01 Temmuz 2004 01:00

Demokratikleşme lafta

KESK'e bağlı Eğitim-Sen'in tüzüğündeki, "anadilde öğrenim görme" maddesi, TRT'de Kürtçe yayına, AB'ye uyum yasalarına, Türkiye'nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere rağmen sendika kapatma nedeni sayıldı.

Paylaş
KESK'e bağlı Eğitim-Sen, tüzüğünde "anadilde öğrenime" ilişkin madde nedeniyle kapatılmak isteniyor. Çalışma Bakanlığı'nın onayına, daha önce verilmiş takipsizlik kararına rağmen Eğitim-Sen hakkında açılan kapatma davası, TRT'de Kürtçe yayına, uyum yasalarına ve imza altına alınan uluslararası sözleşmelere rağmen "Kürtçe'ye tahammülsüzlüğün" boyutlarını gösterdi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, davayı "siyasi" olarak nitelendirdi. Eğitim-Sen hakkında, Ankara Valiliği'nin istemi ile Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu tarafından kapatma davası açıldı. Ankara 2'inci İş Mahkemesi'ne açılan kapatma davasında, Eğitim-Sen'in tüzüğündeki, "Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur" ifadesi gerekçe olarak gösterildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 15 Ekim 2002 tarihli inceleme ve yasaya aykırı bir durum görülmediği yazısına, Cumhuriyet Savcısı Hamza Uçar'ın 16.07 2002 tarihinde verdiği takipsizlik kararına rağmen, aynı tüzükten dolayı Eğitim-Sen hakkında kapatma davası açılması, AB uyum yasalarının kâğıt üzerinde kaldığını da gösterdi.

'Karar siyasi' Olaya tepki gösteren Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, sendikada düzenlediği basın toplantısında davayı "siyasi" olarak nitelendirdi. "Demokratikleşme" nutuklarının atıldığı bir dönemde mücadeleci çizgisi ile toplumun tüm kesimlerinin takdirini kazanan sendikalarının kapatılmak istenmesinin hiçbir hukuki gerekçesinin olamayacağını belirten Dinçer, "AB süreci, Kopenhag kriterleri, TRT'de başlayan farklı dil ve lehçelerdeki programlar, Kürtçe dil kursları"na dikkat çekerek, böyle bir süreçte "anadilde öğrenimi" savunduğu için açılan kapatma davasının manalı olduğunu söyledi. Devletin resmi organlarının da "Türkiye'nin farklı kültür, kimlik ve dillere sahip yurttaşların yaşadığı bir ülke olduğunu" kabul ettiğini hatırlatan Dinçer, "Türkiye'de estirilmeye çalışılan demokratikleşme rüzgârının koskoca bir yalandan ibaret olduğunun, değiştiği savunulan zihniyetin de değişmediğinin görüldüğünü" söyledi. "Demokratikleşme"ye ayak direyen bir takım güçlerin varlığına ve bunların ellerinin, kollarının bir takım yerlere uzandığına da dikkat çeken Dinçer, saldırının sadece sendikalarına değil, KESK'e de yönelik olduğunu belirterek, "Eğitim-Sen ve KESK bunun üstesinden gelecektir" dedi. Eğitim-Sen'in üyesi olduğu uluslararası örgütlere, kuruluşlara, bu antidemokratik uygulama karşısında "acil eylem" çağrısı yapacağını kaydeden Dinçer, ayrıca tüm emek ve demokrasi güçlerini, aydınları, bilim insanlarını, toplumun tüm kesimlerini demokrasi mücadelesinin en önemli parçalarından biri olan Eğitim-Sen'e sahip çıkacağını da söyledi. Susmayacaklarını kaydeden Dinçer, örgütlerine, üyelerine "Sokaklarda mücadele ile direnerek kurduğumuz sendikamıza yine sokaklarda sahip çıkmalıyız" çağrısı yaptı.


ONBİNLER ANKARA'DA OLACAK Eğitim-Sen, davanın geri çekilmemesi halinde 11 Temmuz'da 1200 Eğitim-Sen yöneticisi ile Ankara'da oturma eylemi kararı aldı. Oturma eylemi duruşma tarihi olan 13 Temmuz'a kadar sürecek. 13 Temmuz günü ise Türkiye'nin dört bir tarafından onbinlerce eğitim emekçisi Ankara'ya gelerek sendikasına sahip çıktığını gösterecek. Duruşmaya ayrıca Eğitim-Sen'in üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar ile uluslararası insan hakları örgütleri temsilcileri de davet edilecek.

'Bölünmez bütünlük' Eğitim-Sen'in kapatılması istemiyle yedi yöneticisi hakkında Başsavcı Hüseyin Boyrazoğlu tarafından açılan davanın iddianamesinde, "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü"ne vurgu yapıldı. Anayasa'nın "Türkçe'den başka bir dille eğitim ve öğretim yapılamayacağına" ilişkin 42'inci maddesine atıfta bulunularak, tüzüğün "anadilde öğrenim"e ilişkin maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen iddianamede, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası'nın 37'inci maddesine istinaden sendikanın kapatılması istendi. Oysa aynı gerekçe ile açılan ve Hamza Uçar tarafından verilen takipsizlik kararında, "kendi anadilinde öğrenim" konusunun kamuoyunda ve partiler arasında tartışıldığı, parlamentonun da gündemine alınmak üzere olduğu hatırlatıldı. 16 Temmuz 2002 tarihli takipsizlik kararında "Kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılan bir konu için sendika hakkında kapatma davası açılmasının veya yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza istenilmesinin hakka uygun düşmeyeceği"nin de altı çizildi.


EMEP TEPKİ GÖSTERDİ Emeğin Partisi (EMEP), Eğitim-Sen hakkında açılan kapatma davasına tepki göstererek, "Dava geri çekilmeli, Türkiye parti kapatan, sendika kapatan bir ülke ayıbından artık kurtulmalıdır" dedi. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Nedim Köroğlu tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Ankara Valiliği'nin, tüzüğünde anadilde öğrenimi savunduğu için Eğitim- Sen hakkında kapatılması istemiyle yargıya başvurması, sistemin Kürt sorunu karşısındaki tahamülsüzlüğünü ve ülkemizdeki demokrasi yoksunluğunu bir kere daha göstermiştir" denildi. "Eğitim ve bilim emekçilerinin örgütü olan Eğitim-Sen'in; temel insan haklarının başında gelen anadilde öğrenim hakkını savunmasından daha doğal ne olabilir ki?" diye soran Köroğlu, devletin yayın kuruluşlarından farklı dil ve lehçelerde yayın yaptığı, dil kurslarının açıldığı bir dönemde bu tür yaklaşımların gündeme getirilmesinin, olayın hukuki olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıdığını gösterdiğini söyledi. Açıklamada şöyle devam edildi: "Anlaşılan o ki, bir taşla çok kuş vurulmak istenmektedir. Amaca ulaşıldığında hem Kürtlerin temel kültürel haklarından biri ötelenecek, hem de eğitimin özelleştirilmesinin ve TBMM'de bekletilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı'nın yasalaştırılmasının önündeki engellerden biri ortadan kaldırılacaktır. Eğitim-Sen'e yönelik antidemokratik tavrı protesto ediyoruz. Dava geri çekilmeli, Türkiye parti kapatan, sendika kapatan bir ülke ayıbından artık kurtulmalıdır. Partimiz haklı davasında sonuna kadar Eğitim-Sen'in yanındadır. Emek ve demokrasi güçlerini Eğitim-Sen'e sahip çıkmaya çağırıyoruz."

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Lazlar Lazca yayın istediMüge Tuzcuoğlu Talepleri olmasına karşın, TRT'den "yayın sözü" alamayan Lazlar, harekete geçti. 17 Haziran'da, Lazca yayın talebini içeren bir metni TRT'ye fakslayan Laz aydınlar, önceki gün de Ankara'ya gelerek, TRT'ye taleplerini ilettiler. TRT'nin 7 Haziran 2004'te, anadillerde yayın yapmaya başlaması ancak Lazca'nın bu diller arasında yer almaması ve Lazca yayınla ilgili hiçbir açıklamanın olmaması, Türkiye'de yaşayan Lazları harekete geçirdi. Lazca yayın talebini hukuki yoldan yetkili mercilere ileten ve bu konudaki yasal süreci başlatan Laz aydınları, 17 Haziran'da, Lazca yayın talebini içeren bir metni TRT'ye faksladılar. Bu ilk adımın ardından, araştırmacı-yazar İsmail Bucaklişi, Avukat Memedali Barış Beşli, sanatçı Birol Topaloğlu, Refika Kadıoğlu, Avukat Arzu Kal, Avukat Özgen Hindistanlı ve Avukat Mustafa Bayram, Ankara'da TRT Yayın Denetleme Daire Başkanı ile görüştüler. Görüşmede heyete, "taleplerinin genel müdüre aktarılacağı" yanıtı verildi.

Anayasa'ya aykırı TRT'ye iletilen dilekçelerde, Lazca yayının son anda gündemden çıkarılmasının şaşkınlık ve üzüntüyle karşılandığı belirtilerek, "Gazeteci Oktay Pirim'in aktardığı habere göre kurumunuz Lazca yayından 'Rum Pontus İmparatorluğu canlandırılmak isteniyor' yolundaki istihbarat raporları nedeniyle vazgeçmiş. Bu tarihsel ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan kabul edilemez iddia, biz Laz yurttaşları rencide etmiş ve töhmet altında bırakmıştır" görüşüne yer verildi. Dilekçede, Lazca yayının yapılmamasının, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geleceği ifade edilerek, "Sonuç olarak yasal düzenlemelerle hak kazanmış olduğumuz Lazca yayının bir an önce başlatılmasını, bu konuda bizlere düşenin gereğini yapmaya hazır olduğumuzu ve bahsi geçen raporların hangi kurumlar tarafından verildiğinin ve içeriklerinin bizlere ve kamuoyuna açıklanmasını talep ederiz" denildi. İsmail Bucaklişi, gazetemize yaptığı açıklamada, bir dili ve kültürü yaşatmak görevinin, önce o kültürün mirasçılarına ait olduğunu ifade ederek, ancak devletin görevinin de, kültürel zenginliklerin yok olmasına göz yummamak olduğunu söyledi. Bucaklişi, bu korumayı her dil ve kültür kadar Laz dili ve kültürünün de hak ettiğini dile getirerek, "Atılan adımların sadece AB'ye uyum sürecinde ve bu amaçla değil halkın talep ve ihtiyaçları doğrultusunda samimi şekilde yapılacağını ümit ediyoruz. Biz Laz aydınları bunun için yıllardır mücadele ederken artık devletin de dil ve kültürümüzün yaşatılması ve yok olmaması için gereken özeni gösterip desteğini esirgemeyeceğine olan inancımızı canlı tutmak istiyoruz" dedi.

ÖNCEKİ HABER

İlk Kürtçe reklam

SONRAKİ HABER

İtalyan şirketi Astaldi, köprülerdeki hisselerini satışa çıkartıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa