Eğitim SOS veriyor -2

ÖSS'de 32 bin 177 adayın sıfır çekmesinin ardından şimdi de LGS'de 64 bin 598 sıfır çekti. İki sınavında sonuçları eğitim sisteminin iflasıs ettiğini ve yenilenmesi gerektiğini gösteriyor.

ÖSS'de 32 bin 177 adayın sıfır çekmesinin ardından şimdi de LGS'de 64 bin 598 sıfır çekti. İki sınavında sonuçları eğitim sisteminin iflasıs ettiğini ve yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. Eğitim sisteminin durumunu ve çözüm önerilerini Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin, Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi ve CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ve Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi İbrahim Ortaş'a sorduk.


Sıfırın altındaki gerçek Öğrenci Seçme Sınavı'nda (ÖSS) 32 bin 177 adayın sıfır puan almasından sonra açıklanan Liselere Giriş Sınavı (LGS) sonuçlarıda eğitim sisteminin durumunu bir kez daha gözler önüne serdi. LGS'ye giren 634 bin 787 adaydan 64 bin 598 öğrencinin sıfır puan alması ve 493 bin 831 adayın kazanamaması eğitim sisteminin iflas ettiğini tekrar ortaya çıkardı. ÖSS sonuçlarının yankıları devam ederken LGS sonuçlarındaki 5 öğrenciden dördünün sınavı kaybetmesi ve on öğrenciden birinin sıfır puan alması eğitim sisteminin bir an önce yenilenmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi. ÖSS'ye giren 1 milyon 400 bin gencin üniversite eğitim hayalinin bir sene daha ertelenecek olması ve iki sınavda da en başarısız illerin Doğu'dan çıkması ülkedeki eğitim sisteminin bir göstergesi aslında. Eğitimde fırsat eşitsizliği, yeteneklerin geliştirilememesi, ezberci, düşünmeyen, araştırmayan sorgulamayan, tartışmayan bireyler yetiştirilmesi, sınavcı eğitim ve geleceğin sınav sürelerine sıkıştırılması, bilim adamı yetiştirememe vb. ilk anda eğitim sisteminin sayılabilecek sorunları. Sınavlardan sonra Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik açıklamasında eğitim sisteminin bir çok problemi olduğunu kabul etmek zorunda kalarak problemleri asgariye indirmeye çalıştıklarını kaydetmişti. Eğitim sisteminin içinde bulunduğu durumu ve çözüm önerilerini Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin, Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi ve CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ve Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi İbrahim Ortaş'a sorduk. İşte cevapları:


ÖSS dramdır! Drama son

Prof. Dr. Kadir Erdin (Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı) Ülkemizin en önemli sorunu eğitimdir. Eğitimin kalitesi ve ortaöğretimle yükseköğretim arasında entegrasyonu gösteren en önemli sınav, ÖSS'dir. Ortaöğretimde eğitim maalesef sadece ve sadece öğrencilere verilenlerin, öğrenciler tarafından geri verilmesinden ibarettir. 'Ver al yöntemi' dediğimiz eğitim biçimidir. Dolayısıyla ortaöğretimde araştıran, sorgulayan, eleştiren, kaynak araştarıması yapabilen ve her öğretiye eleştirel bakabilen genç kafa yetiştirmek konusunda sistemin yeterli olmadığı çok açıktır. ÖSS bir dramdır ve bu dram bitmelidir. Uzun vadeli hiçbir planlamaya yer verilmeyen ortaöğretimde sorunların çözümsüzlüğü, giderek artarak bir sorun yumağına dönmüştür. Her ortaöğretim öğrencisi tek amaç olarak ÖSS'ye, yani üniversiteye hazırlanmaktadır. Bu her beden eğitimi alan öğrencinin 10 bin metre koşu yapabileceğini düşünmeye benzemektedir. Oysa her öğrencinin ilgi alanı, beceri alanı ve idealleri vardır. Oysa son yılların ÖSS sonuçlarına bakıldığında başarı sıralamasında ilk 20 lise ile son 20 lisenin yerleri değişmemektedir. Bu eğitim sistemimizdeki fırsat eşitsizliğinin gerçek bir tablosudur. Dolaysısıyla bu tablo bize ortaöğretim sisteminin reforma gereksinimi olduğunu, yeni bir zihniyetle sorunun çözümlenmesi gerektiğini göstermektedir. Her şeyden önce eğitimde fırstat eşitliğinin sağlanması gerekir. ÖSS'nin en karakteristik özelliği bilgi ölçme sınavı olmayıp sadece bir sıralama sınavı oluşudur. Zira lise son sınıf derslerinin sınav dışında tutulması kabul edilemez. Bu konumda lise son sınıfı, özel öğretmenler ve dersaneler tarafından temsil edilmektedir. Bu resmen kabul edilmiştir. Bugün üniversitenin kapısına biriken 2 milyona yakın gencin sadece 164 bini 4 yıllık fakültelere kabul edilecektir. Bu her on öğrenciden birini üniversiteye alıyoruz, dokuzunu dışarda bırakıyoruz demektir. Bu genç kuşakların harcanması, ülkenin geleceğinin karartılmasıdır. Örneğin gelecek yıl üniversitenin kapısına iki buçuk milyon genç gelecektir. Yine aynı sayıda öğrenciyi üniversiteye alabileceğiz. Eğitim gençlerin kendi istek, yetenek ve beklentilerine göre öncelikle meslek okullarında, meslek yüksek okullarında ve üniversitelerde kaliteli eğitim ilkesi ile gerçekleştirilmelidir. Kaliteli eğitim ciddi boyutlarda tartışılmalıdır. Bugün birçok genç diploma almakta ama meslek, bilgi birikimi, araştırma gücü, sorunlara tepeden bakış, sorgulama ve eleştirme, çözüm üretme aşamasında gerilerdedir.

KAYNAK AYRILMALI Biz yükseköğretim konusundaki sorunları ve çözüm önerilerini yıllardır dile getiriyor ve işliyoruz. Ancak bu sorun toplumsal bir sorundur. Gençlerimizi sınavdan sınava koşturarak, mutsuz ve içine kapanık, yaşamdan soyutlanmış modeller olarak yetiştiriyoruz. Çağı yakalamış, dünya ölçeğinde kendi alanlarında yetişen gençlerle yarışan, kendini yenileyen, hayat boyu eğitim ilkesine inanmış bir toplum modeli yaratmak istiyorsak Türkiye'nin eğitim sorununa tüm paydaşların katılımıyla ortak, sağlıklı, kalıcı, uzun yıllara yayılmış bir proje ile çözüm üretmemiz ve çözüm modelinin dünyada ve teknolijideki gelişmelere göre her an iyileştirmeye açık olmasını sağlamalıyız. Kısacası hangi aşamada olursa olsun tüm öğrenciler öncelikle öğrendiklerinden mutlu olmalı, kendi aralarında dayanışma içinde rekabet yaratılmalı, öğrenme yarşıçısı genç kafalar yetiştirmeliyiz. Bunun ilk ve temel koşulu eğitime yeterince kaynak ayırmaktır.


Sıfır çeken eğitim sistemidir

Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek: Yoksulluğun ve eşitsizliğin had safhaya ulaştığı, işsizliğin, özellikle genç işsizlerin sayısının çığ gibi büyüdüğü günümüzde, bu kadar sorunun içinde yapılan üniversite sınavının adaletli olduğunu söylemek mümkün değildir. Öğrenciler açısından, üniversiteye hazırlık dershaneleri sınavı kazanmak, için neredeyse bir zorunluluk halini almıştır. Özel kurslar ve dershaneler parası olanın kullanabileceği bir "hak"tır. Bir araştırmaya göre üniversiteyi kazananların yüzde 86'sının dershaneye gittiği ve yüzde 20'sinin de özel ders aldığı anlaşılmaktadır. Bu durum, eğitimdeki fırsat eşitliği ilkesini ortadan kaldırmakta, pek çok öğrencinin baştan sınav maratonunun dışında kalmasına neden olmaktadır. 2004 ÖSS'de sınava giren 32 bin 177 aday hiç puan alamayarak "sıfır" çekmiştir. Sifir verilmesi gereken bu ögrenciler degil, egitim sistemimizin bizzat kendisidir. Sonuçta sinava hazirlanma imkanlari bakimindan avantajli durumda bulunan elit bir ögrenci kesimi ile, sorunlarla, sikintilarla dolu bir egitim sürecinden gelen, yoksullukla boguşan gençlerin yapilacak bir sinavda eşit şartlarda "yarıştırılması" mümkün değildir. En temel insan hakkı olan eğitim hakkının piyasanın acımasız rekabet koşullarını andıracak hale getirilerek kamusal nitelik taşımaktan uzaklaştırılmasının en somut sonucu milyonlarca gencimizin üniversite hayallerinin giderek yok olmasıdır. Sınava giren gençlerimizin eşit şartlarda hazırlanamaması, sınavı kimileri için yapılmadan kazanılmış, kimileri içinse baştan kaybedilmiş kılmaktadır. Öğrencilerin geleceğini 3 saatlik bir sınavda alınacak sonuçla belirlemek dramatik ve bilimsellikten uzaktır. Bir sorunun doğru ya da yanlış yanıtlanmasının girilecek okulu belirlediği, en küçük hatanın telafi edilmesinin olanaklı olmadığı sınav baskısı, gençleri psikolojik açıdan olumsuz etkilemekte, sonuçlar üzerinden büyük hayal kırıklıklarının doğmasına neden olarak intiharlara kadar götüren yıkıcı sonuçlar yaratmaktadır.

BAŞARISIZLIK ARTIYOR Her yıl 2 milyona yakın öğrenci sınava girmekte ve ancak yüzde 15'lik bir bölümü bir üniversiteye yerleşebilmektedir. Üniversiteye girmek isteyen ögrenci sayisi her yil yüz binin üzerinde artarken, üniversitelerin ve üniversite kontenjanlarinin ayni oranda artmamasi, hem sinava girenlerin sayisini, hem de başarisizlik oranini yükseltmektedir. Üniversiteye giriş sinavlari egitim sistemimizle birlikte ülkemizin sosyo-ekonomik yapisinin en dramatik yönünü ifade etmektedir. Eşitsizligin ve adaletsizligin ayyuka çiktigi sinav sistemi gelecek kaygisi taşiyan gençleri ve aileleri nasil bir cenderenin içinde tuttugunun açik bir göstergesidir.

YETENEGE GÖRE EGITIM Ülkeyi yönetenler hiç bir zaman sorunun kaynagina inmeyi düşünmemişlerdir. Yüksekögretim sistemimizi kuşatan yiginla sorunun yanitinda ülkenin içinde bulundugu çikmazlarin görüntüsü ve AKP Hükümetinin bu sorunlara kayitsiz kalmasi yer almaktadir. Öncelikle egitimin niteligini, içerigini, politikalarini tartişmak esas olmalidir. Üniversiteye giriş sisteminde öncelikle: - Ülkenin ihtiyaci, - Insan kaynagi ihtiyaci, - Üretim ve hizmet alanlarinin kapasitesi üzerinden istihdam politikasi, - Yeterli akademik personel, bu personelin yeterlilik ölçüleri, ihtiyaca uygun sayi belirlenmelidir. Merkezi planlamalar yapilarak ihtiyaç üzerinden yüksek ögretim kurumlari açilmali, açilmiş bulunanlar ise işlevine uygun birer bilim kurumlarina dönüştürülmelidir. ÖSYM, üniversitelere sinavsiz geçişin koşullari oluşuncaya kadar seçme ve yerleştirmeye ilişkin sinavlari yapacaktir. Ancak ÖSYM, "umut tacirliği" üzerinden "rant" sağlayan kurum olarak görülmemelidir. Yükseköğretim kuruluşlarına sınavsız geçiş gerçekleşinceye kadar sınav sistemi sürecektir. Dershanelere yığılmanın, okullardaki eğitim öğretimin savsaklanmasının da önüne geçmek gerekiyor. Bizim savunduğumuz sistem herkesin yeteneğine göre ilköğretimden itibaren belirleyeceği bir alanda eğitimini sürdürmesi ve üniversiteye sınavsız geçişlerin sağlanmasıdır. Üniversite sisteminde; toplumuna, insanlığa ve doğaya karşı sorumlu; yönetimde demokratik ve özerk; bilimsel ve sanatsal özgürlüğün etkin üretiminde varolacak yeni bir üniversite anlayışını birlikte hayata geçirmenin yolları aranmalı, mücadele edilmelidir. YARIN: TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi ve CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ile Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Denizde can pazarı Balıkesir'in Marmaraadası yakınlarında 'Hızır Reis' isimli deniz otobüsü arızalanınca, büyük bir tehlikeden dönüldü. Edindiğimiz bilgilere göre, İstanbul'dan Bandırma'ya gelmek üzere saat 08.45'te hareket eden İstanbul Deniz Otobüsü İşletmesi'ne (İDO) ait Hızır Reis adlı deniz otobüsünün makine dairesi, Marmaraadası ilçesi yakınlarında su aldı. Meydana gelen arıza nedeniyle deniz otobüsü denizin ortasında kalırken, yolculara önlem olarak can yeleği giydirildi. Bu durum yolcular arasında paniğe yol açarken, olay yerine Bandırma'dan çağrılan ikinci bir deniz otobüsü gönderildi. Gönderilen bu deniz otobüsüyle, 400 yolcu sağ salim nakledildi.

Araştırma yapılacak İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy, yaptığı açıklamada, Yenikapı-Bandırma arasında ek sefer yapan deniz otobüsünün, henüz belirlenemeyen bir nedenle Kapıdağı açıklarında sol makine dairesinden su almaya başladığını söyledi. 'Deniz otobüsünün yüzen bir şeye çarpmiş olabilecegini' belirten Paksoy, şunlari kaydetti: "Deniz otobüsünün neden su aldığının tespiti için, teknik inceleme yapılacak. Ancak biz yolcuları riske atmamak için Bandırma'dan başka bir gemi isteyerek, 400 yolcunun tahliyesini bu gemiye yaptik."

www.evrensel.net