27 Haziran 2004 01:00

'Ortadoğu belirsizlik içinde'

İspanya'da yaşayan Kanadalı araştırmacı ve yazar Daniel Estulin, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik planlarına farklı açılardan bakıyor.

Paylaş
İspanya'da yaşayan Kanadalı araştırmacı ve yazar Daniel Estulin, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik planlarına farklı açılardan bakıyor. Rusya ve Hindistan gibi ülkelerin planlarının denklem dışında bırakılamayacağını belirten Estulin, Batı Avrupa devletlerinin, Amerikan planlarına destek verdiği kanısında. Evrensel: ABD, "Büyük Ortadoğu Projesi" (BOP) ile neyi hedefliyor? Daniel Estulin: 2004 Bilderberg toplantısının ana gündemlerinden biri, BOP idi. Bu proje; Fas'tan Afganistan'a dek küresel bir stratejiyi hayata geçirmeyi hedefliyor. Bush'un kuklacıları; masaya, Avrupalı müttefikleri ile işbirliği yaptıkları izlenimi yaratacak bir şeyler koymak istiyor. Böylece, tam da seçim yılında, Ortadoğu konusunda dünyayla işbirliği içinde olduklarını öne sürecekler. Almanya Dışişleri Bakanı Joshka Fischer ve Başbakan Gerhard Schröder, BOP'a onay vermiş görünüyor. Ama Fransızlar daha temkinli. Önce Filistin sorununun çözülmesi gerektiğini söylüyorlar ve bunda haklılar. Avrupalılar, ABD'nin BOP'un finansmanı için kendilerine baktığını görüyor. Ve AB'nin Dış Politika ve Güvenlik Şefi Javier Solana, BOP'a yüzde 100 destek vermekte. BOP'un, mevcut ABD politikalarının başarısızlığı nedeniyle bir tepki olabileceğini düşünüyorum. Saddam rejimini yok etmenin ve Filistin için Yol Haritası'nı uygulamanın, Batı yanlısı bir demokratikleşmeyi teşvik edeceğini söylemişlerdi. Ama Yol Haritası çıkmaza girdi, Irak bataklığa dönüştü, Afganistan için hazırlanan "Marshall Planı" da fiyaskoyla sonuçlandı. "Büyük Ortadoğu" konusunda büyük laflar etmek, cahil bıraktırılmış Amerikalı seçmeni, bu inisiyatifin samimi olduğuna inanmasına yol açıyor. Bu anlamda BOP'un ABD içinde belli bir etki yaratması mümkün. Ama Ortadoğu'da bir etki olasılığı çok zayıf. Bunun üç sebebi var. Birincisi İsrail-Filistin çatışması. Washington ve George W. Bush, İsrail'in ördüğü yeni güvenlik duvarının Arap kamuoyu açısından ne ifade ettiği konusuna tamamen kayıtsız. Bölge halkları, ABD'nin İsrail'e kayıtsız şartsız destek verdiğini görüyor. Bu nedenle, ABD'nin Filistin konusunda "adil uzlaşma" söylemine inanmıyorlar. İkinci sebep ise, Irak işgaliyle birlikte, bu ülkenin ekonomisi üzerinde kurulan kontrol. "Serbest piyasa" ve özelleştirmeye yönelik hızlı hamleler, yeniden inşa ihalelerinin zengin ABD şirketlerine verilmesi, Irak'ın ekonomik bağımsızlığı konusunda kuşku uyandırıyor. Üçüncü sebep ise, Irak'taki uzun vadeli Amerikan askeri varlığı. ABD askeri planlamacıları, 3 yıllık bir süre boyunca 100 bin işgal askerinden bahsediyorlar. Dahası Irak'ta, dört kalıcı askeri üs kuruluyor. Dolayısıyla, Washington istediği kadar "demokratikleşme"den bahsetsin, pratik bu lafları doğrulamıyor. Irak'taki devasa petrol rezervlerini de ekleyince, bu süslü sözlerin, Irak'ta bir "uşak devlet" oluşturma niyetinin önünde bir örtüden ibaret olduğu görüşü, neredeyse evrenselleşiyor. Bölge ülkeleri BOP'a nasıl tepki verebilir? BOP, bölgeyi nasıl etkileyecektir? Bence, BOP'a yönelik olası ve kestirilemez tepkileri anlayabilmek için, Ortadoğu'ya İran, Afganistan, Hindistan ve Rusya'yı da katarak düşünmemiz gerekir. Tabii kimse Rusya ve Hindistan'ı Ortadoğu'ya dahil etmez, ama bir örnekle ne demek istediğimi açıklayayım. Afganistan'a bakın, Kuzey İttifakı'nın müttefiklerine. Bu ittifakın en iyi müttefiki Rusya. Rusya, Orta Asya'da egemenlik mücadelesinde Bush yönetiminin en önemli rakibi. ABD, 1980'lerde Afganistan'ı Rus yörüngesinden çıkarmak için milyarlarca dolar harcamıştı. Bush yönetiminin, Kuzey İttifakı ve Hamid Karzai'yi korumak için bu politikadan vazgeçmesi söz konusu değildir. Öyleyse en iyi yol; Afganistan'ı Pakistan'a ihale etmek ve Pakistan'a hiç de iyi gözle bakmayan Rusları dışarıda tutmaktır. Kuzey İttifakı ve özellikle Hazara bölgesindeki Şiiler, İran'a da yakın. İran, Şahbahar limanını Afganistan'ın Herat kentine bağlayacak bir karayolu inşa ediyor. Herat üzerinden de, güneydoğudaki Kandahar'a uzanacak. Yani Washington'daki neomuhafazakârların İran'a savurdukları tehditler boşuna değil. Bush yönetimi bugün İran'da kan dökmeye istekli olmasa bile, Afganistan'daki İran nüfuzunu dağıtmak isteyecektir. Eğer Karzai hükümeti uzun süre işbaşında kalırsa, İran'ın nüfuzu artar. Taliban bunu istemiyor. Onlar Rusya'ya da, Şiilere de, İran'a da karşı. Taliban'ın bu "meziyeti", elbette Washington'un dikkatini çekiyor. Son olarak, Hindistan faktörü var. Görece önemsiz bir faktör olsa da, Taliban seçeneğinin artı ve eksilerini hesaplarken devreye giriyor. Bush yönetimi, Hindistan ile yakın ilişkiler istiyor. Karzai hükümetinin işbaşına geldiği 2001 kışından bu yana, Afganistan'daki Hint faaliyetleri katlanarak arttı. Pakistan, bu gelişmeye şüpheyle bakıyor. Washington ise, Hindistan'ın Afganistan konusunda Rusya ve Afganistan ile stratejik bir ittifaka gitmesini istemez. Tek bir ülkedeki bu hesaplar gösteriyor ki, bütün bölge belirsizlik içinde. ABD Suriye'ye ne yapacak? İran Irak'taki savaştan uzak duracak mı, yoksa kargaşayı daha da artırmayı mı tercih edecek? Hüsnü Mübarek ömrünün sonuna dek Mısır'ın diktatörü olarak kalacak mı, yoksa yerine oğlunu mu geçirecek? Bu takdirde Mısır/Suriye, Mısır/ABD ve Mısır/İsrail ilişkileri nasıl etkilenecek? Sorular uzayıp gidiyor. Amerikalıların ifadesiyle "eski Avrupa", NATO üzerinden Ortadoğu'da kendilerine biçilmek istenen rolü kabul edecek mi? Bu "eski-yeni Avrupa" sözlerinin, yaratılan gerilimlerin sırf dekor olduğunu düşünüyorum. Gerçi evet, ABD, Fransa'nın Irak işgalini reddetmesiyle epey incindi. Burada sihirli sözcük Bilderberg'dir. Bilderberg grubunun yıllık gizli toplantılar yaptığını biliyoruz. Eisenhower'dan bu yana her ABD Başkanı bu gruba mensuptur. Tony Blair de, İngiliz hükümetinin diğer üst düzey yetkilileri, Lionel Jospin (Fransa eski Başbakanı), Jacques Santer (Dünya Bankası eski Başkanı), Romano Prodi (Avrupa Komisyonu Başkanı), Wim Duisenberg (Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı), James Wolfensohn (Dünya Bankası Başkanı), Javier Solana (Avrupa Konseyi Genel Sekreteri), George Soros da üyedirler. Bu toplantılarda belli konularda uzlaşma sağlanır ve aynı zamanda; ticari çıkarlar devreye girer. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, NATO'nun yerine bir Batı Avrupa Birliği ordusu geçirilmesi, istihbarat meseleleri, İsrail'in savunulması, Türkiye'nin özellikle "terörle savaş" ve Orta Asya kaynaklarına ulaşma bağlamında taşıdığı önem... Bu konuların tamamı, yıllık Bilderberg toplantılarında, kapalı kapılar ardında tartışılıyor.
Domino etkisi... İspanya'da iktidara gelen Sosyalist Parti'nin Irak'tan asker çekmesi ile birlikte, Avrupa çapında ABD'yi zora sokacak bir "domino etkisi"nden söz edebilir miyiz? Hollanda, İtalya, Polonya, Bulgaristan gibi ülkeler Irak'ta asker bulundurmaya devam ediyor... Domino etkisi... ABD'nin domino etkisi için İspanyollara ihtiyaç duyduğunu sanmıyorum, kendi başlarına gayet iyi iş çıkarıyorlar! Iraklı Şiilerin ABD ile çatışmaları yoğunlaşırsa, Basra'daki İngilizler de çekip gidebilirler. Yok gitmezlerse, Başbakan Tony Blair, tıpkı geçmişte Margaret Thatcher'a olduğu gibi, kendi partisi tarafından aforoz edilir. Irak'taki her asker kaybı, Bush'un "gönüllüler koalisyonu"nda ufak bir gedik daha açıyor.


Daniel Estulin kimdir? 1966'da Litvanya'da doğdu ve Kanada'ya yerleşerek Toronto Üniversitesi'nden makine mühendisi olarak mezun oldu. 9 yıldır İspanya'da yaşayan Estulin, "iletişim yeteneği" konusunda dört kitap yazdı. Aralarında BP ve Shell gibi en büyüklerin de bulunduğu Batılı şirketlere iletişim konularında danışmanlık yapıyor.Diğer yandan, çeşitli dergi ve internet sitelerinde güncel politik makaleler yazıyor.

ÖNCEKİ HABER

ABD-AB Zirvesi'nde uzlaşma

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa