04 Ağustos 2004 01:00

'Uzmanlara' boyun eğmeyin!

Bilimciler kendilerine ayrıcalıklı, birer uzman gibi davranılmasını istiyor. Biz, kusursuz olarak görülmek istiyoruz. Belirsizliği itiraf etmeyi sevmiyor, burnumuzdan kıl aldırmama iddiamıza meydan okunmasından hoşlanmıyoruz.

Paylaş
Halkın bilime duyduğu güvende yaşanan erozyon, "bilimin kamuoyu ile iletişimi"nin niteliğini hem politikacılar, hem de bilimsel yöneticilerin gündemine getirmiş durumda. İlk zamanlarda "bilim" ve "kamuoyu", birbirinden uzak iki kütleydi. Bu düşünceye göre, eğer "kamuoyu", bilimin "olguları"nı daha çok kavramış olsaydı, bilimcileri sever, onlara daha çok güvenirdi. Bu "kavrayış"ın çift taraflı olduğunu, bilimcilerin de kamuoyunu anlamasını gerektirdiğini kabul etmek, zaman aldı. Bu kabullenişin sonuçlarından biri, bilimi kamuoyunun gözlemine "açmak" için gösterilen çabalar. Örneğin; İngiltere İnsan Genetiği Komisyonu (HGC) ve Gıda Standartları Ajansı'nın toplantılarını basına açık yapmak. Ama açıklığın sınırları da var: İngiliz hükümetinin kök hücre araştırmalarını destekleme yönündeki kararı, HGC'yi bay-pas eden bir komite tarafından alınmıştı. Genetik gıda konusunda halka danışılması, hükümet için "yanlış" sonuçlar doğurunca hükümet kamuoyunun görüşünü görmezden gelmeyi tercih etti.

Tek bir bilim yok Henüz anlaşılamayan şu ki; birden çok bilim ve birden çok kamuoyu var. CP Snow'un yanlış anlaşılan "iki kültür" kavramının gölgesi, hâlâ üzerimizde. Snow'a göre İngiliz kültür dünyası bilim ve sanat arasında ikiye bölünmüştü. Gerçek şu ki; bilimsel kültürün birliğine dair güçlü hamlelere rağmen, farklı ve parçalanmış pek çok bilgilerin dünyasında yaşıyoruz. Tek bir bilim ve tek bir bilimsel yöntem yok. Benim gibi bir biyoloğun dünya algısı; bir evrenbilimci veya sosyoloğun algılamasından epey farklı. Problemlerimiz, yöntemlerimiz, gözlem tarzımız ve kanıt standartlarımız apayrı. Bizi; iki kültürden birinin temsilcisi olarak üst üste yığmak; romancı ve müzisyenlerin tıpatıp aynı gündemlere sahip olduğunu varsaymak gibi olur. Medya açısından "bilim", ilgi çekmek için siyaset, ekonomi, 'kültür' ve elbette, meşhurların cinsel atraksiyonları ile rekabet etmek zorunda. En büyük sorunlardan biri de, burada yatıyor. Bilimciler; medyadan yeterince ilgi görmediklerinden yakınır hep. Bu yakınmanın altında, mesajımızın, biz bilimcilerin hak ettiği saygı ile iletilmediği vurgusu yatar. Ben ise, tam tersini düşünüyorum: Medya, haddinden fazla hürmetkâr.

Basın

açıklamaları Bilimciler; basının konuları aşırı basitleştirdiğini, değerli tezlerini birer saçmalığa indirgeyen sansasyoncu başlıklar attığını söyleyerek şikâyet eder. Basının sorumluluğunu görmezden gelmek niyetinde değilim; ama ortada ne kadar az bilim dergisi olduğunu yadsıyamayız. Günlük gazetelerde bile, uzaydan genetiğe dek her şeyle ilgilenmek durumunda olan en fazla bir-iki personel bulunuyor. Peki bu yetersiz personel, koca bilim dünyasıyla nasıl başedecek? Elbette; Nature ve Science gibi bilim dergilerinin, üniversitelerin yayınladığı basın açıklamalarını kullanarak. Böylesi basın açıklamalarını düşünmek bile, eski kuşak akademisyenlerin tüylerini diken diken ederdi. Ama biz, megafon bilim çağında yaşamaktayız. Araştırmacılar, çalışmak için fona ihtiyaç duyuyor. Öyleyse; kamuoyunun dikkati ne kadar çok çekilirse, o kadar çok fon akacaktır. İşitilmek istiyorsanız, bağırmanız gerek. Diğer yandan; bilimin icra edilişindeki bu değişim, pek çok üniversite araştırmacısının aynı zamanda biyoteknoloji şirketlerinde vs. yönetici veya hissedar olmasına yol açıyor. Ve kamuoyu, hisseleri etkiler.

Sansasyonel haberler Cinsel yönelim, zeka vs.yi "belirleyen" genlerin bulunduğuna dair haberler, özellikle dikkatimi çekiyor. Bu haberleri okumak gerçekten şaşırtıcı! Dean Hamer, 1993'te Science dergisinde yayınlanan tezinde erkeklerde eşcinsel davranışa yol açan bir gen bulduğunu söylediğinde, manşetler coşmuştu! Bir de, şu meşhur akıllı fare var. Joe Tsien liderliğindeki bir grup araştırmacı, Nature dergisindeki makalelerinde, fareye belli bir gen enjekte edildiğinde beyindeki reseptörlerden birinin güçlendiğini, böylece farenin belli türlerde labirenti öğrenme yeteneğinin arttığını yazmışlardı. Fare, bu tür labirentleri öğrenmek için daha az deneme yapıyordu. Dergide ve ilgili basın açıklamasında, hiç utanmadan, "zeka ve bellek gibi ruhsal ve bilisel özelliklerin genetik yoldan geliştirilmesinin mümkün olduğu" iddia edildi. Ardından, gazete manşetleri geldi.

Basının görevi Laboratuvarlardan yükselen bu dramatik iddiaların panzehiri, çok daha eleştirel bakabilen bir basın. Başka hiçbir alanda gazetecilik bu kadar belirsiz değildir. Spor yazarları, siyasi yorumcular ve tiyatro eleştirmenleri, düşündüklerini söylerken sorun yaşamaz. Ama bilime karşı bir afallama durumu var gibi. Sorun şu ki, haberleri yapanlardan pek azı, bilimcilere nasıl davranacağını yeterince biliyor. Ama burada da ciddi bir soruna çarpmaktayız. Bilimciler kendilerine ayrıcalıklı, birer uzman gibi davranılmasını istiyor. Biz, kusursuz olarak görülmek istiyoruz. Belirsizliği itiraf etmeyi sevmiyor, burnumuzdan kıl aldırmama iddiamıza meydan okunmasından hoşlanmıyoruz. Medya, siyasetçi ve sanayicilere yaptığını bilimcilere de yapmalı: Bilimsel açıklamalara ve bu açıklamanın sahiplerinin çıkarlarına, eleştirel bakabilmeli. Röportaj yaptığın bilimsel sözcü kim? Bilim adına konuşma hakkını nereden alıyor? Ticari çıkarları nerelerde? Araştırmacı gazetecilik, bu alanda da gerekli. Bilim alanındaki tartışmalar; sadece bilimciler ve bilim-dışı eleştirmenler arasında değil. Genellikle söz konusu olan, bilimin özüdür. Medya, bilimi monolitik ve tek sesli görüyor. Oysa bilimsel ilerlemenin temelinde kuşku, belirsizlik ve rakip paradigmaların çarpışması yatar. Bilim gazetecileri; cesur, eleştirel olmalı ve otorite karşısında afallama huyunu terketmeli.

(The Guardian)

ÖNCEKİ HABER

Boya yaparken çatıdan düştü

SONRAKİ HABER

Artı Gerçek: Açlık grevlerine dair olumlu gelişmeler yaşanabilir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa