07 Temmuz 2004 01:00

Dünden bugüne Sınıf'ın çocukları ve rıfat ılgaz

'Sınıf' söcüğü Rıfat Ilgaz'ın yaşamında oldukça önemli bir yere sahip. Kendi deyimiyle mimlenmesinde de, ünlenmesinde de bu sözcük pay sahibidir.

Paylaş
'Sınıf' söcüğü Rıfat Ilgaz'ın yaşamında oldukça önemli bir yere sahip. Kendi deyimiyle mimlenmesinde de, ünlenmesinde de bu sözcük pay sahibidir. 1944 yılında yayımlanan "Sınıf" adlı şiir kitabı, yirmi beş gün sonra Sıkıyönetim tarafından toplatılır. Ardından mimli bir ozan olarak dergiler yüzüne kapanır; daha kötüsü çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden, "Sınıf" kitabından aldığı altı aylık hapis cezası nedeniyle atılır. Ama, bundan böyle adı, yasaklamak isteyenlere inat, yediden yetmişe halkın hafızasına yerleşecektir. 1956 yılında "Dolmuş" dergisinde başladığı "Hababam Sınıfı" hikâyeleri o kadar çok ilgi görecektir ki, Türkiye'nin her yerinde binlerce insanın salonları doldurarak izlediği tiyatroları sahnelenecek, ardından filmleri çevrilecektir. Hem de defalarca...

Sınıf'ın çocukları Rıfat Ilgaz "Sınıf" adlı şiir kitabında bir öğretmen olarak seslenir çocuklara... "Yoklama defterinden öğrenmedim sizi benim haylaz çocuklarım" dediği bu çocuklar, pazarda satış yapabilmek, ayakkabı boyayıp para kazanmak için okulu asanlardır. "İsterken adam olmanızı çoğunuz semtine bile uğramaz oldu okulun palto ayakkabı yüzünden" 1945'lerden 2004'e yoksulluk nasıl arttıysa çocuklar da çoğaldı sokaklarda. Onlar sınıfın devamsızlarıdır. Dudullu'da çifti beşyüz bin liradan ayakkabı boyayan Oğuzhan Uruk, işte o çocuklardan biri. Hem okuyup hem çalışanlardan. Rıfat Ilgaz'ı birazcık tanıyor. Güneşin anlında gözlerini kısarak, "Hababam Sınıfı'nı çok izledim. Ama artık bıktım. Çok çıktı televizyona" diyor. "Remzi" isimli şiirinde sınıfındaki bu satıcı çocuklardan birini şöyle anlatacaktır Rıfat Ilgaz."Benim bilgili becerikli çocuğum / Kalktığın zaman tahtaya / yüzünün kızarması neden? / Ayağında sağlamca bir papuç / sırtında bir çeket yok diye mi/ Ne var bunda sıkılacak/ Utanmak bize düşer çocuğum/ Eğer çalışmadığın içinse/ bildiklerin sana yeter/ Notun önceden verilmiş/ bilmediğin şahıs zamirleri olsun." İbrahim de, şahıs zamirlerini öğrenemeyenlerden. 4. sınıfta. Tartıcılık ve ayakkabı boyacılığı yapıyor. Kazandığı parayı babasına değil, annesine veriyor. Babası mı? Zaten işsiz. Okulda öğretmen elleri kirli olduğu için çok kızıyormuş, ama 'Ne yaparsın' der gibi, biraz da büyüklere özenerek konuşuyor. "Hababam Sınıfı" deyince aklına İnek Şaban geliyor. Kemal Sunal'ın canlandırdığı İnek Şaban gibi gülerken yüzü kızarıyor. Gökhan Sarı da, okul parasını ailesi karşılayamadığı için seyyar satıcılık yapıyor. Ne de olsa baba mesleği. Yaz olunca babası tezgâhı ona teslim edip, inşaatlarda çalışmaya gidiyormuş. Mevsimine göre kiraz, portakal, elma ve domates gibi sebze ve meyve satıyorlar. "Derslerim kötü. Okulu sevmiyorum ki!" dedikten sonra "Rıfat Ilgaz'ı duydum ama kim olduğunu hatırlamıyorum" diyor. "Hababam Sınıfı her gün çıksa, her gün izlerim" diye iddia bulundu. O kadar seviyor...

Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz "Yaşadıkça" ve "Devam" isimli şiir kitapları da savcılıkça toplatıldıktan sonra mizaha yönelir. Ünlü Marko Paşa dergisinin kurucuları arasında yer alır. "Hababam Sınıfı", adı yasaklanmış olan ozanı halkla yeniden buluşturur. Güdük Necmiler, İnek Şabanlar, Domdomlar, Tulum Hayriler ve Kel Mahmut bugün bütün Türkiye tarafından tanınıyor. İngilizce Öğretmeni Başak Doğan, Hababam Sınıfı'ndan bugüne değişen öğretmen tipine dikkat çekiyor: "1940-50'li yıllarda olduğundan çok daha farklı bir öğretmen tipi yetişti. Özelleştirme politikaları bunu değiştirdi. Edebiyattaki öğretmen tipi Kel Mahmut'ta kaldı. Bugünkü öğretmen tipi ise edebiyatta kendisine bir yer bulamadı. Günümüzde eğitim bir alışverişe döküldü. Özelleşti."

Kitaplardaki gerçek Hababam Sınıfı'nda Türk eğitim sistemine üç önemli eleştiri yöneltir Rıfat Ilgaz: Ezbercilik, kopyacılık ve aşırı askeri disiplin. Bunlar kuşkusuz bugün de geçerli. Sanat Öğretmeni Muhittin Kendirci, eğitimin bugünkü durumu ve Rıfat Ilgaz'ı özetleyiveriyor: "Rıfat Hoca bize bayrak olmuştur. Nihayet eğitim bugün bir dram haline gelmiş ülkemizde. Dramatik çünkü, halkın beklentilerinden, parasız, bilimsel, laik bir eğitimden uzak. Bugün de Rıfat Hoca'nın kitaplarında olduğu gibi maddi gerekçeler yüzünden okulu bırakan çok öğrenci oluyor. Anneme, babama yardımcı olacağım diye çok öğrenci gördüm okuldan ayrılan." İşte, Rıfat Ilgaz'ın romanlarının, şiirlerinin, eserlerinin arka fonunda hep bu yaşanılan yoksulluk vardır. Ozanın kendisi de o geçim sıkıntısıyla boğuşmuş, "Yoksul hastalığı" diye bilinen tüberküloza yakalanmıştır. "Bakkal köşe başındadır/ iki aydır kalem sürülmedi Öğretmen Rıfat Bey hesabına/ toplam çizgisi çekildiği halde/ borç silinemedi/ nasıl geçersin önünden". Bu geçim sıkıntısı bütün yapıtlarına yansımış; çarpık düzen, yoksulluk, işsizlik, darbelerle gelen baskılar ve halkın çaresizliği anlatılmıştır. Ama yine de bir ozan olarak Rıfat Ilgaz'ın bütün eserlerinde yaşam mücadelesi, direniş ve umut vardır: "Kaldır başını kan uykulardan/ Böyle yürek böyle atardamar/ Atmaz olsun/ Ses ol ışık ol yumruk ol/ Karayeller başına indirmeden çatını/ Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm/ Alıp götürmeden büyük denizlere/ Çabuk ol".

ÖNCEKİ HABER

Tiyatronun İzmit isyanı!

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa