06 Temmuz 2004 01:00

Eğitim Sen'e davayı
   Genelkurmay istemiş

Eğitim Sen hakkında tüzüğündeki "ana dilde öğrenim hakkı" ile ilgili madde nedeniyle Ankara 2'nci İş Mahkemesi'nde açılan kapatma davasına, Genelkurmay Başkanlığı'ndan gönderilen bir yazının kaynaklık ettiği ortaya çıktı.

Paylaş
Eğitim Sen hakkında tüzüğündeki "ana dilde öğrenim hakkı" ile ilgili madde nedeniyle Ankara 2'nci İş Mahkemesi'nde açılan kapatma davasına, Genelkurmay Başkanlığı'ndan gönderilen bir yazının kaynaklık ettiği ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay imzasıyla ve "Genelkurmay Başkani namina" ibaresiyle 27 Haziran 2003 tarihinde Çalışma Bakanlığı'na gönderilen yazıda Eğitim Sen'in tüzüğünün 2'nci maddesinde, sendikanın amaçları arasında "bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur" ifadesinin yer aldığına dikkat çekiliyor. Yazıda, bu ifadenin Anayasa'ya aykırı olduğu savunularak, "sendika tüzüğünün değiştirilmesi için" Çalışma Bakanlığı'ndan gerekli girişimlerin yapilmasi isteniyor. Genelkurmay Başkanligi tarafindan gönderilen (378) 3631754 sayili yazi aynen şöyle: "Eğitim-Sen'in tüzüğünün sendikanın amaçlarının açıklandığı 2'nci madde b fıkrasında 'bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur' ifadesi yer almaktadır. Bu ifadenin anayasanın üçüncü maddesindeki 'Türkiye devleti ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir' ve 42'nci maddesindeki 'Türkçe'den başka hiçbir dil egitim ve ögretim kurumlarinda Türk vatandaşlarina anadilleri olarak okutulamaz ve ögretilemez' hükümlerine aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle sendika tüzüğünün 2.b maddesinin değiştirilmesi için gerekli girişimlerde bulunulmasını takdirlerinize arz ederim."

Yazı iddianame oldu Eğitim Sen'in kapatılması istemiyle yedi yöneticisi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu tarafından açılan davanın iddianamesinde de Genelkurmay Başkanlığı tarafından Çalışma Bakanlığı'na gönderilen yazıya benzerlikler dikkat çekiyor. Anayasanın 2'nci maddesindeki "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" ifadesine vurgu yapılan iddianamede, Anayasa'nın "Türkçe'den başka bir dille egitim ve ögretim yapilamayacagina" ilişkin 42'inci maddesine atıfta bulunuluyor. Tüzüğün "anadilde öğrenim"e ilişkin maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen iddianamede, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası'nın 37'inci maddesine istinaden sendikanın kapatılması isteniyor.


Diyarbakır'dan davaya tepki Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi, sendika binasında yaptığı basın toplantısında, Eğitim-Sen'e açılan kapatma davasını kınadı. Açıklamayı yapan Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, demoratikleşme nutuklarının atıldığı bu dönemde sendikalarının kapatılmaya çalışılmasının hukuki olmadığını söyledi. Türkiye'nin, devletin resmi organları tarafından da ifade edildiği gibi, farklı kültür, kimlik ve dillere sahip yurttaşların yaşadığı bir ülke olduğunu kaydeden Babaoğlu, açılan davanın siyasi olduğunu belirtti. Mücadelelerinde eğitime yönelik her türlü saldırının karşısında olduklarını ifade eden Babaoğlu, Eğitim-Sen aleyhine açılan kapatma davasının geri çekilmesini istedi. Babaoğlu, davanın geri çekilmemesi durumunda 11 Temmuz'da yapılacak oturma eylemine katılacaklarını ve 13 Temmuz'da da duruşmayi izlemek üzere kitlesel olarak Anakara'da olacaklarını belirtti. Babaoğlu, tüm temsilci, üye ve dost kurumlara da çağrı yaparak, 12 Temmuz'da Ankara'ya hereket etmek üzere Fatih Lisesi önünde olacaklarını söyledi.


Destek ziyaretleri Emeğin Partisi (EMEP), tüzüğünde anadilde eğitim istediği gerekçesiyle hakkında kapatılma davası açılan Eğitim Sen'i ziyaret etti. Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer'i dün sendika genel merkezinde ziyaret eden EMEP Genel Başkan Yardimcisi Haydar Kaya ve EMEP Ankara Il yöneticisi Hasan Zorlucan, Egitim Sen üzerindeki bu baskinin EMEP açisindan kabul edilemez oldugunu, Egitim Sen'in yanında olacaklarını dile getirdiler. Kendisinin de bir eğitim emekçisi olduğunu ve Eğitim Sen'i alanlarda mücadele ile kurduklarını anlatan Haydar Kaya, "Eğitim Sen'in kapatılmaması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz" diye konuştu. Egitim Sen Genel Başkani Alaaddin Dinçer ise iki günlük oturma eylemi yapacaklarini ve duruşmayi geniş kesimlerle izleyeceklerini belirterek, davanin geri çekilecegine inandiklarini dile getirdi. Adana'da da Eğitim Sen şubesini ziyaret eden EMEP'liler adına konuşan İl Başkanı Sevil Aracı da, "Eğitim Sen, gündeme gelecek olan Kamu Yönetimi Reformu gibi yasalardan önce bitirilmek isteniyor. Eğitim Sen'lileri bu mücadelelerinde yalnız bırakmayacağız" dedi. Şube Başkani Halil Kara ise TRT'de Kürtçe yayın yapıldığı bir dönemde kendilerine açılan kapatma davası "ikiyüzlülük" olarak değerlendirdi. DEHAP Ankara İl Örgütü, THAY-Der ve Ankara Gençlik Kültür Merkezi de Eğitim Sen'e destek ziyaretinde bulundu. Ziyaret sırasında konuşan DEHAP Ankara İl Başkanı Mehmet Bozdağ, BOP'un ve demokrasi güçlerine yönelik bu saldırıların birbirinden güç aldığını söyleyerek, "Her türlü desteği vermeye hazırız" diye konuştu. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


DEP'liler çözüm arayışında DEP eski milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan, Selim Sadak ve Hatip Dicle, Ankara'da bulunan büyükelçi ve büyükelçilik temsilcilerine öğle yemeği verdi. Washington Restoran'da gerçekleştirilen yemeğe, 8 ülke ve AB Türkiye Temsilciliği, büyükelçilik düzeyinde katılırken, mazeret bildiren 13 ülke ise temsilci düzeyinde katıldı. Davetli olmasına rağmen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, mazeret bildirmeksizin katılmadı. Bakanlıktan da katılım olmadı. Yemeğe; Hollanda, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Avusturya, Slovekya, Slovenya, Macaristan, Estonya ve AB Türkiye Temsilciliği büyükelçilik düzeyinde katılım gösterdi. Belçika, Portakiz, Danimarka, Fransa, İtalya, İngiltere, İsveç, Finlandiya, İspanya, Yunanistan, Litvanya, Almanya ve ABD büyükelçilerinin bir kısmının yurtdışında bulunması, bir kısmının ise programları nedeniyle mazeret bildirerek katılmadığı belirtilirken; bu ülkeler yemeğe temsilci düzeyinde katılım gösterdiler. ABD Büyükelçisi Eric Edelman'ın yemeğe katılmaması da dikkat çekti.

'Yeni bir sayfa' Yemekten önce basına bilgi veren Leyla Zana, yemeğin Mozart'ın Türk Marşı ile başlayacağını ve Kürt sanatçı Dilşad'ın Kürtçe otontik ezgileriyle devam edeceğini söyledi. Zana, bununla "Kardeşlik ve birlik" mesajı vermek istediklerini vurguladı. Zana, Yunanlı sanatçı Nicos Hadjopoulos'un ezgileri ile "evrensellik" mesajı; yemekte kullanılan beyaz renkle ise "siyasette yeni bir sayfa ve arınmış bir siyasal duruşu sembolize" etmek istediklerini ifade etti. Zana, menünün de "beyaz rüyalar" olduğunu kaydetti.

'Uzlaşı ve diyalog' Yargılama sürecinde kendilerine gösterilen ilgiye teşekkür eden Zana, barış ve diyalogdan yana olduklarını söyledi. Zana, geçmişte yaşanan acıların tekrarlanmaması için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını belirterek, "Her koşulda barış, uzlaşı ve diyalogdan yanayız" dedi. Bölgede yaptıkları geziyle ilgili izlenimlerini aktaran Zana, "Bölge insanı özgün din ve kültürel haklarının Türkiyelilik üst kimliğinde ifade edilebileceğini düşünmekte ve toplumda eşit özgür birer yurttaş olarak coğrafi ve siyasal bütünlüğün daha da güçleneceğine inanmaktadır" diye konuştu. Leyna Zana, bölge insanının sorunların şiddet ve silahla değil, barış ve diyalog yoluyla çözümünden yana olduğunu vurguladı.

'İnkâr ve ayrılıkçılığa hayır' Zana şöyle devam etti; "Bölge insanı silah, inkâr, imha, asimilasyon ve ayrılıkçı düşünceye hangi koşulda olursa olsun tümden veda edilmesini arzulamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'ni sembolize eden tüm değerlere bağlı ve saygılı bir duruş sergileyerek demokratik adımlara destek vermektedir." Zana, Avrupa Birliği'nin de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin hemen başlatılması kararı almasını istedi.

Doğrudan görüşeceğiz Yemeğin ardından davetliler adına ortak açıklamayı AB dönem başkanlığını yürüten Hollanda'nın Türkiye Büyükelçisi Sloerd Grosses yaptı. AB'nin eski DEP milletvekillerinin serbest bırakılmasından memnun olduğuna işaret eden Grosses artık AB'nin DEP'li milletvekilleriyle doğrudan iletişim kurabildiğini ifade etti. DEP milletvekilleriyle görüş alışverişinde bulunmaktan duydukları memnuniyeti dillendiren Grosses, yemeğin amacına ulaştığını kaydetti. DEP'lilerin mahkumiyetinin sona ermesiyle, AB ile DEP'lilerin doğrudan doğruya ilişki kurduğuna değinen Grosses , bu görüşmelerin süreceğini kaydetti.

Sorular yanıtlandı Sorular üzerine, DEP'lilerin "terör ve şiddet" konusundaki yaklaşımlarını tatmin edici bulduklarını kaydeden ,Grosses AB'nin "terör" konusunda çok net olduğunu belirterek, "terörün" temel olarak yanlış bir çizgi olduğunu ifade etti. Grosses, çatışma sürecine yeniden girilmesini "Bu Türkiye'yi içinden çıkmak istediği geçmişe geri götürür" diye değerlendirdi. "Türkiye'nin yeni bir geleceğe doğru gittiğine inanıyoruz" diyen Grosses, Türkiye'nin modernleştiğini ve demokratikleştiğini ifade etti. Grosses, "Aralık ayında yapılacak AB Zirvesi'nde Türkiye için uygun bir çözüm bulunması için iyi ve dengeli bir sürecin devam ettirilmesi beklentisindeyiz" dedi.


ŞİRİN, 'KÜRT HALKI'NDAN RAHATSIZ OLDU İstanbul bağımsız milletvekili Emin Şirin, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya, Van Valisi Hikmet Tan'ın "Kürt halkı" terimini kullanmasının "makul" olup olmadığını sordu. Şirin, TBMM Başkanlığı'na sunduğu soru önergesinde, 2 Temmuz'da Van Valisi'ni hedef alan suikast girişiminden sonra Vali Tan'ın, "Bu teşebbüs bana karşı değil Van halkına ve Kürt halkına karşıdır" şeklinde basına açıklama yaptığını bildirdi. Şirin, şu soruların cevaplandırılmasını istedi: "Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden bir valinin, Anayasa'nın 66. maddesindeki (Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür) hükmünden habersiz olması ve Kürt halkı terimini kullanması makul müdür? Van'da meydana gelen olayın bir benzeri Rize'de meydana gelse Rize Valisi 'Laz halkı', Hatay'da meydana gelse 'Arap halkı', Düzce'de meydana gelse 'Çerkez halkı' tabirlerini mi kullanacaklardır? Başta Van Valisi olmak üzere diğer valilere de bu konuda gerekli hatırlatma yapılacak mıdır?"


TAN YANIT VERDİ:
     BURADA BİR KÜRT GERÇEĞİ VAR Van Valisi Hikmet Tan, Meclis'e soru önergesi veren Emin Şirin'e tepki gösterdi. AA'ya açıklama yapan Tan, "Şirin, bölgenin gerçeklerini bilmiyor, ya da bu ülkede yaşamıyor" dedi. Tan şöyle dedi: "Söz konusu olan burada yaşayan insanlarımızdır. Saldırıda yaşamlarını yitiren insanlarımız Kürt kökenli, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. O insan bu bölgenin bu özelliğini bilmiyorsa, gaflet içindedir, bunu farkında değildir. Şirin'in kimliğinin ne olduğunu bilmiyorum. Ancak böyle bir şey varsa, benimle muhattap olsun. Kendi kendine gazel okuyor." Milletvekili Şirin'e en güzel cevabı cumartesi günü halkın verdiğini kaydeden Tan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kürt kökenli dediğim Türk vatandaşı ona gereken cevabı cumartesi günü verdi. Onun ne maksat taşıdığını bilmiyorum, ama o da ne anlatmak istiyorsa ortaya çıksın, açık açık söylesin. Burada bir Kürt gerçeği vardır. Vatandaşlar Kürt kökenlidir, ama kendilerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını ve devletlerine sadık olduklarını söylüyorlar. Şirin, bu bölgenin gerçeklerini bilmiyor ya da bu ülkede yaşamıyor. Zaten bu tür yaklaşımlardır ki sorunun çözümünü güçleştiriyor." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Kadınlar sendika yönetimlerine' Eğitim Sen'in düzenlediği Kadın Kurultayı'nın son gününe "Eğitim Sen yönetimlerinde bir kişilik kadın kotasının olması" önergesi ile ilgili tartışmalar damgasını vurdu. Bir grup delege, kadınların sendikalarda etkin olmamasına çözüm olarak yönetimlerde kota ayrılmasını isterken, delegelerin bir kısmı, kadınların önündeki engellerin kaldırılmasına dönük önlemler alınmadığı sürece kotanın çözüm olmayacağını ve bu önlemler için mücadele etmenin daha anlamlı olacağını söylediler. Kurultay, "Kadınlar sendika yönetimine" başlikli çalişma yapilmasina karar verdi. Olumlu Eylem ve Güçlenme Politikalari'na ilişkin ana raporun sunulmasinin ardindan sunum yapan Serpil Çakir, olumlu eylem politikalarinin tarihçesini anlatti. "Fırsat eşitliği" kavramından önce "Fırsat önceliği" kavramının kullanılması gerektiğini dile getiren Çakır, kadınların cinsiyetçi ayrımcılığa uğradığını, bunu gidermenin yolunun da olumlu eylemden geçtiğini belirtti. Türkiye'de ve dünyada verilen kadın mücadelelerinin kadınlara olumlu eylem ve pozitif ayrımcılık isteme hakkı verdiğini vurgulayan Çakır, yoksulluğun, şiddetin, ezen ve ezilen ilişkisinin olduğu bir dünyada "sorgulama ve değiştirme"nin önemine dikkat çekti.

Kota tartışması Çakır'ın konuşmasının ardından delegelerin konuşmalarına geçildi. Kadın olmaktan kaynaklı sorunların çözümü için de uğraşılacağını ancak kadın eğitimcileri doğrudan etkileyen Kamu Yönetimi Temel Kanunu gibi saldırı yasalarına karşı en etkin mücadelenin gözden kaçırılmaması gerektiğini söyleyen Canan Köseoğlu, kadınların kendi hakları için savaşırken "Sınıfsız, sömürüsüz toplum" özleminden vazgeçmemeleri gerektiğini bildirdi. Köseoğlu, Kürt kadınlarıyla, Filistinli kadınlarla, Iraklı kadınlarla dayanışmanın ihmal edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Pozitif destek, kota ve düzenli kadın kurultaylarının karar altına alınmasını isteyen Aynur Tuncer, kota konulmasına karşı çıkanları anlamadığını söyledi. Tuncer, "Dilerim ki politik çekişmelerimiz kadinlik mücadelemizin önüne geçmesin" dedi. Ayşe Panuş da ayrilacak kotalar için genç kadin egitimcilerin yetiştirilmesi gerektigini ifade etti. Panuş, bu önlem alinmadigi takdirde olumlu eylem politikalarinin ve pozitif ayrimciligin işe yaramayacagini belirtti. Nilgün Eroglu da tek başina kotayi savunmanin yetersiz oldugunu kaydederek sendikalarda kadinlarin güçlenmesi gerektigini dile getirdi. Egitim-Sen'li kadınların bağımsız kadın hareketi ile dayanışma içinde olması gerektiğini söyleyen Eroğlu, Eğitim Sen içindeki kadın komisyonlarının da güçlendirilmesi ihtiyacına dikkat çekti. Pınar Kesici ise önemli olanın kota ayırmak değil her kesimden kadın kitlelerini mücadeleye katmak olduğunu kaydetti. Aliye Özbay ise kadının kurtuluşu için ortak bir dil yakalanması gerektiğini ifade etti. Sınıf mücadelesi ile kadın mücadelesinin ortaklaştırılamadığını söyleyen Özbay, sadece bilinçli kadınların değil gelişmeye açık kadınların da yer aldığı kurultaylar yapılmasını diledi. Pınar Uğur ise eğitim emekçisi kadınlar içinde yapılan anketin sonuçlarına dikkat çekti. Anketlerde kadınların yüzde 80'inin erkek yöneticilerden şikâyetçi oldugunu, ancak yönetimlere gelmek istemediklerini hatirlatan Özbay, ayrilan kotalara "nasıl yöneticilerin geleceği" sorusunun düşündürücü ve kaygi verici oldugunu dile getirdi. Rahşan Inal da kota konulmasinin yetersiz oldugunu belirterek, kadinin sendika yönetimine gelmesi için gereken önlemlerin alinmadigina dikkat çekti. Kurultay süresince bile kadinlarin çocuklarini birakacaklari bir odanin olmadigini söyleyen Inal, böyle önlemler alinmasi için mücadele edilmesini istedi.

Işçi kadinlarla dayanişma Kurultayda kabul edilen başka bir önerge ile kadin işçilerle dayanişma içinde olmak için çalişmalar yapilmasi kararlaştirildi. Geçtigimiz günlerde işten atilan Harb-Iş üyesi Fatma Atak ile dayanişma için etkinlikler ve kadin işçilerle ortak konferanslar düzenlenmesi de öneriler arasindaydi. Öte yandan ABD'nin Ortadoğu ve Kafkasya halkları üzerindeki planları gözönünde bulundurularak, Türkiye'de bölge halklarının katılımıyla uluslararası bir konferans düzenlenmesi de kararlaştırıldı.


TÜRKİYE'DE SADECE 9 KADIN SIĞINMA EVİ VAR İstanbul'da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform üyeleri, kadın sığınma evleri açılması istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne dilekçe verdi. Belediyenin Merter'deki binası önünde toplanan kadınlar adına basın açıklaması yapan Neslihan Türkan, "Tüm kadın kuruluşlarınca bugün, 'halen açık olan ve bundan sonra açılmasını istedikleri kadın sığınma evlerinin kapanmaması için belediyelerin her türlü önlemi almaları, bu sığınaklarda da kadın kuruluşlarının söz hakkı ve denetimlerinin sağlanması talebiyle Türkiye çapında dilekçe verme eylemi gerçekleştirildiğini'' söyledi. Türkan, daha sonra "Kadın Sığınakları Kurultayı Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform ve İstanbul Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform" adına hazırlanan ortak dilekçeyi okudu. Uluslararası standartlara göre Türkiye'de 9 bin 40 sığınağın faaliyette olması gerektiği belirtilen dilekçede, şunlar kaydedildi: "Ne yazık ki, bugün Türkiye genelinde kadınların yararlandığı toplam 9 sığınak mevcuttur. Bu tablonun ortaya çıkmasının nedeni kanuni engeller değildir, Devletin ilgili kurum ve kuruluşları ile belediyelerin görevlerini yerine getirmemesidir. Böylelikle yaklaşık 34 milyon kadın yok sayılmıştır. Türkiye'deki tüm belediyelerin sığınaklar açmalarını, açık olan ve açılacak sığınakların kapanmaması için gerekli her türlü önlemi almalarını, bu sığınaklarda kadın kuruluşlarının söz hakkı ve denetimini sağlamalarını istiyoruz."


Gökçek'İn kapIsI kadInlara kapalI Ankara'daki kadın örgütleri temsilcileri, kadın sığınma evleri açılması için topladıkları dilekçeleri iletmek için Melih Gökçek yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde yetkili bulamıyor. Uçan Süpürge, İnsan Hakları Derneği, Yaşantı Paylaşım Merkezi, Emekçi Kadınlar Birliği, Başkent Kadın Platformu, Kadın Dayanışma Vakfı, Mazlum-Der, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği, Ka-Der, Kaos-GL, Türk Kadınlar Birlği, Cedaw ve Kadınlar Vardır Grubu tarafından "kadın sığınma evleri açılması" için toplanan dilekçeler 10 gündür kapı kapı dolaşıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi'ndeki yetkililerden 10 gündür randevu almaya çalıştığını belirten Kadın Dayanışma Vakfı Başkanı Reziz Onaran, taleplerine hiçbir cevap gelmediğini söyledi. Ankara Büyükşehir Belediyesi Personel Müdürlüğü önünde dün bir araya gelen kadın kuruluşları temsilcileri adına açıklama yapan Kadın Dayanışma Vakfı yöneticisi Gülsen Ülker Al, uluslararası standartlara göre, her 7 bin 500 kişilik nüfusa bir sığınak açılması zorunluluğu olduğunu hatırlatarak, buna göre Türkiye'de 9 bin 40 sığınağın olması gerekirken, sadece 9 sığınak bulunduğuna dikkat çekti. Bunun nedeninin yasal engeller değil, devlet kuruluşları ile belediyelerin görevlerini yerine getirmemesi olduğunu dile getiren Al, durumun anayasaya aykırı olduğunu ifade etti. Al, "Yürürlükte olan Belediye Yasası, uygulamada kadın sığınaklarının açılmasını engellemediği gibi, sosyal devletin alanını somutlaştırıcı bir niteliktedir" diyerek, kadın kuruluşları olarak, Türkiye'deki tüm belediyelerin sığınaklar açmalarını, açık olan ve açılacak sığınakların kapanmaması için gerekli her türlü önlemi almalarını ve bu sığınaklarda kadın kuruluşlarının söz hakkını ve denetimini sağlamalarını istediklerini dile getirdi. Kadınlar, daha sonra topladıkları dilekçeleri Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı'nın makamına iletmek üzere, belediyenin Yenimahalle'deki binasına gittiler.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Bu dönüşüm öldürürEmine UYAR Mal üretimi gibi hizmet sunumunun da tamamen kâra endekslendiği günümüzde, özellikle sağlık alanında yıkıcı sonuçlar doğuracak politikalar birer birer yürürlüğe konuluyor. AKP Hükümeti'nin bu doğrultudaki en önemli politikalarından birini ise sağlık ve emeklilik hizmetlerinin tamamen özelleştirilmesini öngören 'Genel Sağlık Sigortası' oluşturuyor. Hükümetin saglik alanindaki politikalari hakkinda gazetemize degerlendirmelerde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Halksagligi Anabilimdali Başkani Prof. Dr. Gazanfer Aksakoglu, Emekli Sandigi, SSK ve Bag-Kur'un sağlık ve emeklilik sigortaları fonlarında biriken paraların kâğıt üzerinde dönmesinin ve piyasada nakit olarak bulunmamasının özel sektörü rahatsız ettiğini, bu nedenle sermaye lehine harekete geçen hükümetin, "Bu sistem hantal, çalışmıyor, kuyruklara yol açıyor" diyerek özelleştirmeyi meşru kilmak istedigini ifade etti.

'Hizmet çirkinleştiriliyor' Kamuda yürütülen hizmetlerin insanlar tarafından hak edildiğini, bu hizmetlerin devletin varlık nedeni olduğunu vurgulayan Aksakoğlu, şöyle devam etti: "Başbakan, kim kendisini eleştirirse, 'bu çirkin bir söz, çirkin bir yaklaşim' diyor. Aslında bu uygulamalar çirkin. Hükümetin yaptığı, Sağlık Bakanlığı'nın getirdiği, Başbakan'ın söylediği, yapılmasını önerdiği işler çirkin aslında. İnsanlar çok daha ucuza nitelikli ve dürüst sağlık hizmeti almaya layık. Zaten, çok yüksek oranda dolaylı ve dolaysız vergi ödüyorlar. Ancak nitelikli ve ucuz sağlık hizmetleri, 'reform' adı altında insanlardan esirgeniyor. İnsanın aldığı hizmet çirkinleştiriliyor. Ben de bunu şiddetle eleştiriyorum ve kınıyorum."

Kuyruklar bitirilebilir Prof. Gazanfer Aksakoğlu'na göre, kamu hastanelerinde oluşan kuyruklari sona erdirmek de mümkün. Bu işin uzmani olarak yillardir çözüm önerileri sunduklarini, ancak yapilan çalişmalarin hükümetler tarafindan gözardi edildigini belirten Prof. Aksakoglu'na göre, ilk adım sağlık ocaklarının gerçek kimliğine kavuşturularak, güçlendirilmesinden geçiyor. SSK hastaneleri polikliniklerinin birer sağlık ocağı gibi işlediğini vurgulayan Prof. Aksakoğlu, tüm halka sağlık ocaklarına gitme hakkı tanınması (ancak sadece sevk için değil, muayene, tanı konulması ve tedavi için) durumunda kamu hastanelerindeki kuyrukların sona ereceğini söyledi.

Amaç özelleştirme Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu, Yapısal Dönüşüm Programı adı altında vergilerle oluşturulmuş fonların kamunun elinden alınarak, özel sektöre devredilmek istenmesine de özel bir vurgu yapıyor. Kamu hastanelerindeki yemek ve temizlik işlerinin özel sektöre devredilmesi yoluyla bu yöndeki ilk adımların atıldığını anımsatan Prof. Aksakoğlu'nun bu konudaki değerlendirmeleri şöyle: "Sağlık hizmeti çok özel bir hizmettir. Bu hizmeti verenler çok özel bir eğitimden geçer. Siz bu hizmeti özel sektöre verdiğiniz zaman, 'kimin üzerinden daha fazla kâr ederim, kimi daha az ücretle çalıştırırım' mantığı devreye girer. Özel sektör maaşları düşük tutmak için üç günde bir, üç ayda bir vs. eleman değiştirir. Temizlik hizmetinin özelleştirilmesi aslında bizim için korkunç bir sorun. Çok komplike, çok cana malolan bir sorun. Bu kadar masum görünen bir konu bile bu kadar tehlikeli iken şimdi mevzuatta yapılan değişikliklerle -Kocaeli'de başlamiş durumda- sagligin hekim ve hemşire ile sunumunda da özelleştirme hakki taniniyor."


SAĞLIK OCAKLARININ YAPISI Prof.Dr.Gazanfer Aksakoğlu, sağlık ocaklarının yapısı, içinde bulundukları durum ve sağlık sistemindeki yeri hakkında şu bilgileri verdi: "Sağlık ocaklarının temelinde 'bölge tabanı' diye bir kavram vardır. Sağlık ocağı kayıtlı bir nüfusa hizmet eder. Bu hizmeti de evde yapar. 'Ben bunu evde yapmayaca
ÖNCEKİ HABER

EPDK 13 firmaya lisans verdi

SONRAKİ HABER

İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa