Waldo ile Henry ile nereye?

Benim için öldüğünü söylediğim bir kişiyi neden mi anıyorum? Sesini yeniden yükseltti de ondan. Vatan Kitap'ta Kürşad Oğuz'la yeni kitabı "Henry Sen Neden Burdasın" üzerine bir konuşma yaptı.

İsmet Özel, benim için çoktan ölmüş bir tanıdıktı. 1993'te, dünya görüşünü paylaştığını söylediği İslamcı ve şeriatçı çevrenin bile cesaret edemediği bir biçimde acılarımızla alay edip, "Sıvas'ta kendinizi güvende hissetmek için Sırp uçaklarını mı bekliyordunuz?" cümlesiyle hakaret ettiğinde yok olmuştu benim için. Pek çok kişi için de... Yüzümüze tükürdüğünde şükretmemizi bekliyordu belki... Ama beklediği olmadı. Dünya görüşünü değiştirdiği zaman tepki göstermeyenler bile kesti selamı sabahı. Söylediklerini tartışmaya kalkışan da olmadı. Öldürülen arkadaşlarımızın anısını çiğnetecek kadar onursuz değildik. Dünya görüşünü değiştirebilirdi, umursamazdık... İnançlarımızdan, ki bir süre önce onun da inançlarıydı, söz ederdi, eleştirirdi... Kendi bilirdi. Ama bir katliamı alkışlamak, insana yakışmazdı ki, şaire yakışsın. İnsanlığından soyunanı da tanımak zorunda değildik. Anlamamış.

Bunca dönene... Ölüleri iyilikle anmamız istenir ama her ölüyü değil. Onu anarken, günahkârlar, zalimler için kullandığımız deyimi kullanıyordum "Toprağı duymasın, depreşmesin". Neme lazım hortlar falan da... Yetmemiş demek. Yeniden değiştirdi inancını. Neye inanıyordu artık belli değildi. Soldan dönmüştü, Müslümanların ikiyüzlü olduğunu söylüyordu. Yeni Dünya Düzeni kalmıştı ortada ya da Yeni Liberalizm ama onlar bunca dönene meraklı değildiler demek... Aldırmadılar, pazarlık yolu kalmamış olmalı, gidecek, sapacak yolları bitirmişti.

Düşman bile değil Peki benim için öldüğünü söylediğim bir kişiyi neden mi anıyorum? Sesini yeniden yükseltti de ondan. Vatan Kitap'ta Kürşad Oğuz'la yeni kitabı "Henry Sen Neden Burdasın" üzerine bir konuşma yaptı. "Her çevreden düşmanlarını rahatsız etmek için." Oysa o söylediği insanlar artık onu "düşman bile" saymıyorlar... Bu konuşmanın hedefi Türk edebiyatının tüm değerleri, okuru yazarıyla memleketimin insanları, sosyalizm (ve İslam) için hiç değilse kafa yoranlar. "Kendisi ve kendi ısrarlı okuyucuları" dışındaki herkes. Biliyorum onun derdi "gündeme gelmek." İstediği de olacak böylece. Ama şu hezeyanlara sussam gönül razı değil (söylesem faydası yok o da başka): "Türkiye'deki insanlar Çingene bile değiller. Çünkü Çingeneler çok şahsiyetlerine düşkün insanlardır." "Eğer siyasetçi ve sanatçı, temas kurduğu insanı üstüne işenebilir biri olarak görüyorsa orada ne sanat ne siyaset yapılır". "Türkiye'de okurların üstüne işiyorlar yani" diye soruyor Kürşad Oğuz. "Evet onlar da yağmur yağıyor sanıyorlar". "Bana hiç kimse, sosyalist olarak da Türkiye'nin sosyalist bir dönüşüme ya da İslami bir dönüşüme uğraması için yapılan işlerde yan çizdi diyemez. Tersine, özellikle benim yaşıtlarım (60 yaş S.S.) Türkiye'nin sosyalist bir dönüşüm yaşaması için gerekli işlerden kaytardılar. Aynı şey İslamcılar için haydi haydi geçerli." "Türk dediğim zaman ırki bir birimi işaret etmiyorum, dini bir anlam yüklüyorum. Ona soruyorum, Türk müsün, gâvur musun? Türk'üm diyorsa Müslüman olduğunu anlıyorum. Türk'üm ama Müslüman değilim diyorsa, o adamı gözaltına almak lazım" ('Ama "Türklerin toplum oluşturduğu yerlerde muhafazakâr kesim hiç doğmadı" da diyorsunuz' diyor K. Oğuz). "Evet. Türkler hep ağzı açık ayran delisi rolünü severler. Yalaka yalaka dolaşırlar. Ne gördülerse inanırlar. Hayatlarında bir kere Müslüman olmak gibi bir şans geçmiş ellerine." "Türkiye'de (...) insanlar kendi hayatlarına ilişkin bir açılımı temin etmek gayesiyle değil, bir şeyden geri kalmamak için okur durumdalar". "Yazmak işinin (gülüyor) altından kalkabilen kişi olduğunu sanmıyorum Türkiye'de". İsmet Özel, "Türk basınında ve edebiyat dergilerinde , hiçbirinde tık yok"ken de "çatır çatır satan, satır satır okunan" bir şair olduğunu söylüyor. İşte bu yüzden söyleşinin bu bölümü ilginç: "- Okunmaya değer yazar olmadığını söylediniz. Bunu söylemek için bile onları okuyor olmak gerekmez mi? - Böyle şeyler çok önemlidir. Müzikte ve edebiyatta ağzınızın tadını bozmayacaksınız. - Ama bilmiyorsunuz ki nasıl olduğunu... - Ya bozarsa? Bu böyle bir şey ki kussanız bile faydası yok. Bir kere o tadı aldınız mı çok kötü. Onun için minibüslerde arabesk çalınmasını istemiyoruz, istemediğimiz şey kulağımıza gelebiliyor. Belli bir doğrultuyu edebiyatla, düşünceyle ilgilendiğim günden beri terk etmedim. Dolayısıyla merak için, millet almış diye bulaşmam öyle şeylere. İyi kötü kendimi eğitmiş bir insanım, neleri seçeceğimi bilirim."

Özel'in imanı kime? Bana kalırsa konuşmadan örnekleri çoğaltmanın fazla gereği yok. Oğuz Atay'ın romanlarını "boyama kitabı" sayıp onun yazarlığını Belgin Doruk'un aktrisliğine ölçüştüren (ikisi de yarışmadan geldiği için), Tanpınar'dan söz edilirken önce küçümseyen sonra "neyin geçerli olduğuna dikkat eden" sözüyle suçlayan, çok satar kitaplarla Roma'daki genelev kurallarını karşılaştıran bir konuşmayı ciddiye almamak gerek. Hele konuşan gazeteci de "şiirlerimin tamamı aşkla yazılmıştır.(...) Bu da fizik ve metafizik bir şey.(...) bu bütünle olan ilişkimiz söz konusuysa aşk mutlaka işin içindedir" sözünü , dönüp dolaştırıp "Orgazmdan bahsediyoruz"a bağlıyorsa! İsmet Özel "esrarlı ve mistik bir hava yaratma ustalığıyla" şiirini kurmuştu. Dünya görüşünün değişmesiyle şiirinde değişen bir şey de olmamıştı. Onun şiiri hep bir iman şiiriydi çünkü. Ama anlaşılıyor ki onun iman ettiği kendiymiş yalnızca!
İsmet Özel'den inciler!
  • "Türk'üm diyorsa Müslüman olduğunu anlıyorum. Türk'üm ama Müslüman değilim diyorsa, o adamı gözaltına almak lazım"
  • "Türkler hep ağzı açık ayran delisi rolünü severler. Yalaka yalaka dolaşırlar. Ne gördülerse inanırlar. Hayatlarında bir kere Müslüman olmak gibi bir şans geçmiş ellerine."

  • "Eğer siyasetçi ve sanatçı, temas kurduğu insanı üstüne işenebilir biri olarak görüyorsa orada ne sanat ne siyaset yapılır". "Türkiye'de okurların üstüne işiyorlar yani" sorusuna da "Evet onlar da yağmur yağıyor sanıyorlar!

    www.evrensel.net