24 Temmuz 2004 01:00

Sorun etme sahip çık!

Karşımdaki kızın gözleri masmavi. Su gibi. Yanında erkek çocuğunun kirpikleri gölgeliyor yanaklarını. Bir arkadaki başını eğmiş, saçlarının kara bukleleri çarpıyor gözüme.

Paylaş
Karşımdaki kızın gözleri masmavi. Su gibi. Yanında erkek çocuğunun kirpikleri gölgeliyor yanaklarını. Bir arkadaki başını eğmiş, saçlarının kara bukleleri çarpıyor gözüme. Yanındakinin saçları üç numara ama tutuşmuş sanki alev alev . Cıvıl cıvıl bir çocuk kalabalığı ama cıvıldamalarını yanlarındaki anaları ablaları engelliyor gibi. Küçükleri öne, aileleri arkaya oturmaları için bir çağrı yapıyorum. Küçükler biraz özgür olsunlar. Arka duvardaki renk renk çocuk resimleri, raftaki çamur oyuncaklar salona bir okul havası veriyor.

Şiir nedir çocuklar? Temmuz sıcağına karşın salonu dolduranlara teşekkürle başlamam gerekir belki ama ben hemen soruyla başlıyorum "Şiir nedir biliyor musunuz çocuklar?" Çoğu yeni bir sınıfa geçip yeni bir öğretmenle karşılaşmanın tedirginliğinde sanki. Sonra şiirin bir duygu anlatma yolu olduğunu söylüyorum. Öfkeyi, sevinci, sevgiyi, dargınlığı, acıyı... Pek şaşmıyorlar. Ama onlara yüreğimde "ağaca çıkmak, uçurtma uçurtmak, dereye taş atmak isteyen bir iki çocuk olduğunu, bu çocukların da arada bir kavga ettiklerini " söyleyince gülümseyiveriyorlar. Biraz şiir dinliyoruz, örnekleri gönüllüler okuyor. Sonra tanışmaya başlıyoruz, nasılsa hava ısındı, aramızda yadırgamanın, misafirliğin buzları yok. Eridi. Çocuklar sırayla adlarını, doğdukları şehri , eğer bu şehir İstanbulsa ailelerinin geldiği şehri söylüyorlar: Tunceli, Ordu, Kahramanmaraş, Çorum, Çankırı, Mardin, Kars... Hemdem, Zozan, Fatma, Berkan, Helin .... Sonra sıra doğdukları ya da ailelerinin geldiği şehri görüp görmedikleri, hatırlayıp hatırlamadıkları, oralarda neyi özlediklerine geldi. Çocuklar bir cümleyle, bir sözcükle koca bir şehri , bir yöreyi anlatıveriyorlar. Kimisi için " Ordu'yu yeşil anlatır", kimisi için "Mardin taştan bir şehir". "Tunceli'yi Munzur'la hatırlıyorum" diyen de var. "Kahraman Maraş benim için dedemle ninem" diyen de. "Kars'ta peynir yapanları hatırlıyorum, o peynirler çok çeşitli " diyen de. Şehri boya kalemiyle çizer gibi "Bir tepe var tepenin dibinden asfalt yol geçiyor" diye anlatıveren de. Ben onlara doğdukları şehrin ünlü yazarlarını anımsatıyorum. Parasız devlet okullarında, köy enstitülerinde okuyarak yoksunluğu yenenleri : Ümit Kaftancıoğlu'nu, Dursun Akçam'ı. Mardin denince Murathan Mungan'ı anımsamaları gerektiğini.. Başak Kültür ve Sanat Vakfı'nın salonundayız. "Dar gelirli, yoksul, yoksun çocuk ve gençlerin sanatsal yeteneklerini açığa çıkarmak, teşvik etmek, geliştirmek, desteklemek, kişilik gelişimlerinin önündeki engelleri aşmasını sağlamak, gençleri sağlıklı bireyler olarak üretime yönlendirmek, kültür ve sanat alanında çalışmalar yürütmelerine, bilimsel inceleme ve araştırma yapmalarına olanak sağlamak" amacıyla kurulmuş bir vakıf Başak Vakfı.

Bir yaşına girecek 26 Ağustos 2004'te saat 18.00-22.00 arasında kuruluş yıldönümünü Kadıköy Evlendirme Dairesi Kokteyl salonlarında kutlayacak. Etkinlikleri arasında bilinç yükseltme çalışmaları, psikolojik destek, tiyatro, resim, seramik, origami (kağıt katlama) folklor ve okuma yazma kursları var. Şu anda yararlanan çocuk ve genç sayısı 200. Bu iki yüz kişi alan çalışmalarıyla, aile ziyaretleriyle saptanıyor. Vakfın şu anda çalışma yürüttüğü alan Anadolu yakasındaki Kadıköy ,Üsküdar, Ümraniye, Maltepe, Beykoz, Pendik , Tuzla, Sultanbeyli ve Kartal ilçeleri. Vakfın verebildiği eğitim bursu yalnızca 10 çocuğa yetiyor. Bu sayıyı yükseltmek bizim göstereceğimiz duyarlılığa bağlı. Küçük bir delikanlı, Berkan saz çalıp türkü söylüyor. Yöresel sözcüklere, kültürlerin dillerin dünyasına geçiveriyoruz bir anda. Ordulunun üç yeşil fındığın yan yana oluşunun" çotanak" diye adlandırılışını anlatmasına Tuncelilinin "çavreşe"nin karagözlü anlamına geldiğini açıklaması eklendi. Söze büyükler de katılınca fındıkların bu yıl kar yüzünden yandığını konuştuk... Özlediğimiz köylere gidemeyiş. Sonra okula gidemeyenler, cezaevlerindeki babalar... Yoksulluk yüzünden dönülemeyen köyler. Üzüntülerimizi paylaşıyoruz, bu acıları elele yenmeyi karalaştırıyoruz... Sonra hüznü dağıtmak için fıkralar, tekerlemeler söylüyoruz. Bu çocuklar iç göç çocukları daha çok. Aralarında bir de dış göç çocuğu var, Almanya'dan geri dönmüşler, Türkçeyi anlasa da konuşamıyor. Göçün sarsıntılarını sanat yoluyla yenmelerinde bir parça payım olsun istiyorum bugün. Bir başka gün daha gelmek için söz veriyorum. O zaman da öykülere uzanırız belki Adnan Özyalçıner'le. Belki de çocuklar bize masal anlatırlar bugün anlattıkları fıkralar , sordukları bilmeceler gibi.

SES ÇIK Başak Kültür ve Sanat Vakfı'nın "Sorun Etme Sahip Çık" (SES ÇIK) projesi herkesin katkıda bulunabileceği bir proje bence. Avrupa Birliği'nin desteği yetmez, biz bu tür proje ve vakıfları çoğaltmalıyız. Devlet sahip çıkana kadar çocuklarımıza sahip çıkmalıyız.

(İlgilenenler için ulaşım adresleri:[email protected] www.basaksanatvakfi.org- tel&faksL(0216)420 49 68- 540 24 62)

ÖNCEKİ HABER

TEBAİ PRENSESİ ANTİGONE

SONRAKİ HABER

Artı Gerçek: Açlık grevlerine dair olumlu gelişmeler yaşanabilir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa