da, Avrupa'ya şirin gözükmek için hastalıklardan arındırılmadan Tarım Bakanlığı tarafından hastalıkla mücadelenin 5 yıldır serbest bıraklıdığını ve aşıların yapılmadığını söyleyen İstanbul Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, bu nedenle Trakya'da tüberküloz, Brusella, şarbon ve şap hastalıklarına rastlanıldığını aktardı. Hayvan hastalıklarıyla bakanlığın mücadele etmediğini, bunun sonucunda da şarbonun Trakya'ya kadar geldiğini ifade eden Yeşildere, hayvanın kesildiği bölgede şarbon mikrobunun 50-60 yıl yaşayabileceğini belirterek, şarbonun rüzgarla, hayvanlarla, insanlarla taşınabileceği riskine dikkat çekti. Konuyla ilgili Bakanlığın derhal önlem alması gerektiğini, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanuna göre hastalığın çıktığı bölgeyi kordon içine alması gerektiğini belirten Yeşildere, bakanlığın bunu yapacak veteriner hekim kadrosunun olmadığını söyledi. Konuyla ilgili görüştüğümüz Tarim İl Müdürlüğü halkın sağlığını derinden etkileyebilecek bu konuda sorularımızı bürokrasi yoluyla cevaplamamayı seçti. Müdürlük tarafından İstanbul Valiliği'nden izin alınmadığı müddetçe hiçbir soruya cevap verilmeyeceği kaydedildi. Silivri'de ineğe şarbonun başka bir hayvandan geçebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Tarım Bakanlığı'nın hayvan hastalıkları ve geliştirme konusunda iflas ettiğini ifade etti. Bakanlık tarafından veteriner hekimliğinin darbe gördüğünü ve 15 senedir veteriner hekim alınmadığını kaydeden Yeşildere, "Sorgulanması gereken bakanlıktır. Şarbon, Brusella, tüberküloz, şap, çiçek, sığır vebası, koli vebası, ruam gibi hayvan hastalıklarını Türkiye'den yok edemedi. Eğer veterinerlik mesleği ayrı bir organizasyonla tekrar yapılanmazsa 50-100 yıl daha da üzerinden atamaz" şeklinde konuştu. Yeşildere Türkiye'de hayvan hastalıkları ile mücadele etmenin yeterli kaynak ayırma ile başlayacağına dikkat çekerek çözüm yolunu şu şekilde anlattı: "Veteriner hekim teşkilatı, il, ilçe, kasaba, köy bazında yeniden örgütlenmeli. Teşkilatlanması ve her türlü materyal edinilmeli. Hastalığın görüldüğü yerde imha edilmeli ve mera taraması yapılmalı. Ahırlar yeniden organizasyonu ve hayvancılığın tekrar gözden geçirilerek entegre tesisler yönünde ele alınmalı. Ev hayvancılığı terkedilmeli, köylülerin hayvan ırklarına göre birlikler oluşturması ve köyde kollektif ahırların yapılması gerekir. Etkin aşı programlarının düzenlenmesi lazım. Kısaca Avrupa'daki gibi çiftlikten sofraya kadar gıdanın veteriner hekimleri tarafından denetiminin yapılması gerekiyor." Tahsin Yeşildere önerilerinin hayata geçtiği durumda 10 yıl içerisinde hastalıklar yok olacağını söyledi. Tahsin Yeşildere, Tarım Bakanlığı'nın 'Tarım hayvancılık için mi yoksa bitkisel üretim için mi yapılacak?' sorusunu cevaplayarak hareket etmesini ve hayvancılığın payını arttırması gerektiğini sözlerine ekledi.


Ün
ÖNCEKİ HABER

Yabancı harmanda vergi telaşı

SONRAKİ HABER

Taksi ücretlerine 23 Haziran'dan sonra zam geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa