12 Temmuz 2004 01:00

Hem dayak hem dava

Anafartalar Karakolu'nda görevli polislerin, "yere sigara izmariti attıkları" için 3 genci cop ve küreklerle dövmesi olayında, savcılık, polisler hakkındaki suç duyurusunu dikkate almayarak takipsizlik kararı verirken, gençlere ise yedikleri dayağa rağmen "polise mukavemetten" dava açtı.

Paylaş
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, aynı olay üzerinde verdiği iki karar, Türkiye'deki adaletin, güçlü ile güçsüz arasında çifte standart uyguladığını kanıtlar nitelikte. Ankara Anafartalar Polis Karakolu önünden geçen gençlerin, "yere sigara izmariti attıkları" gerekçesiyle coplarla ve küreklerle dövülmesi skandalında, polislerin değil gençlerin yargılanmasına karar verildi. Gazetemizin 12 Mayıs 2004 tarihli sayısında, "Karakol terörü" başlığıyla yansıyan olay, Altındağ'ın Köprübaşı Mahallesi'nde geçmişti. Emre Camcı ile birlikte Altındağ Anafartalar Polis Karakolu'nun önünden geçen Kemal Yaratılmış, elindeki sigara izmaritini yere atmış, nöbetçi polis ise küfrederek izmariti almasını istemişti. Bunun üzerine, Yaratılmış "Bu uyarın ile izmariti almam" deyince, gençler karakoldaki tüm polislerin saldırısına uğramıştı. Kaçan Yaratılmış'ı kovalayan ve Yaratılmış'a çok benzeyen kardeşini döven polisler, mahalle halkının taşlı tepkisiyle karşılaşmıştı. Cop ve küreklerle dövülen gençlerden, 20 yaşındaki Kemal Yaratılmış 15, kardeşi H. Y. 10 gün rapor almıştı. Ayrıca Yaratılmış, "Karakol bastı" iddiası ile gözaltına alınmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştı. Yaratılmış'ın ailesi de polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Suçsuzmuşlar! Ancak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gençlerin işkence izlerinin, polisin "cebri kuvvet kullanması" nedeniyle gerçekleştiğini iddia ederek, polisler hakkındaki suç duyurusunu dikkate almayıp takipsizlik kararı verdi. Gençlerden Kemal Yaratılmış ile Emre Camcı'nın ifadelerini ve Adli Tıp Kurumu raporlarını dikkate almayan başsavcılık, gençlere açılan soruşturmayı ise, "polise mukavemetten" jet hızıyla davaya çevirdi. Başsavcılığın polisler hakkındaki suç duyurusuna verdiği takipsizlik kararında, gençler Adli Tıp Kurumu raporlarının tersine alkollü gösterilerek, olayın başlangıcının da gençlerin sigara izmaritini, nöbetçi polise doğru fırlatması ve küfür etmesi olduğu iddia ediliyor. Gençlerin işkence izlerinin ise, "polise direnmeleri ve yakalanmaları için gerekli cebri kuvvetin kullanılması" sırasında oluştuğunun gösterildiği kararda, gençlerin anlattıkları dikkate alınmıyor. Hızını alamayıp, bir dükkândan aldıkları kürek sapları ile Yaratılmış'ı döven ve olaya müdahale etmeye çalışan mahalle halkına ateş açan polislerin, Yaratılmış'ın "bıçağı" ve Emre Camcı'nın "kırık cam şişesi" kullanarak yaralandığı iddia ediliyor. Ancak, dava iddianamesinde, Yaratılmış ve Camcı ile tanıkların ifadesine bile yer verilmezken, Adli Tıp Kurumu raporları da gözetilmiyor. Yaratılmış ve Camcı, ekim ayında, "görevli memurlara hakaret ve kesici aletle etkili eyleme kalkışma, görevli memurlara silahla etkin direnme" "suçlarından", hakim karşısına çıkacaklar.

'Yargılanamazlar sonucu' Gençlerin avukatı İlke Işık, polislerle ilgili suç duyurusu sonuçlanmadan, polislerin şikâyetinden dava kararının çıktığına dikkat çekti. Işık, "Gençlere jet hızıyla dava açabiliyorlar. Takipsizlik kararına itiraz ettik. İtirazımız kabul edilmezse, Türkiye'deki iç hukuk yolları kapanmış olacağı için AİHM'e başvuracağız. Çocuklar alkolsüz çıkıyorlar, işkence gördükleri kanıtlanmış. Karar, polislerin sokak ortasında adam dövebileceği ve sonunda da yargılanmayacağı anlamına geliyor. Bunun işkenceye 'sıfır tolerans tanıyan' bir hükümet döneminde olması şaşırtıcı. Sokak ortasında bunlar oluyorsa, kim bilir kapalı kapılar arkasında neler yaşanıyordur" diye konuştu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


AOÇ imar planına kavuşturulmalı Meclis'te bekleyen bir tasarı ile mülkiyetindeki bir kısım arazi elinden alınmak istenen AOÇ'ye meslek örgütleri, bilim insanları ve Ankaralılar sahip çıkıyor. Atatürk'ün Ankaralılara emaneti olan AOÇ'ye dokunulmaması gerektiği savunan TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu'nun düzenlediği panelde "Tasarının derhal geri çekilmesi ve AOÇ'nin acilen koruma amaçlı imar planına kavuşturulması" istendi. "Atatürk Orman Çiftliği Mülkiyetindeki Bir Kısım Arazinin Devredilmesine İzin Verilmesi Hakkındaki Yasa Tasarısı"; AOÇ'de sportif amaçlarla kullanılan taşınmazın 126 bin 572 metrekarelik kısmının "tespit edilecek bedel" karşılığında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne devredilmesini öngörüyor. Tasarıyı AOÇ Genel Müdürü de dahil olmak üzere, bilim insanları, meslek örgütleri ve Ankaralılar, "AOÇ arazisinin bazı spor klüplerine peşkeş tasarısı" olarak değerlendiriyor. Tasarıya karşı bir imza kampanyası da gerçekleştiren TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu önceki gün "AOÇ Nasıl Korunmalı" konulu bir panel düzenledi. CHP milletvekili ZMO eski Başkanı Gürol Ergin, AOÇ'nin arazinin sınırlarının ve büyüklüğünün acilen tespit edilmesi gerektiğini vurguladı ve araziye ilişkin bir kullanma planının hazırlanmasını istedi. AOÇ'deki dondurma, şarap ve süt gibi üretimlerin standart hale getirilmesi ve halka sunulması gerektiğini kaydeden Ergin, "Örnek tarım çalışmaları önemli" dedi. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası'ndan Reşat Ünal da, AOÇ'nin Hazine adına tescili ve gayrımenkullerinin tespitinin yapılması ihtiyacına işaret ederek, AOÇ'nin toprak bütünlüğünün korunmasının önemine değindi. Şehir Plancıları Odası'ndan Zafer Şahin ise, AOÇ'nin Ankara'nın planı dikkate alınarak planlaması gerektiğini vurguladı. Şahin, "Ankara'nın üst ölçek planı çıkarılmalı, AOÇ'ye biçilen rol de bu çerçevede düzenlenmeli" dedi. Panelin sonunda Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Ali Ulusoy, tasarının geri çekilmesi yönünde çalışmalarına devam ederken, bir yandan da oluşturacakları Bilimsel Çalışma Grubu'nda meslek örgütü temsilcileri, bilim adamları ve "katılırlarsa" ilgili kamu görevlilerini buluşturacaklarını kaydetti. Bu grubun AOÇ'nin geleceğine ilişkin çalışmalar yapacağını belirten Ulusoy, AOÇ'nin imar planı için bir yarışma düzenlemeyi hedeflediklerini kaydetti.


AOÇ Müdürü'ne göre de peşkeş AOÇ Genel Müdürü Hasan Güldaş, herkesin "AOÇ'yi koruyalım" dediğini ancak kimsenin bir adım atmadığını kaydetti. "AOÇ'nin ne olacağına halen karar verilemedi" diyen Güldaş, kâr amacı gütmeden çalışması gereken AOÇ'den kâr etmesinin beklendiğine değindi. Güldaş, "Ciddi çalışmalara başladık" dedi. AOÇ için imar planı hazırladıklarını kaydeden Güldaş, çalışmalarını meslek örgütleri ile birlikte sürdüreceklerini duyurdu. Güldaş, "Söylenmesi gereken kelime söylendi" diyerek, devrin peşkeş anlamına geldiği mesajını doğruladı. AOÇ Genel Müdürü Hasan Güldaş'ın verdiği bilgiye göre halkın kullanımına açık piknik alanında tuvalet bulunmuyor.

ÖNCEKİ HABER

Bu bir fıkra değil!

SONRAKİ HABER

Halime Encu: Veli kalmıştı elimde, onu da aldılar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa