06 Ağustos 2004 21:00

İpler IMF'ye teslim edilmesin

İpler yine IMF'nin şabloncularının eline teslim edilirse, bugünkü neoliberal politikalar sürdürülürse, başımız beladan kurtulmaz, topyekun yoksullaşma artar, Türkiye, küresel ekonomi içinde ancak ucuz emeği ile varolan koskoca bir taşeron ülke olmaktan öteye gitmez.

Paylaş
Türkiye, 2000'dekine çok benzeyen bir sıcak para girişi-iç pazara dönük büyüme-dış açık-cari açık-sermaye kaçışı sarmalını ya da döngüsünü yaşıyor. Bu döngünün son halkası henüz yaşanmadı ama yaşanabilir. 2000 yılında bu döngünün tüm halkalarının yaşanması sonucu derin bir krize girilmişti. Kriz öncesi başlatılan ancak krizle sonuçlanan IMF destekli program, bu kez Türkiye'yi yeni bir maceraya sürüklemenin eşiğinde. 2000 krizi öncesi "sabit kur çıpası"nı dezenflasyon programına, dolayısıyla istikrara deva gösteren IMF'nin, kerameti kendinden menkul bu varsayımı kısa sürede iflas edip Türkiye'yi sürüklerken bu kez de sabit kurun yerine uygulanan dalgalı kur politikasına dayalı program iflasa sürüklenmekte, beraberinde de tüm ekonomiyi sürüklemektedir. İddia şuydu ki, büyüyen dış açıklara ve cari açığa, dalgalı kur, otomatikman fren olacak ve artan ithalat talebi karşısında kur yükselerek ithalatı caydıracak, böylece dengeye ulaşılacaktır. Ama gerçek hayat böyle yaşanmamaktadır. Mayıs ayında bir aya yayılan yüzde 15'lik devalüasyona ya da kur ayarlamasına karşın ithalatın hız kesmediği, IMF tahminlerinin üstünde bir dış ve cari açık yaşandığı gözlenmektedir. Dış ticaret açıklarının ilk 6 aydaki düzeyi 16.8 milyar dolar. IMF'nin 2004 yılının bütününe ilişkin dış ticaret açığı beklentisi bu düzeyde idi. Eğer yılın ikinci yarısında aynı eğilim sürerse -ki temmuz da ayın tempo yaşanmıştır- yıl sonunda 33 milyar doları aşan bir dış ticaret açığı söz konusu olacak. Cari işlemler açığı, yani döviz gelir gider dengesi de bundan büyük ölçüde olumsuz etkileniyor. IMF, yine 2004'ün tamamı için 9.1 milyar dolarlık cari açık öngörmüşken ve 2000 yılında 9.8 milyar dolarlık cari açıkla krize girilmişken, bu yılın ilk 5 ayında 8.8 milyar dolar cari açık şimdiden kayıtlara geçti. İlk 6 ayda IMF'nin yıllık öngörüsü aşılmış olacak. Yılın bütünü açısından, 16 milyar dolara giden bir cari açık söz konusu. Peki bu nasıl finanse edilecek? Mali piyasalar nasıl tepki verecek? Artan reel faizler yeni borç yığılmalarına yol açarken, yıllık dış borç servisleri giderek büyürken, 3 yıl sonra istikrarlı çıkış yolu nasıl bulunacak? Cari açık büyürken kâr realizasyonuna gidip kaçan sermayenin açtığı gedikle nasıl başedilecek?

Borçlar sorunu İşte IMF ile yeniden bir anlaşmaya, bu kırılgan ekonomik yapı ile oturulurken, masada bir de IMF'ye borçların geri ödemesi ile ilgili takvim ve bu borçlar nasıl ödenecek, sorusu var. Arjantin, Türkiye ve Brezilya, IMF kredi portföyünün tahminen üçte ikisini kullanmış durumdadır. Türkiye, IMF'ye önümüzdeki yıllarda 23.6 milyar dolarlık anaparayı ve borç ödeme takvimine göre değişebilecek faiz yükünü herhangi ek bir kaynak almadan ödeyecektir. Türkiye'nin yeni bir stand-by anlaşmasıyla IMF'den ek kaynak sağlaması mümkün görünmemektedir. Buna karşılık borç ödeme planında değişiklik yapılması mümkündür. Nitekim, Ağustos 2003'te 2005'teki yükü hafifletip borçları 2004 ve 2006'ya dağıtan bir revizyon yapılmıştır. Şu anda 11 milyar doları aşan borç yükü içeren 2006'nın rahatlatılması gündeme gelebilir. IMF'den böyle bir borç takviminde değişiklik talebinde bulunmanın yanı sıra, Türkiye, uzun bir süredir yaşadığı ve krizden krize sürüklendiği ekonomi rotasında da radikal bir değişiklik yapmalıdır.

Farklı bir yöneliş Açık olan şey şudur: Yaşanmakta olan büyüme sürecinin iki yıldır kaynağı yine "sıcak para"dır. Dövizin düşük, faizin yüksek tutulmasıyla sağlanan büyük fırsatı değerlendiren sıcak para, sunulan yüksek reel faizler karşılığı Türkiye'ye girişini sürdürmekte, bu kaynak, giderek iç pazara yönelen büyümenin ana kaynağını oluşturmaktadır. Özellikle 2003 ve 2004'te sıcak para girişi hızlanmış, düşük enflasyona rağmen yüzde 20'lere yaklaşan faizlerle girişin devamı sağlanmıştır. Sıcak para, tüketici kredisi, kredi kartı harcamaları ile kışkırtılan iç talebin, iç pazara dönük büyüme sürecinin de ana kaynağı olmayı sürdürmektedir. Ancak bu büyüme sıhhatsizdir, sürdürülebilir bir büyüme değildir. Çünkü, yüksek faizlere gelen sıcak para girişi için döviz kuru da düşük tutulmakta, bu düşük kur ithalatı cezbetmekte ve tırmandırmaktadır. İhracatın ithalatı karşılama oranı hızla düşmekte, dış açık büyümektedir. Turizm ve diğer girişler de dış açığı makul boyutlara çekememekte ve cari açık öngörülerin çok üstüne çıkarak her an bir sermaye çıkışına yol açacak kadar tehlike arzetmektedir. Yükselen ithalatı vergileme ile frenlemek Gümrük Birliği ve diğer benzeri anlaşmalar nedeniyle mümkün olmamakta, dalgalı kurun kerameti ise ithalata kâr etmemektedir.

Taşeron ülke Yine ipler IMF'nin şabloncularının eline teslim edilirse, bugünkü neoliberal politikalar sürdürülürse, başımız beladan kurtulmaz, topyekun yoksullaşma artar, Türkiye, küresel ekonomi içinde ancak ucuz emeği ile varolan koskoca bir taşeron ülke olmaktan öteye gitmöez. AB de, bu kadere boyun eğmiş bir ülkeyi, eşit haklara sahip bir ülke olarak bünyesine üye olarak almak yerine ne yapıp edip, "ilelebet taşeron" olarak tutmanın kılıfını mutlaka bulur.


BREZİLYA DERSLERİ Türkiye faiz dışı fazla konusunda en son Brezilya'nın yaptığını yapmalıdır. Ne yaptı Brezilya hatırlatalım: Türkiye ve Arjantin ile birlikte IMF'ye en çok borçlu ülkelerden olan Brezilya, bu yılın sonuna kadar IMF ile bir anlaşmaya hazırlanıyor ve "bütçe disiplinini riske atmadan" daha fazla altyapı yatırımı yapmayı IMF'ye kabul ettirmiş bulunuyor. IMF, Brezilya devletinin sahip olduğu petrol şirketi Petrobras'ın yapacağı yatırımları "tercihli davranış" uygulaması içinde bütçe hedefi hesaplamaların içine almamayı görüşüyor. Her iki taraf şimdiye kadar yapılan görüşmelerden memnun. Demek ki, olabiliyor. Bizde büyük sermaye çevrelerinin ve büyük medyanın iktisat yorumcularının nedense akıllarına böyle üretici fikirler gelmiyor. Siyasetin AB, ekonominin ise IMF tarafından yönetilmesi gereğini, ''iman'' haline getiren ve tüm toplumu buna inandırmak isteyenlerin Brezilya'dan öğrenecekleri sadece IMF ile ilgili değil. Brezilya, tarım politikalarında ABD ve AB'ye karşı Dünya Ticaret Örgütü'nde büyük bir hak arama mücadelesi veriyor ve mevzi kazanıyor. Brezilya'nın yaptığını neden Türkiye yapmasın?


NELER YAPILMALI? Olası bir krizi önlemenin yolu, bir dizi radikal önlemden geçmektedir. Bu tam da bir paradigma değişimidir. Sıcak paraya dayalı sanal büyüme modelini, yeni kur, faiz, yatırım politikalarından oluşan alternatif bir büyüme modeli ile değişmeyi öngören bir kopuştan sözetmekteyiz. Bunun için atılması gereken adımların ilki sıcak para girişine zemin hazırlayan 32 sayılı Karar'ın revize edilmesi, bu tür sermaye akımlarının denetim altına alınmasıdır. Finansal vergilendirme (Tobin vergisi), munzam karşılıklar, Merkez Bankası'nın başka önlemleri ile sıcak para giriş çıkışları kontrol altına alınmalı ve sıcak para girişi caydırılmaldır. Merkez Bankası, salt "önceliği fiyat istikrarını sağlamak"tan ibaret pasif bir kuruluş olmak yerine, döviz piyasalarında dengeyi sağlayıcı görevler de üstlenmeli, örneğin döviz kurunda belirleyeceği bir alt sınırı koruyarak TL'nin aşırı değerlenmesinin önüne geçmeli, ekonominin makro dengelerini bozan spekülatif sermaye girişlerini caydırmalıdır. Bunların yanı sıra, IMF 'ye olanlar başta olmak üzere dış borçlar, yeni bir takvime bağlanarak yeniden yapılandırılmalıdır. IMF ile yeni bir anlaşma yapılacaksa, yüzde 6.5 faiz dışı fazla hedefine itaat edilmemelidir.

ÖNCEKİ HABER

ABD idamda çığır açtı!

SONRAKİ HABER

Nurettin Canikli, Rabia Naz’ın babası hakkında suç duyurusunda bulundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa