28 Temmuz 2004 01:00

Hüseyin Baradan, çekildi aradan

Yazar dostum Erdoğan Tokmakçıoğlu'nun ünlenmiş bazı sözleri vardı. "Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar", "Gülhane Parkı'ndayım, her şeyin farkındayım" gibilerden.

Paylaş
Yazar dostum Erdoğan Tokmakçıoğlu'nun ünlenmiş bazı sözleri vardı. "Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar", "Gülhane Parkı'ndayım, her şeyin farkındayım" gibilerden. Sanırım bunlardan biri de, "Hüseyin Baradan, çekil aradan"dı. Bundan bir süre önce, Hüseyin Baradan, 72 yaşında çekildi aradan, aramızdan. 1950'lerin sonlarında, 1960'ların başlarında neredeyse hemen her filmde bir "kötü adam"a gereksinim vardı. Rol dağıtımında ilk akla gelen isimler Ahmet Tarık Tekçe, Senih Orkan, Öztürk Serengil ve Hüseyin Baradan'dı. Dördü de bıyıklı olan bu oyunculara, yılda en az 30'ar film düşerdi. Yani ayda 2.5 film...

Gazeteci Baradan Çalışma yaşamına foto muhabirliğiyle başlamıştı, İzmir'de. Yaşamının son yıllarında yine fotoğrafçılığa dönmüştü. Lise yıllarında başlamıştı foto muhabirliğine. Sayılamayacak kadar çok armağan almıştı, gazeteciliğiyle. Aralıksız 10 yıl İzmir'in büyük bir gazetesinde çalışan Baradan, ilk ödülünü, İzmir yolcu gemisinin limanda batışıyla ilgili fotoğrafıyla almıştı. 7 poz çekmişti, İzmir gemisi yavaş yavaş batarken... Bir başka ödül de, 1 Nisan günü gazetede yayımladığı, İzmir'in simgesi Saat Kulesi'nin yıkılışıyla ilgili bir fotomontajdı. Ödemiş'le Tire arasında bir marşandizle Afyon yolcu treninin çarpışmasının fotoğrafı da ona ödül kazandırmıştı... Çocuk Esirgeme Kurumu'na yardım için pul bastırılacakmış, bin lira da ödülü var. Atlamış, gitmiş bir plaja, iki çocuğun resmini çekmiş. Pula basılmış. Evinde büyütülmüş bir resmi vardı, pulun...

Kraliçe Süreyya'nın bacakları Bir anısını şöyle anlatmıştı Baradan: "Bir gün Kraliçe Süreyya, (O zaman kraliçeydi), İzmir'e geldi. Ben de onun resimlerini çektim. Birden yanıma iki kişi geldi. Kartlarını çıkartıp, gösterdiler. Siyasi polislermiş. Koluma girip, bir otomobile soktular. Ağzımı açıp, bir şey soruyordum. Havaalanına gittik. Uçağa bindik. Ankara'ya indiğimiz zaman, bir binaya soktular. Makinemden aldıkları filmi banyo ettikten sonra, 'Hadi güle güle' dediler. İşte o sırada patladım. Suçumun ne olduğunu sordum, gazeteme fotoğrafları yetiştirmemin gerektiğini söyledim. Nedenini öğrendim, biri benim Kraliçe Süreyya'nın bacaklarının resmini çektiğimi söylemiş. Bakmışlar ki filmde bu yok, bana geri vermişler. Sonra beni uçakla gönderdiler İzmir'e, ben de gazeteye yetiştirdim fotoğrafları." Eskiden polisimiz hem görevini yapar, hem de yasalara saygılı olurmuş. Şimdi öyle mi ya, önce gazeteci coplanır, sonra makinesi kırılır, film haşat edilir, arkasından olay kapatılır. Sevgili Metin Göktepe geliyor gözlerimin önüne. Bir şey söylemek istemiyorum. Anlayan anlar ne düşündüğümü...

Ve Baradan sinemada İzmir'de "Kadın Asla Unutmaz" filmi çevrilirken, Mösyö Yuvakim, "Gel İstanbul'a, filmlerde oyna" diye önermiş. İyi de para var. Ve H. Baradan 1954'te "Feleğin Sillesi" adlı filmle yeni yaşamına başlamış. Filmler arkası arkasına geliyordu: "Tatlı Günah", "Dağlar Bulutlu Efem", "Yumurcak Faka Basmaz", "Bir Milyonluk Macera", "Gönülden Gönüle" ve diğerleri... En sevdiği rolü de, "Sevimli Haydut"taki Çulsuz Salih'miş. "Rollerimden çok memnunum. Ama bir filmde bir sirk palyaçosunu canlandırmak istiyorum. Böyle bir senaryo okursam, gözümü kırpmadan kabul edeceğim. Başaracağımı sanıyorum" diyordu.

Senih Oran İkisi de aynı gün, aynı saatlerde, birbirine altı-yedi yüz metre uzaklıktaki iki ayrı platoda çalışıyordı. Ve büyük bir rastlantı(!) sonucu Hüseyin Baradan da, Senih Orkan da rahatsızlanıyorlar ve yönetmene, "Bugünkü çekimleri erteleyelim" diyerek izin istiyorlardı. Yine rastlantı(!) sonucu Taksim'de buluştular. Taksim Parkı'nda çocukları vardı. Önce onlarla top oynadılar. Temiz hava, birinin baş ağrısını, ötekinin de sırt ağrısını iyileştirmişti. Akla gelen her şeyi yaptılar. Bir çocuğun trotinetini alıp, bindiler. Çocuklar zevk içinde, sadece sinema perdesinde gördükleri bu ünlülerle bir aradaydılar. Sonra temizlik işçisinin süpürgesini ve çöp arabasını alıp, parkın o bölümünü temizlemeye başlamışlardı. Çocuklar mutluluk içindeydi. Sonra yine çocuklarla birlikte bir turşucudan turşu suyu içmişlerdi. Turşucu da mutluydu, iyi satış yaptığından. En sonunda bir tartıcıda tartıldılar. İkisi birden çıktı teraziye. Tam 150 kiloyu göstermişti ibre. Hüseyin Baradan, Senih Orkan'a, "Yahu Senih, ikimiz ancak bir Necdet Tosun ediyoruz" dedi. Gırgır, şamatayla geçmişti birkaç saat. Çocuklar da mutluydu, Orkan'la Baradan da. Önce hastalanmışlar(!), sonra buluşmuşlar, gezmişler ve eğlenmişlerdi çocuklarla birlikte...

ÖNCEKİ HABER

Demiryolcular için balad

SONRAKİ HABER

Türkiye ile Mısır arasındaki ticarette rekor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa