29 Haziran 2004 21:00

'Yaşam patent altına alınamaz'

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) Hayır Platformu'nu oluşturan onlarca demokratik kitle örgütü, meslek odası ve çiftçiler; Türkiye'ye GDO'lu ürünlerin getirilmemesi için mücadele örgütlemeye başladılar.

Paylaş
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın (GDO) ülkeye girişini engellemek ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Ziraat Mühendisleri Odası'ndan çeşitli çevre ve demokratik kitle örgütlerine; çiftçilerden ekologlara kadar 30'dan fazla kurum ve kişi bir araya gelerek 'GDO'lara Hayır Platformu'nu kurdular. Tarım ürünlerinin genetik yapılarında değişiklik yaparak piyasaya sürülmelerine karşı olan platform, bu şekilde oluşturulan ürünlerin ve özellikle de tohumların Türkiye'ye girişinin engellenmesini istiyor. Platform imza kampanyası başlatmasının yanı sıra özel bir gazete de hazırladı. Temmuz 2004'de yayımlanacak olan 32 sayfalık gazetede, GDO ve 'GDO'ya Hayır Kampanyası' konusunda pek çok haber, yazı ve röportaj yer alıyor.

Çeşitliliğe son Aralarında Cargil ve Novartis gibi Türkiye'de de çalışan firmaların da bulunduğu birkaç uluslarası tekelin elinde bulunan bu sektöre adını veren GDO'nun tarifi: "Modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş yeni bir genetik materyal kombinasyonuna sahip olan herhangi bir canlı organizma." Çeşitli canlı türlerinin genleri birbirine aktarılarak ya da genlerinde değişiklik yapılarak GDO'lu ürünler elde ediliyor. Bir çok ülkeye girişi yasak olan GDO'ları üreten şirketler doğadaki canlıları patent altına alıyorlar. GDO'lar, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına; yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olarak; ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozuyorlar. Örneğin GDO'lu buğday, ekildiği yerdeki yabani buğday türlerini yok ediyor. Milyonlarca yılda oluşan türler 5-10 yıllık bir sürede yok oluyor. Türkiye ise biyolojik zenginlik bakımından en şanslı ülkelerden biri. GDO'lu tohum ve ürünler ise işte bu çeşitliliği öldürerek geriye sadece uluslararası GDO şirketlerinin ürettiği bir kaç ürünün kalmasına neden oluyor.

Patent tehlikesi Dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde. Hedef; tüm ülkelerin tarım ve hayvancılığını, tohum alımında kendilerine bağlanacak şekilde biçimlendirmek. Kar politikaları patent bedeli tahsil etme üstüne kurulu. Doğada milyonlarca yıl yaşayan mikroorganizmalar bile bu şirketler tarafından patent altına alınıyor; canlılar 'özel mülkiyet' altına giriyor. Genetiği değiştirilmiş pamuk, mısır ya da tütün tohumunu eken çiftçi, hasattan sonra elinde kalan tohumları ekinde yeniden kullanırsa, patent sahibine bir bedel ödemek zorunda kalıyor.

Türkiye GDO'lara Hayır Platformu ise GDO'lu tohum ve ürünlerin Türkiye'ye girişinin yasaklanmasını, GDO'lu ürün kullandığı bilinen Nestle ürünleri gibi ithal bazı ürünlerin; Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin, Türkiye'ye getirdiği ürünlerin mercek altına alınmasını ve GDO'lu ürünlerin yüzde 98'i böcek ilacı içerdiği için Sağlık Bakanlığı'nın ilgili kuruluşlarınca denetlenmesini talep ediyor. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Faruk Sarı bir süre önce, Türkiye'ye giren GDO'lu yemlik soya fasulyesinin büyük bölümün soya yağı haline getirildiğini açıklamıştı. Türkiye'ye yurtdışından getirilen soya fasulyesinin büyük bölümü, dünyanın en büyük GDO'lu soya üretcileri olan ABD ve Arjantin'den getiriliyor. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş ise "Türkiye'ye geçen yıl 1 milyon ton yemlik soya fasulyesi ve küspe girdi. Bu soyanın bir bölümü hayvan yemi olmak üzere kavruluyor, geri kalanı muhtemelen yağ fabrikalarına gidiyor ve soya yağı oluyor" açıklamasında bulunmuştu. Rekabet gücünü artırmak için bu tür GDO'lu ürünlerde domuz geni kullanıldığını belirten Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, GDO'lu ürünlerin insanlarda nesiller boyu sürecek hastalıklara yol açabileceğini söyleyerek, "Bu ürünler bebek mamasından kolalı içeceklere, hatta baklavaya kadar uzanabilir" demişti.


SAĞLIĞA ETKİLERİ Uzmanlara göre, GDO'lu ürünlerin sağlık riskleri şunlar; antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da allerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda insan ve hayvan bünyesindeki mikroplarla birleşme ve yeni hastalıklara neden olması ihtimali. Rowett Enstitüsü'nde yapılan son deneylerde genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin fareler için zehirli olduğu, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğu ortaya çıkmış. Kolera bakterisi taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk geni taşıyan patates, balık geni domates gibi frankeştaynlar gıda olarak sunulmaya çalışılıyor.


AÇLIK DEĞİL ADİL DAĞITIM GDO savunucuların temel iddiası 'açlığa son vermek'. İddianın dayanağı, bu yöntemle tarıma uygun olmayan alanlar da bile tarım yapılabilecek olması. Ancak GDO'ya Hayır Platformu bu iddiayı şöyle çürütüyor: Dünyada herkese yetecek kadar besin var, açlığın nedeni bu dağıtımda adelet olmaması. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 1990 tarihli raporuna göre, tahıl üretimindeki artış, nüfus artışından yüzde 50 daha fazla. ABD Tarım Bakanlığı'nın verilerine göre, ABD'liler her yıl üretilen gıdanın yüzde 25'inden fazlasını israf ediyor. Sadece 1995 yılında çöpe atılan gıda miktarı 43 milyon ton civarında. Bir kişinin günde ortalama 1.5 kilo gıda tükettiğini varsayılınca, israf edilen gıdanın sadece yüzde 5'i bile geri kazanılsa 4 milyon insanın doyması sağlanabilir.


'TÜRKİYE'YE SOKULMASIN' GDO'ya Hayır Platformu temsilcilerinden Mebruke Bayram, GDO'ları "yüzyılın en büyük felaketi" olarak nitelendirerek şöyle konuştu: "Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir ülke. Ancak, sadece türlerin azalması değil tehlikeli olan, bizim türlerimizin patentinin uluslararası bir tekelin elinde olacak olması asıl tehlike. Sizin buğdayınızı alıp çok basit bir değişiklik yapıp onu patentini aldığında, siz artık aslında kendinize ait olan bu buğdayı para ödemeden üretemezsiniz. Hindistan'da bir köyde, halkın bin yıllardır böcek ilacı ve hatta insan sağlığı için kullandığı bir tespih ağacı var. Bir Amerikan patent firması ağacın sadece özelliğini arttırıcı küçük değişiklikler yaparak patentini ele geçiriyor ve köylülere dava açıyor: 'bizim ürünümüzü kullanıyorsunuz' diye. Halbuki köylüler bunu 2 bin yıldır kullanıyorlar ve onlara ait. İşte böyle somut olaylarla karşı karşıyayız. Uluslarası şirketlerin öyle dünyanın geleceği, insanın sağlığını düşündükleri görülmemiş; amaç yine kar etmek. GDO, 21.yy'ın yeşil altını. Kar üstüne kar elde edilen bir sektör. Türkiye'de ise basının en çok ilgisini çeken daha çok sağlığa etkileri; geleceğimizi nasıl etkileyeceği basında yer almıyor. Halbuki biyolojik çeşitliliği azaltması ve firmaların tohumu tekelleri altına almaları, geleceğimizi etkileyen gelişmeler. Bir çok yoksul ülke buna karşı duruyor. Venezüella ve bir çok Afrika ülkesi 'hiç bir ürünü ülkeye sokmayacaklarını' açıkladı. Türkiye'de böyle bir tavır alınmasını ve tohumların bu ülkeye sokulmasını istemiyoruz. Türkiye'de bunu denetleyecek tek labaratuar Ankara'da o onun çalışanları da henüz eğitim aşamasında. Bu ürünler gümrüklerden giriyor ve buralarda bir denetim yok. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden örneğin Cargill, Novartis gibi şirketlerin çiftçiye bedava tohum dağıttığını duyuyoruz. Bedava dağıtılıyor olması şüpheli. Bir ilaç bile piyasa sürülmeden önce yılarca labaratuarlarda denemeleri yapılır, hatta piyasa sürüldükten sonra bile kontrol edilir ama, GDO'lu ürünler hiç bir denetim sürecine sokulmadan piyasaya sürülüyor ve denetimleri yapılmıyor.

ÖNCEKİ HABER

İllere göre geçim endeksi

SONRAKİ HABER

Cezayir'de ‘Buteflika temsilcileri’ne karşı kitlesel eylem

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa