19 Temmuz 2004 01:00

Bir Vedat Hoca'mız vardı...

Artık ansiklopedilerde, yazarlar sözlüklerinde "Doğumu 1911, ölümü 2004" diye başlayacak, "Vedat Günyol" maddesi. Bundan böyle maddelerde yaşayacak Vedat Ağabey, kitaplarında, dostlarının, öğrencilerinin belleklerinde yaşayacak.

Paylaş
Artık ansiklopedilerde, yazarlar sözlüklerinde "Doğumu 1911, ölümü 2004" diye başlayacak, "Vedat Günyol" maddesi. Bundan böyle maddelerde yaşayacak Vedat Ağabey, kitaplarında, dostlarının, öğrencilerinin belleklerinde yaşayacak. Bir süre "Vedat Günyol üzerine" ya da benzeri başlıklar yazılacak, sonra "Unutkanlık" alanında dünya rekoru kıran (17 günde unutuyormuşuz, biz Türkiye'liler) yurttaşlarım onu da unutacak... Unuttuğumuz nice değerler var ki, onların adlarını bir sıralamaya kalksam, gazetemizin tüm sütunlarını doldururum. Birkaç dostunun dışında kim bugün bir Zihni Anadol'un, bir Asım Bezirci'nin ya da Ömer Nida'nın, Metin İlkin'in adlarını anıyor ki?.. Bunlar daha yeni yitirdiğimiz değerler. Biraz eskilere gidersek Behiç Duyguları, Nevzat Üstün'leri, Doğan Avcıoğlu'ları, Bora Gözen'leri, Harun Karadeniz'leri kim anımsıyor ki?.. "Kadirşinas aydınlar"ımız(!) belirli bir süre geçtikten sonra Vedat Ağabeyi de "Unutulanlar" arasına alacak. İşte bu bana dokunuyor. "Türk aydınlanmasının usta yazarı Vedat Günyol" diye birçok yazı yazılacak, önümüzdeki günlerde, bunu adım gibi biliyorum.

Okura saygı Düşüncelerinden, kitaplarından söz edecekler. O konuda kendimi yetkin görmediğimden başka yönlerinden bahsetmek istiyorum. Vedat Günyol'un Çan Yayınları'yla, benim Habora Yayınları arasında, taş çatlasa 100 metre bir uzaklık vardı. Sık sık giderdim kendisine, o da bana uğrardı. Kitapçılara gönderdiği paketleri büyük bir özenle hazırlardı. Bana da öğretti. "Okura ne denli saygı gösteriyorsak, bizim kitapların okura ulaşmasını sağlayan kitapçılara aynı saygıyı göstermemiz gerekli. Paket düzgün olmalı. Pazarcıların, örneğin domatesi kesekâğıdına koyduğu gibi, paketlememeliyiz kitaplarımızı," demişti bir gün bana. "Bunu en iyi Memet (Fuat) yapıyor," diye de eklemişti. Gerçekten Memet Fuat'ın kitapçılara gönderdiği Yeni Dergi paketleri korkunç özenliydi, Vedat Ağabey'inki gibi. Övünmek gibi olmasın, ama o dönemlerde sanırım bende üçüncüydüm...

Yeri gelince kızarım! Vedat Ağabey'in Yeni Ufuklar'la Çan Yayınları'nı çıkardığı iki küçük odadan oluşan bir dairesi vardı, tabii kiralık. Başta öğrencileri ve gençler olmak üzere tüm onu sevenler, sayanlar, dostları, yalnız bırakmazlardı kendisini. Hepsiyle sevgiyle ve özellikle akıl almaz bir "Kibarlık"la iletişim kurardı. Birgün, kimsenin olmadığı bir zaman, "Vedat Ağabey," dedim, "Eray Canberk'le korkunç benzeşiyorsunuz, bir konuda." Sonra eklemiştim: "Kibarlık konusunda birbirinizin eline su dökemezsiniz. Birgün Eray, bir yazar hakkında 'Eşek' demişti ve anında kıpkırmızı olmuştu yüzü, bu kaba sözcüğü (!) kullandığı için..." Gülmüştü Vedat Ağabey, "Ben Eray gibi kibar olamam, yeri gelince kızarım," diyerek. Birgün bana da kızmıştı. Onun, bir dostuyla birlikte çevirdiği bir kitabı, dolaylı olarak yayınlamıştım. Kapağa da önce Vedat Günyol'un adını yazmıştım. "Kapak bir harika. Kim düzenledi bunu?" diye sordu. "Ben yaptım ağabey," diye yanıtladım. "Keşke," demişti, "Benim adımı ikinci yazsaydın. Benim hakkım değildi, ilk isim olmak." Vedat Günyol'u özleyeceğim. Neyse mermiler yavaş yavaş bize dönüyor. Birgün onunla da, Ö.Nida'yla da, Z.Anadol'la da, A.Nesimi'yle de, M.İlkin'le de karşılaşacağım. Bilinmez belki Nazım'ı da görürüm, yaşamı boyunca tanıma şansına erişemediğim bu "Türkiye'nin onuru"nu...

ÖNCEKİ HABER

Edebiyata işçi soluğu

SONRAKİ HABER

TRT’nin ‘yandaş medya’ peşkeşi TBMM gündemine taşındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa