02 Ağustos 2004 01:00

AKP sosyal politika üretemez

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, IMF'nin Türkiye'deki idarecisi gibi davranan AKP'nin bundan sonra da IMF programını farklı adlarla uygulamak zorunda olduğunu belirtti.

Paylaş
İşsizlik, yoksulluk her geçen gün artarken, ekonomik göstergeler, pembe bir tablo çiziyor. Bu koşullarda yeni stand-by ve program görüşmeleri için IMF'yi çağıran AKP Hükümeti de sosyal yönü ağır basan bir program hazırlayacağını ileri sürüyor. AKP'nin bugüne kadar hayata geçirdiği politikalar ve hazırladığı 2005 bütçe taslağı ile böyle bir program hazırlamayacağını gösterdiğini söyleyen Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, IMF programlarının Türkiye'deki idarecesi gibi davranan AKP'nin, 2005 ve sonrası için IMF programlarına devam etmeyi taahhüt ettiğini ve bunun dışına çıkamayacağını söyledi. Yeldan, sosyal yönü ağır basan bir programın ancak, emekçilerin dayatması ile hazırlanabileceğine dikkat çekti. Yeldan'a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle: Bugüne kadar uyguladığı politikaları dikkat alırsak, AKP sosyal yönü ağır basan bir program hazırlayabilir mi? Şu anda artan işsizlik, kamu yatırımlarındaki durgunluk, sosyal güvenlik kuruluşlarında yaşanan trajedi, SSK hastanesindeki büyük birikim, yetersiz hizmetler, giderek diğer tüm alanlara sıçrayan kamu hizmetlerinde gerilemelerin yaratacağı patlamaya karşı hükümet şu anda ön bir program hazırlamakta. Bunun reel bir kaynağı yok, olamazda. Kamu bütçesi 2005 sonrasında da IMF dökümanlarında öngörülen senaryolar, 2007'ye 2008'e uzatılan borç yükü projeksiyonları, kamu bütçesi projeksiyonları, milli gelir porjeksiyonlarına göre hazırlanıyor, bundan sonrada böyle hazırlanacak. Yani, 2005 sonrasında da IMF programının yeni adlar altında uygulanacağını işaret ediyor. 2006-2007 yazılan senaryorlar için de çok büyük değişiklik olmayacağını gösteriyor. Bütçe taslağı böyle bir programın hazırlanabileceği işaretini veriyor mu? Krize girmiş 2001 programından sonra bugüne kadar merkezi bütçenin IMF'ye verilmiş taahhütler doğrultusunda belirlendiğini görüyoruz. Her şeyden önce Türkiye'de artık bütçe bağımsız bir devletin, hükümetin hazırladığı, kamu hizmetlerini topluma ulaştırmayı hedefleyen, bir belge olmaktan çıkmış, faiz ödemelerine, yüzde 6.5'luk bir faiz dışı fazlaya kitlenmiş durumda. 2005 bütçe taslağına baktığımızda ise faiz harcamalarının toplam kalem içinde çok belirleyici olduğunu görüyoruz. Ayrıca, yine vergi gelirleri çok belirleyici. Hükümet vergi gelirlerini, sermaye gelirleri üzerine yansıtacak bir vergi reformu içinde değil. Yani yine, kamuya ek gelir kaynakları olarak doğrudan KDV gibi, tüketim vergisi gibi dolaylı vergilerin yükünü ağırlaştırarak, kendileri açısından büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan özelleştirme programına hız verecekleri açık. Yani bu bütçe yine halkın, emekçilerin sırtına yükler getirecek. AKP'nin sosyal yönü ağır basan program söylemleri de tamamen boşa çıkıyor. Sermaye gelirlerini sürekli olarak vergilendirmekten kaçınan, yangından mal kaçırır gibi büyük kamu kurumlarını özelleştirme ile geçici bir ferahlık sağlamayı hedefleyen 2005 bütçesinin ne yoksullukla mücadele etmesi ne de gerçekci bir kamu hizmeti sunması beklenemez. Peki kaynak nereden yaratılabilir? Doğrudan piyasa dışı öğelerle, kreditörlerle oturup, bu borcun yeniden yapılandırılması gerekir. Aslında AKP'nin elinde çok güçlü bir koz var. 2003 yılında, 2004 için birikmiş olan borçlar, 2005'e 2006'ya ertelendi. IMF ile oturulup, 2005, 2006 yılı için 19 milyar dolarlık borç yükü 2007'ye ertelenebilir. Bu aşamada yeni vergi yasa tasarısı ile 2000'lerin nereden buldun yasası tekrar gündeme getirilip, vergi yasaları daha cesur bir şekilde uygulanabilir. Sürekli rafa kaldırılan, merkez bankası faiz indirimi konusunda telkin edilebilir. Bütün bunların ötesinde AKP gerçek anlamda öncelikle olarak kamu hizmeti üretmeye yönelik bir bütçe hazırlayabilir. AKP zaten şu anda, gerçek anlamda bir hükümet değil, IMF'nin yan kuruluşu gibi, bir idarecisi olarak çalışmakta. Sosyal yönü ağır basan bir ekonomik program nasıl hazırlanır? Her şeyden önce, çevre kapitalist ekonomisinin etkisi altında olduğumuz gerçeğini kabul etmek zorundayız. 1950-60'ların kalkınma iktisadına, ithal ikameci sanayi modeline dayalı, alım gücü yüksek bir orta sınıf, yüksek ücretlerle desteklenen bir kırsal kesimin bulunduğu bir ekonomik yapıyı tekrar yaratmak zor. Ancak sosyal politikalar üretilmesinden bahsediyorsak eğer, bunun ancak keskinleşmiş bir sınıf mücadelesi içerisinde gerçekleşmesi gerektiğini bilmemiz lazım. Şu an içinde bulunduğumuz koşullarda, sosyal programların bir iyi niyet sonucunda ortaya çıkması beklenemez. Doğrudan doğruya emekçilerin, diretmesi, dayatması ve kazanılan haklara sonuna kadar sahip çıkması becerisine bağlıdır. AKP Hükümeti ne kadar çoğunluğa sahip olursa olsun, kendi kendine böyle bir karar alması mümkün değil. Örgütlü mücadelenin kitle örgütlerinin, sendikaların hükümeti sıkıştırması şeklinde ancak sosyal politikalar hayata geçirilebilir. Emekçilerin üzerindeki dolaylı vergilerin halkın üzerinden alınıp, sermaye vergisi şekline dönüştürülmesi gerekir. Vergi sisteminin doğrudan doğruya kamu hizmetlerine yönelik olarak, faiz borç yükünün azaltılması yönünde politikalar üretilmeli. Ekonomik rakamlar iyi gösterilirken, işsizlik korkunç boyutlara varıyor... Türkiye'deki yüzde 12.4 büyümenin, sadece o değil, 1990'dan sonra ne zaman yüksek bir ekonomi büyüme ivmesi gösterse bunun kaynaklarının çok yapay olduğunu, konjektürel olarak yurt içi ve yurt dışındaki finansal çoşkuya dayalı olduğunu gördük. Türkiye'de 2004'ün ilk çeyreğinde yaşanan hızlı büyümenin nedeni şu, uluslararası finans sektöründeki döviz bolluğu, döviz kurunu ucuzlatırken, dayanıklı tüketim malı ithalatına ve makina techizat yatırımlarına, ara malı girdi ithalatının ucuz olarak sürdürülmesine yol açıyor. 2000 yazında olan bu durum, 2004 yazında da tekrarlanıyor. Biz buna yeni lale devri diyoruz. Girdi ve yatırım, tüketim mallarının ithalatına dayanıyor. Bir yandan yurt dışından gelen ucuz girdiler, çok büyük bir iktisadi değer yaratmadan yurt dışına çıkıyor. İşte tüm bunlar yapay bir büyümeye neden olurken, düşük katma değer, düşük emek ücretleri kullanan dar bir istihdam yaratıyor. İmalat sanayinde binde 6'lık bir istihdam artışı getiriyor. Türkiye genelinde de işsizliğin korunduğunu görüyoruz. Ancak dar çerçeveli gözlükler bunu göremiyor. Geleneksel gıda sektörü, kumaş, deri sanayi gibi sektörlerde işsizliğin arttığını görüyoruz. Örneğin inşaat sektörü çok istihdam yaratan bir sektör olmasına rağmen, 2004'ün ilk çeyreğinde çok cılız bir canlanma yaşadı, tarım sektörü 2003'deki daralma üzerine 2004'de de daralmasına devam ediyor. Geleneksel olarak istihdam yaratan sektörlerde bir büyüme olmadığı göze çarpıyor. Biz bu büyümeyi istihdam yaratmayan bir büyüme olarak değerlendiriyoruz.

ÖNCEKİ HABER

5 göçmen boğuldu

SONRAKİ HABER

Ege Üniversitesinde iş kazaları alarm veriyor: 1 yılda 39 iş kazası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa