28 Temmuz 2004 01:00

Ekranda faciayı savundu

Başbakan Tayyip Erdoğan İran'a gitmeden önce yaptığı 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında tren faciasındaki sorumlulukları bulunmadığını savundu. Çıkardıkları yasalarla Türkiye'yi şaha kaldırdıklarını ileri sürdü.

Paylaş
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 38 kişinin yaşamına malolan, 'hızlandırılmış tren' faciasını savunmaya devam ediyor. Dün, TV kanallarından "Ulusa Sesleniş" konuşması yapan Erdoğan, projenin uzmanların görüşleri alınmak suretiyle, teknik ekiplerin raporları doğrultusunda yapıldığını, bütün altyapı çalışmalarının tamamlandığını iddia etti. Demiryollarındaki rehabilitasyon çalışmalarının bundan sonra da süreceğini kaydeden Erdoğan, teknik ekiplerin çalışmaları doğrultusunda kazanın gerçek nedenini tüm kamuoyunun yakında öğreneceğini söyledi. Başta Prof. Aydın Erel olmak üzere çok sayıda uzman, kazadan önce, 1800'lerde inşa edilen teknik altyapının hızlandırılmış tren seferlerine uygun olmadığı uyarısında bulunmuş, seferlerin derhal durdurulmasını talep etmişlerdi. Ancak bu uyarılar, başta TCDD Müdürlüğü olmak üzere hükümet kanadından tepki toplamış, seferlerin herhangi bir riski olmadığı açıklanmıştı.

Yasalarla övündü Konuşmasının ikinci bölümünde, milletvekillerinin dahi neyi oyladıklarını bilmeden, gece yarılarına kadar çalıştırılan TBMM'de 'el kaldır indir' yöntemiyle çıkarttıkları yasaları 'övünç' kaynağı olarak sunan Başbakan Erdoğan, her alanda 'büyük atağa' kalktıklarını öne sürdü. Bu yasama yılında 261 yasa çıkardıklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu, "Bu rakam çok partili sisteme geçilen 1946 yılından bu yana, bir yasama döneminde çıkarılmış en yüksek rakamdır. Hükümetimiz, iki yasama yılında toplam olarak 460 kanun çıkardı, ki bu da ayrı bir rekordur. Çoğu kez sabahlara kadar süren çalışmalarda, milletvekillerimiz yılmadan, yorulmadan ülkemizin geleceğini etkileyecek bu kanunların çıkmasını sağladılar."

Ekonomi iyiymiş! Erdoğan, ekonomik programın, cesaret, kararlılık ve disiplinle uygulandığını ve uygulanmaya devam edeceğini bildirerek şu iddialarda bulundu, "Ekonomi, durağanlıktan kurtulmuş, değişimi yakalamış, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almayı önüne bir hedef olarak koymuştur. Enflasyon belası tamamen kontrol altına alınmıştır. Ekonomik krizler nedeniyle kredi borçlarını ödeyemeyen çiftçilerimizin borçları yeniden yapılandırılmıştır."


Hükümet 'kale gibi'ymiş... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Kale gibi sağlam bir iktidar var, bunu unutmayınız" diye konuştu. Çanakkale'nin Çan İlçesi'nde, Kale Grubu şirketlerinin 47. kuruluş yıldönümü törenlerine katılan Erdoğan, yaptığı konuşmada, pembe tablolar çizdi. Bazı çevrelerin, "zamlar devam ediyor" dediğini anımsatan Erdoğan zamların petrol fiyatlarının olağandışı artışından kaynaklandığını iddia etti. Konuşmasında, AB'nin önemine de değinen Erdoğan, şöyle konuştu, "Güçlü Türkiye inşallah 17 Aralık 2004'den sonra yeni bir süreci yaşayacaktır" dedi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Muş'ta su zehir akıyor Muş Belediye Başkanı Necmettin Dede, 400'e yakın evin ve 1 okulun içme suyuna kanalizasyon suyu karıştığını söyledi. Muş Sağlık Müdürü Kenan Polat da kent merkezi suyunun yüzde 80-90'ının mikroplu olduğunu bildirdi. Belediye Başkanı Dede, il merkezindeki kanalizasyon sularıyla içme suyunun birbirine karıştığını belirterek, halk sağlığının tehlikede olduğunu ifade etti. Yaklaşık 700 öğrencinin eğitim gördüğü Cumhuriyet İlköğretim Okulu ile 400'e yakın evin içme suyuna kanalizasyon suyu karıştığını belirten Dede, kanalizasyonun açıktan akması ve sıcak hava nedeniyle şehir merkezine de pis koku yayıldığını söyledi. Dede, "İlimizin kanalizasyon şebekesi 1978 yıllarında yapılmış. Günün şartlarına göre 26 yıl önce yapılan şebeke, ihtiyaca cevap veremez halde. Birçok içme suyu borusu, kanalizasyon sularının içinden geçiyor. İçme suyu borularının eski oluşu da kanalizasyon sularının içme suyuna karışmasına neden oluyor" dedi.

Atık su projesi Sorunun çözümü için kanalizasyon ve atık su projesi hazırladıklarını belirten Dede, 10 trilyon 500 milyar liralık projenin tamamlanması halinde, ilin 2050 yılına kadar altyapı ve içme suyu sorununun çözüleceğini bildirdi. Belediyenin imkânlarıyla altyapı sorununun çözülemeyeceğini vurgulayan Dede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a konuyu ileterek, sorunun çözümü için destek isteyeceğini kaydetti. Dede, kanalizasyon ve atık su projesinin yapılamaması halinde, Cumhuriyet İlköğretim Okulu ile 400'e yakın evin içme suyu ihtiyacının itfaiye araçlarıyla karşılanacağını sözlerine ekledi. 68 bin nüfuslu Muş'taki 13 mahalleden 10'unun içme suyunun mikroplu olduğu öğrenildi.

Tahlillerden mikrop çıktı Muş Sağlık Müdürü Kenan Polat, şehir merkezinin yüzde 80 ila 90'ına yakın bölümündeki içme suyunun mikroplu olduğunu söyledi. İl genelinde yapılan içme suyu tahlillerinde suların mikroplu olduğunun tespit edildiğini belirten Polat, şöyle konuştu: "Halk sağlığını doğrudan etkileyen içme suyunun kirli olduğu tespit edildi. Yıllardır yapılan tahlillerde, sulara mikrop karıştığı belirleniyor. Konuyu, valilik kanalıyla belediyelere defalarca ilettik. Vatandaşlara temiz içme suyu sağlanması için çalışma yapılmalıdır." Polat, içme suyu numunelerinin periyodik olarak alınıp tahlil edildiğini de kaydetti.


Çocukların göl keyfi! Batman'ın Kozluk ilçesinde sıcaklıkların artmasıyla birlikte serinleyecek yer arayışına giren çocuklar, Beravê Deresi'ne taşlarla set çekerek oluşturdukları 'göl'de yüzmenin keyfini çıkarıyorlar. Sıcaklıkların artmasıyla birlikte serinlemek isteyen çocuklar, Beravê Deresi'nin akış yönü üzerinde taşlarla yaklaşık 1.5 metrelik set ördü. Suyun akış hızını bu şekilde azaltan çocuklar, rahatlıkla yüzebilecekleri bir alan oluşturdular. Bunaltıcı yaz sıcağında serinleyecek alan oluşturan çocuklar, boğulma tehlikesinin olmadığı bir alanda yüzmenin keyfini çıkarıyorlar. (Fotoğraf: DİHA)

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Hak ihlali kanunlaştırılıyorSerpil Savumlu 19 Aralık katliamının ardından F tipi cezaevlerine götürülerek tek kişilik hücrelere konulan siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik hak ihlalleri artarak devam ediyor. Keyfi bahanelerle disiplin cezalarına çarptırılarak her türlü haktan mahrum bırakılan, diğer mahpus arkadaşlarıyla bir araya gelmeleri engellenen tutuklular şimdi de 'Yeni Ceza İnfaz Yasa Tasarısı' tehdidi ile karşı karşıyalar. F tipi cezaevlerindeki süreci ve AKP Hükümeti'nin gündeme getirdiği yasa tasarısını gazetemize değerlendiren İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Ümit Efe, 19 Aralık katliamından sonra cezaevlerinde bitmek bilmeyen kanlı bir sürecin yaşandığına dikkat çekerek, yürürlüğe konulan uygulamaların 'ölüm' anlamına geldiğini ifade etti. Genelgeler ve brifinglerle cezaevlerindeki baskıcı uygulamaların 'rutin' hale getirildiğini kaydeden Efe, F tipi cezaevlerini ve Yeni Ceza İnfaz Yasa Tasarısı'nın mahpuslara olası etkilerini gazetemize değerlendirdi. F tipi cezaevlerinin açılmasından sonraki süreci değerlendirir misiniz? F tipi cezaevleri, 'reform' adı altında ABD'den örnek alınarak 2000 yılında hayata geçirildi. Türkiye tarihine bu süreç kanla geçti. 114 kişi yaşamını yitiridi. Hapishaneler yakılıp yıkılırken, aslında mahpusların 'kazanımları' yıkılıyordu. 19 Aralık insanların sadece katledildiği bir tarih değil, cezaevlerinde daha uzun, daha kanlı bir sürecin başlangıcıydı. Cezaevleri bu süreçte karşımıza bir işkence konsepti olarak ortaya çıktı. Bu dönemi tecrit ve yalnızlaştırma şeklinde özetleyebiliriz. Cezaevine ilk mahkûmlar alındığında altyapı tamamlanmamıştı bile. Soğuk kış aylarında mahkûmlar işkence edilerek ısıtma sistemi olmayan hücrelere atıldı. Mahkûmlar hücrelerde çıplak bırakılmışlardı. Daha sonraki süreçte de işkenceler devam etti ve hâlâ da devam ediyor. Yeni İnfaz Yasa Tasarısı ne tür sonuçlar doğuracak? Yeni İnfaz Yasa Tasarısı'nın uzun vadeli bir plan olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bu süreci hayata geçirmek için ciddi bir nabız yoklaması yaptılar. Halkın refleksini tarttılar. Birifingler, genelgeler yayınlayarak insanları bu sürece hazırlamaya çalıştılar. Bu şidddet uygulamaları tarihte ayakları zor sökülecek uygulamaları getiriyor. Tasarı içinde faşizan bir yapı barındırıyor. Bu tasarı yasalaşırsa insanın varoluşu ile ilgili tüm kazanımlar sıfırlanacak. Tasarı ile işkenceci politikalar kanun hükmü haline gelecek. 'Halk tasarı hakkında yeterli bilgiye sahiptir' diyebilir miyiz? Toplum tasarıyı yanlış ve eksik tartışıyor. Tasarıyı sadece tek tip elbise uygulaması ile ele alıyor. Ancak tasarı tümüyle tecrit ve kişiliksizleştirme anlamına geliyor. Mahpusun mahpusla, mahpusun avukatla, avukatın mahpusla ilişkisi hatta oturması, kalkması, konuşması kanun hükmü ile belirleniyor. Tasarıda inkârcı ve imhacı anlayışın en ciddi şekilde içselleştirilmesi ve kanunun hükmü ile ifade edilmesi mevcut. Bizim İHD olarak bu konuda kampanyalarımız ve yıllardan beri sürdürdüğümüz çalışmalarımız var. Sizce mahkûmların F tipi koşullarıyla çalıştırılmaları mümkün mü? Türkiye cezaevleri modelinde Amerikan cezaevi sistemi örnek alınıyor. Zorla çalıştırma ile özel sektörün cezaevlerine girmesi ve "sektörel cezaevleri" oluşturulmak isteniyor. Sistem cezaevlerini rant alanları olarak tesis etmeye hazırlanıyor. Cezaevlerinde siz bir sayısınızdır. Cezaevinden çıkarken sayı olarak çıkmış olursunuz. "Bu insan nasıl cezaevinde bu şekilde yaşayabilir" diye düşünürken "nasıl çalışabilir" bunu anlamak çok zor. Bırakın çalışmayı insanlar pantolonlarını çekecek durumda değiller. Birçoğu yardım alarak yaşamlarını sürdürüyolar. Çocuk gibi olan mahkûmlar var. Örneğin Serkan Erdoğdu. Serkan, 2000 yılında ve ölüm orucunda olduğunu sanıyor ve ölüm orucuna devam ediyor. Mahpuslar posaları çıkarılana değin kullanılmak istenmektedirler. İHD olarak talepleriniz neler? Hapishane ve hapsetme mantığından vazgeçilmesini istiyoruz. Tabi bu istek şu dönemde ütopik gelebilir. Öncelikli olarak ölümler durdurulmalıdır. Mahpuslar için daha insani koşullar oluşturulmaladır. Faşizan yasalar geri çekilmelidir. Biz bu yasa tasarısının geçmemesi için elimizden geleni yapacağız. Bu yasalar geçerse bu hapishanelerden daha çok kan akacak.


KANSER VE VEREM ARTTI Yıllardır tecrit altında tutulan mahpuslar arasında en çok rastlanan hastalıklar nelerdir? Cezaevlerinde ölümü bekleyen mahpuslar var. Mahpuslar arasında kanser ve tüberküloz türü hastalıklarda büyük artış görülüyor. Bu dönemde intihar oranlarının da yükseldiğini söyleyebiliriz. Ciddi oranda intihar ve delirme vakaları var. Hücrede kalan mahpuslarda en fazla 6 ay sonra psikolojik rahatsızlıklara rastlanıyor. Cezaevlerinde halüsünasyonlar gören ve olmayan kişilerin kendisine ölmesini emrettiğini söyleyen mahpuslar var. Tamamıyla yalnızlaştırılmış bir ortamda sağlıklı ve dengeli kalabilmenin savaşını veriyorlar. Kapalı kapılar arkasında bizim bilmediğimiz birçok olayın olduğunu düşünüyoruz. Örneğin bazı mahpuslar epilepsi geçirdiği halde fark edilemiyebiliyor.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Depremzedelerden 60 bin imza Kooperatif kurarak, konutlarını kendileri yapmak isteyen Düzceli deprem
ÖNCEKİ HABER

THY eleştirileri 'insafsız' buldu

SONRAKİ HABER

KHK ile ihraç edilen kanser hastası Haluk Savaş, pasaportunu aldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa