10 Temmuz 2004 01:00

Masanın dışına çıkılmalı

"Sendikalaşmaya karşı en büyük silah neoliberal politikaların doğal sonucu olan işsizliktir" diyen Prof. Dr. Alparslan Işıklı, emek-sermaye çelişkisinin TİS masasının dışına taştığına işaret etti.

Paylaş
Türkiye'de artık rutin hale gelen sendikal hak ve özgürlüklerin ihlalini ve iş güvencesinin hiçe sayılmasını Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Alparslan Işıklı ile konuştuk. Bu tablonun arkasında öncelikle işsizliğin yattığını belirten Işıklı, dar anlamda sendikal mücadelenin sonuç getirmeyeceğini, sendikaların TİS masasının dışına çıkması gerektiğini vurguladı. Işıklı, bilinçli bir örgütlülük ve emek cephesinin birliğinin önemine de önemine dikkat çekti.

Türkiye'de iş güvencesinin ve örgütlenme özgürlüğünün büyük oranda kâğıt üzerinde kaldığı söyleniyor. Bunun temelindeki neden nedir? İş Güvencesi Yasası olarak anılan yasa, işçinin hizmet aktinin feshine ilişkin bazı belli güvenceler öngörmüş bulunuyordu. İş Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte İş Güvencesi'nde yer alan hükümler önemli ölçüde değiştirilmeksizin İş Yasası'na tercih edildi ama öngörülen bazı hükümlerle bu yasanın kapsamadığı bazı güvenceler erozyona uğratıldı. Öncelikle, iş olmayan yerde güvence olmaz. İş olacak ki onun güvencesi olsun. İş Güvencesi Yasası mevcut bir işe sahip olan işçilerin keyfi olarak işten çıkartılmasını, örneğin sendikal nedenlerle işten çıkarılmasını önlemeyi amaçlıyordu. Bu güvence için de öncelikle işin olması gerekiyor. Bu da geniş ölçüde ekonomi ve istihdam politikası ile ilgili bir husustur. Bugün Türkiye'ye dayatılmış olan ekonomik model tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de işsizlik üretmektedir.

Bu, kaçınılmaz bir durum mudur? Dünyanın her yerinde işsizliğin çığ gibi büyümesi neoliberalizm adı altında hayata geçirilen modelin bir sonucudur. Bu model, 19'ncu yüzyıl vahşi kapitalizminin yeniden hortlatılmasından başka bir şey değildir. Ancak önemli bir farkı var; 19'uncu yüzyıl vahşi kapitalizmi emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan yığınlar yaratmıştı. Neoliberalizm ise emeğini dahi satma olanağı bulamayan kitleler oluşturmaktadır. Batılı bir bilim adamının söylediği gibi cüce devletler, büyük sermayeler devri başlamıştır. Sermaye zincirlerini koparmış bir yaratık gibi yeryüzünde o borsa senin bu borsa benim dolaşırken, "üretmeden, istihdam alanları yaratmadan kâr elde olanağı ve kârdan başka bir öncelik tanınama lüksüne" erişmiş bulunmaktadır. İstihdamı kısıtlayan en önemli faktör olarak ortaya çıkmıştır. Bu sendikasızlaştırmayı da tahrik eden bir süreç. İşçiler bir ikilemle karşı karşıya. Ya kötü çalışma koşullarına razı olarak sendikalaşmadan vazgeçekler ya da sendikalaşacaklar ve işsizliği göze alacaklar. Dışarda iş bulma ümidiyle bekleyen yığınlar olduğu sürece çalışanlar tehdit altında demektir. Sendikalaşmaya karşı kullanılan en ciddi silah, yeryüzünün bütün ülkelerinde, uygulanan ekonomik modelin doğal sonucu olan işsizlik şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu, yasalarla üstünden gelinemeyecek bir tablodur.

Bu tablonun üstesinden nasıl gelinebilir? Sendikalar nasıl bir çıkış yakalayabilir? Sendikaların çıkışı demek halkın çıkışı demektir. Bu da salt sendikal mücadele ile üstesinden gelinebilecek bir şey değildir. Bu dün de böyleydi. Örgütlenme tek başına anlam ifade etmez. Nasıl bir bilinç temelinde örgütlenildiği önem taşımaktadır. Bilinçsiz bir örgütlenme örgütlenmemeden çok farklı olmayan bir tablo ortaya çıkarır. İkinci olarak dar anlamda sendikal mücadele ile bu işin üstesinden gelinemeyeceğinin bilinmesi gerekir. Bugün artık emek-sermaye ilişkisi toplusözleşme masasının dışına taşmıştır. Küreselleşme denilen süreç içinde, dağıtılan değerden aslan payını alanlar toplu sözleşme masasına oturmamaktadırlar. Hatta onlar bu ülkenin içinde bile değildirler. Onlar dünyanın birçok ülkesinde o borsa senin, bu borsa benim paralarını dolaştıran insanlardır. Gelir dağılımı olgusuna, toplusözleşme masası çerçevesinde yapılacak müdahelelerle ve o çerçevede yürütülecek mücadelelerle çözüm bulma olanağı yoktur. Meselenin siyasi boyuta taşınması önem kazanmıştır. Bunun için birinci şart elbette hem sendikal hem de siyasal örgütlülüktür. En geniş anlamda birlik en önemli şarttır. Bu bilinçli örgütlülük ve birlik yürütülürken unutulmaması gereken hususlardan bir tanesi de herkesin üstün bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesidir. İlgisizlik, duyarsızlık, kayıtsızlık sadece bizim toplumumuzla alakalı değil, tüm dünyada böyledir ve insanları duyarsız yapmak için büyük vasıtalar seferber edilmektedir. Medya başta olmak üzere. "Fado, futbol ve fiesta" Bu sözü söyleyen Franco, "Bunlar olduğu sürece ülkeyi yönetmek çok kolaydır" diyor. "Arabesk, futbol ve sözüm ona eğlence mekanizması" Türkiye'de de çalıştırılmaktadır.

Bunun dışında da faktörler olsa gerek? Türkiye söz konusu olduğunda bazı ek faktörler var. Bunların bir tanesinin Türkiye bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu ülkeden Atatürk gibi müstesna bir tarihi şahsiyetin gelip geçmiş olması bir şanstır. Ama bundan yanlış bir sonuç da çıkarıyoruz. Her şeyi bizim dışımızda bir Atatürk'ün çözeceği şeklinde bir beklenti çok yaygındır toplumumuzda. Bilerek ya da bilmeyerek kayıtsızlığımızı örtmek için böyle bir kaçış içinde oluruz. Kısacası kurtarıcı arama merakı söz konusudur. Onun için hep kurtarıcı arıyoruz. Kurtarıcı ararken, 12 Eylül'de bizi kurtardılar, biliyorsunuz. İçerdeki kurtarıcılar bitince dışarıda kurtarıcı arama merakı başlamıştır. Avrupa Konseyi bizi kurtaracak, Uluslararası Çalışma Örgütü bizi kurtaracak, Avrupa Birliği gelince sihirli değnek dokunmuşçasına bütün sorunlarımız çözülecek. Oysa Avrupa kendi sorunları ile uğraşmakta. Çözüm kurtarıcıyı dışarıda arama hastalığından kurtulmaktadır, bir yönüyle.

Bölünmeler de çözümü güçleştiriyor diyebilir miyiz? Toplumumuzda olumsuzluklara, sömürüye, baskıya, ülkemizi bağımlılaştıran, halkın haklarını gasp eden güçlere karşı mücadelede bölünme yaratılması için akıl almaz oyunlar sergilenmektedir. Önem taşıyan bir bölünme var. "Ulusal mücadeleden yana mısın, uluslararası mücadeleden yana mısın?" Bence saçma bir şey. Uluslararası ne demek, ulusal ne demek bunu ortaya koymak lazım. Eğer ulusalcılık, ulusal bağımsızlık hareketi "emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele" anlamında algılanıyorsa ki, doğru algılanması budur, bunun uluslararası dayanışma ve uluslararası mücadele ile çelişen bir yanı yoktur.


Yeni Önder Lojistik'te yetki TÜMTİS'in Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (TÜMTİS), uzun zamandır sendikalaşma çalışması yürüttüğü Yeni Önder Lojistik firmasında yetki aldı. TÜMTİS'in 20 Mayıs 2004 tarihinde yaptığı yetki başvurusunu değerlendiren Çalışma Bakanlığı, 2 Temmuz itibariyle işyerinde yetkili sendika olarak TÜMTİS'i gösterdi.

Dava sürüyor İşverenin yetkiye itiraz edip etmediği henüz belli olmazken, sendikalaşma çalışması yürüttükleri için işten atılan 14 ambar işçisinin işe iade davası ise devam ediyor.

ÖNCEKİ HABER

Suriye Başbakanı Türkiye'ye geliyor

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa