13 Temmuz 2004 01:00

İki haber;bir düğün, bir ölüm

"Hilafet makamı"nda oturan padişahlara rahmet okutacak debdebeli saray eğlencelerini, içinden çıkıp geldiği halk kesimlerinin sefaletini gölgeleyecek bir popüler muhafazakârlık kültüyle zırhlayarak servetini artıran "işadamı" yöneticinin "krallara layık düğün"ü ile, "kötü yola düştüğü" iddiasıyla boğazı kesilen Sakine Demir'in dramı yan yana.

Paylaş
Gazeteler, bir "Şehzade"ler düğününün haberiyle Mardin-Derik Yüksekova köyünden 19'luk Hakkı Demir'in annesini "kesme" haberini yan yana vermede sakınca görmediler. "Hilafet makamı"nda oturan padişahlara rahmet okutacak debdebeli saray eğlencelerini, içinden çıkıp geldiği halk kesimlerinin sefaletini gölgeleyecek bir popüler muhafazakârlık kültüyle zırhlayarak servetini artıran "işadamı" yöneticinin "krallara layık düğün"ü ile, "kötü yola düştüğü" iddiasıyla boğazı kesilen Sakine Demir'in dramı yan yana. Bu aslında toplumsal dramamızın 'panorama'sıdır. Biri başbakan, öteki "parti finansörü" iki "işadamı"nın çocuklarının düğünü, propaganda ve reklam şirketlerinin tüm şirin gösterme çabalarına karşın, krallar, diktatörler ve padişah özentililerinin halka karşı acımasız bir gövde gösterisiydi. Ajanslar bunu, "NATO toplantısında olduğu gibi" ön açıklamasıyla beş bin polisin seferber edildiği, yolların trafiğe kapatıldığı, pahası ölçülemez hediyelerin verildiği haberleriyle "tarihe yazdılar!"

Parayı düğün sahibi ödemeyecek Başbakan "Very İmportant Person"(Çok Önemli Kişi) idi, yanında krallarla Müşerref kabilinden bir Amerikan uşağı diktatör vardı ve onlar için yolların kapatılması da, beş değil, 50 bin polisin seferber edilmesi de "zorunlu"ydu! Bu debdebenin, bu şatafatlı gösterinin parasını ise, düğün sahipleri değil, işsizlik, açlık ve yoksulluk içindekilerin sayısı günden güne artan 'halkımız' ödeyecekti, nasılsa. Başbakan kızının düğünü, toplumumuzun sosyo-kültürel gelenekleri kapsamında herhangi bir düğün olarak kalsa, basına yansımayacağı gibi, kuşkusuz eleştiri konusu da olmazdı. Ama bu tür düğünlerin bir özelliği de, evlenen bireylerin ait oldukları sınıfların yaşam koşulları ve ilişkileri çerçevesinde gerçekleşiyor olmalarıdır. Düğünler de artık, ait olunan sınıfın kimliği hakkında fikir verebilmektedir. Zengin ve yoksul düğünleri farklıdır ve farklı olacaktır. Türkiye'nin büyük zenginlerinin, külliyatlı servet sahibi kapitalistlerle büyük toprak sahiplerinin, "dolarların havada uçuşup bahçeleri kapladığı; kilolarca altının toplandığı" şatafatlı gösterilere dönüştüğünü bilmeyen kalmışsa, ya sağırlığından ya da ilgisizliğindendir.

'Manzara'nındiğer yanı Bu "manzara"nın diğer yanında ise, evlenebilmek için para bulamayanların, "başlık parası biriktirmek için gurbete çıkan"ların, sevgi ve aşkı paraya ve onun tarafından yönlendirilen ilişkilere tahvil eden toplumsal sistemin dramatik-trajik serüvenleri, ızdıraplı yaşamları durmaktadır. Ve toplumumuzun çok büyükçe bir kesiminde, geleneksel toplumsal ilişki ve ekonomi sisteminin ürünü olarak varlığını sürdüren "görücü usülü", sevgisiz ve "eşitsiz" evlendirmeler! Ve, özellikle bu tür ilişkilerin hakimiyetini sürdürdüğü kesimler içinde sürüp giden toplumsal cinayete karşı, egemenlerin kayıtsızlığı, keyfinde olmaları, adına töre cinayeti denilen sistem ilişkilerinin sürdürülmesine sığınmaları. Kapitalizm, kendinden önceki sömürü sistemleri karşısında, güya modern ilişkiler sistemidir. Ama burjuvazinin, sistemini sürdürmeye hizmet eden her tür gerici anlayış ve ilişki biçimi karşısında ya korumacı ya da hayırhah bir tutum içinde olduğu da biliniyor. Türkiye'de, feodalizm ve imparatorluk kültüründen kalma ilişki biçimlerini sahiplenmeyi muhafazakârlık sayarak onunla övünenler az değildir. Bugünkü hükümetin künyesinde yazan özelliklerden biri de budur. Bundandır ki, Sakine Demir'in boğazlanmasının "suçlusu" 19 yaşındaki oğlu Hakkı Demir olarak görülür, Fadime Şahindal'ın katledilmesinin suçlusu ise babası. O, "modern ve kültürlü" burjuvaziyle hükümetleri ise, ya "töre"nin gerici zırhı önünde secdeye gelerek "suçta hafifletici unsur" ararlar ya da bu, aslında tekil olmayan ve öyle de kalmayan cinayetleri kınamakla yetinirler. Öldürenin de, öldürülenin de kurban olduğu bu toplumsal cinayet anlayışının değişmesi, ortadan silinmesi için ise, hiçbir şey yapmazlar. Ne "cahiller"in eğitimine kaynak ayrılır, ne bu tür cinayetlerin en fazla yaşandığı Kürt bölgelerinde "modern insan yaşamı ve ilişkileri"nin bilgisine, kendi anadillerinde ulaşmalarının engelleri kaldırılır, ne de bütün bu geri anlayış ve cehaletin yol açtığı ve çevrelerini kuşatan ve aslında egemen sınıfın koruyup sürdürdüğü sosyal-ekonomik ve kültürel ilişkiler bütününün kurbanları olan "köylü" ya da "kentli"lerin, her biri ve hepsinin, bir toplumsal cinayet anlayışının kurbanları olduklarını anlamaları için çaba gösterilir. Toplumsal drama ve trajedi bir aradadır. Sakine Demir'i katleden toplum, padişah özentililerin gösterişli 'şehzade' düğünlerini de, ilgi çekici ve mümkün kılmaktadır. Bu ilişki biçimlerini olanaklı kılan sistem değiştirilmedikçe de, dram ve trajedi yaşanmaya devam edecektir, şöyle ya da böyle. Ya açlıktan ölünecek ya işsizlik cinneti geçirilecek ya da "kötü yola düşme"nin, "uygunsuz ilişki"nin kurbanı olunacaktır.

ÖNCEKİ HABER

Hakkı Özdal

SONRAKİ HABER

Ankara'ya gelen tutuklu anneleri: Çözüm bulunana kadar ayrılmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa