22 Haziran 2004 21:00

Başka analar ağlamasın

DEP'lilerin ziyaret ettiği asker ailesi, barıştan yana olduğunu ifade etti. Evladını çatışmada yitiren anne Rındıka Akman, "Çocuklarımızı savaşa sürmesinler. Kimse ölmesin" dedi. Baba Akman da, "Artık analar ağlamasın" diye konuştu.

Paylaş
Şırnak'ta meydana gelen çatışmada yaşamını yitiren asker Murat Akman'ın ailesi, acısı hâlâ taze olmasına rağmen "barış" mesajı veriyor. Batman'ın Çamlıktepe Mahallesi'nde oturan ve geçimlerini tarım işçiliği yaparak sağlayan Akman ailesi, çocuklarını kaybetmenin acısını ilk günkü gibi yaşıyor. Acılı anne Rındıka Akman, gözyaşlarının sadece kendi çocuğu için değil çatışmalarda yaşamını yitiren herkes için olduğunu söyledi. Uzun bir aradan sonra yine savaşın başladığını, anaların yüreğinin yine parçalanacağını ifade eden Akman, "Yine savaş başladı, korku ve endişe yine anaların yüreğini parçalayacak. Artık yeni cenazeler bekler olduk. Barış olsun biz barış istiyoruz. Artık söyleyecek bir şey bulamıyorum çocuklarımız ölmesin. Çocuklarımızı savaşa sürmesinler. Kimse ölmesin" dedi.

'Artık analar ağlamasın' Çocuğunu kaybetmenin vermiş olduğu üzüntü ile gözyaşlarını tutamayan baba M. Sabri Akman ise, hiçbir anne babanın aynı acıları yaşamasını istemediklerini söyledi. Baba Akman, yetkilileri şu çağrıyı yaptı: "Çocuğumuz geri gelmeyecektir, biliyoruz ama çatışmaları hemen durdursunlar. Yetkililer sesimizi duysun. Kan dökülmesin. Biz ölümün taraftarı değiliz. İster Iraklı ister Filistinli olsun kimsenin savaşlarda ölmesini istemiyoruz. Bizim evimiz yıkıldı, başkalarının yıkılmasın. Artık analar ağlamasın."

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İmza atıldı, sıra uygulamadaElif Görgü Dünyanın en tehlikeli kimyasal maddeleri sayılan 'Kalıcı Organik Kirleticiler'in (KOK) kısıtlanmasını öngören Stokholm Anlaşması yürürlüğe girdi. Anlaşma 60 ülke ile birlikte Türkiye'yi de 17 Mayıs'tan itibaren bağlıyor. 150'den fazla ülke tarafından imzalanmış olan anlaşma, pestisitler (bir tür tarım ilacı) ve klorun kullanıldığı endüstriler ile atık yakma tesisleri yüzünden ortaya çıkan ve kanserojen olan dioksin gibi maddeleri kapsıyor. Anlaşma, kimyasallara maruz kaldığı için kanser, doğuştan sakatlık ve diğer ciddi hastalıklara yakalanan insanların uğradıkları zararın ortadan kaldırılmasını amaçlıyor. Anlaşma ayrıca, yeni KOK'ların yaratılmasını da yasaklamayı öngörüyor. Dünyada 1960'larda çevre konusunda incelemeler yapan bilim insanları, bugün Kalıcı Organik Kirleticiler diye adlandırılan endüstriyel kimyasalların doğal yaşam ve insanlar üzerinde şiddetli ve uzun vadeli etkileri olduğunu ilk kez o zaman fark etmişlerdi. Stokholm Anlaşması, yıllar süren görüşmeler ve özellikle ABD'nin baltalama çabalarına rağmen, 23 Mayıs 2001 tarihinde imzaya açılmıştı.

Türkiye imzaladı ama... Türkiye ise, 23 Mayıs 2001 tarihinde Stokholm Anlaşması'nı imzaladı, ancak Meclis'ten hâlâ geçirmedi. Ancak anlaşmanın yasal yaptırımı 17 Mayıs'tan itibaren başladı. Türkiye'deki başlıca KOK kaynakları ise İzaydaş gibi atık yakma tesisleri, ülkenin tek PVC ve en büyük klor üreticisi PETKİM, tarım ilacı üretimi ile demirçelik tesisleri. PETKİM bugün, plastik, tekstil, kauçuk, otomotiv, elektronik sanayilerinin hammadde olarak kullandığı 50'ye yakın petrokimyasal madde üretiyor, Yarımca ve Aliağa'daki komplekslerinin toplam üretim kapasitesi senede 2.9 milyon tona ulaştı.

Ürünleri zehirliyor Greenpeace Akdeniz Bölge Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, KOK'ların çevreye ve insan sağlığına etkileri üzerine sorularımızı yanıtladı: KOK'lar hangi maddelerdir? Kalıcı Organik Kirleticiler ilk olarak olarak elimine edilmesi gereken 12 kimyasal ve iki grup olarak ele alınmaktadır. Bunlar, endüstri tarafından bilerek üretilen kimyasallar, tarım ilaçları olan aldrin, endrin, toksafen, klordan, dieldrin, heptakol, mireks, DDT ve endüstriyel kimyasallar olan heksaklorobenzen ve PCBler'dir. Tarım ilacı olanlardan bir kısmı (örneğin DDT, aldrin) yıllar önce bazı ülkelerde yasaklandı ancak hâlâ pek çok ülkede kullanılmaya devam ediyor. Bu ilaçlar tarım ürünlerini zehirlemekle kalmayıp toprağı kontamine ederek ve yeraltı sularına da karışarak varlıklarını sürdürüyorlar. İkinci istenmeyen endüstriyel yan ürünler, çevreye yayılan kimyasallardır. Bunları, PCB'ler, heksaklorobenzenler, dioksinler ve furanlar olarak sıralayabiliriz. Buna en belirgin örnekler, klor ve PVC plastiği üretimi, atık yakma tesisleri (klor içeren her atık tipinin yakımı), kâğıt beyazlatma gibi klor kullanılan üretim biçimleridir. Atık yakma tesislerinde klorlu bileşen içeren herhangi bir ürün yakıldığı takdirde hem atmosfere gaz olarak karışan hem de küllerde biriken dioksin, furan ve PCB'lerin önüne geçmek mümkün değil. Aynı sekilde PVC plastiğinin üretimi sırasında da çeşitli aşamalarda dioksin açığa çıkar. Türkiye'de bu anlaşma çerçevesinde neler yapılmalıdır? Öncelikli olarak konvansiyonun TBMM'ye sunulması, onaylanması ve hemen ulusal eylem planının çıkarılması, ülke çapında bir kimyasal madde kullanım envanterinin hazırlanması gerekiyor. Çevre Bakanlığı geçen yıl BM bünyesinden 500 bin Euro fon alarak, bu envanter çalışmasını yapacaklarını taahhüt etti. Şu anda bu çalışmanın ne düzeyde olduğunu bilmiyoruz, çünkü bakanlığın bilgi akışı son derece yetersiz. PVC plastiğinde alternatif bir kimyasal ile üretim yapamazsınız, ancak PVC yerine aynı altyapı ile 'PE veya polypropylen' üretebilirsiniz. Ya da ana KOK -dioksin- kaynaklarından biri olan atık yakma tesislerinin (İzaydas, İzmit tehlikeli ve klinik atık yakma tesisi ve Kemerburgaz klinik atık yakma tesisi gibi) de kapatılması söz konusudur. Türkiye'de uygulanan çevre politikalarına güveniyor musunuz? Turkiye'de en büyük çıkmaz hukukun çiğnenebilirliğidir. Özellikle çevre konularında mahkeme kararlarının uygulanmadığı, Bergama, Gökova termik santralları, Yatağan Termik Santralı gibi pek çok örnek var. Böyle bir ortamda elinizde yasal altyapı olsa bile uygulanmaması ve bu konuda hiç bir hesap verilmemesi çok yaygın bir durum. ABD Stocholm Sözleşmesi'ni neden engellemeye çalışmıştı? ABD kökenli kimya sanayi, hem Stokholm Anlaşması hem de şu anda AB'de hazırlanmakta olan kimyasalların denetimi, kontrolü ile ilgili mevzuatın yürürlüğe girmemesi ya da en azından içeriğinin kısıtlanması için oldukça yoğun baskı uyguluyor. Dünyanın en büyük kimya devlerinin pek çoğunun ABD merkezli olduğu düşünülünce (Dow Chemicals gibi) bunu anlamak pek de zor değil.


SAĞLIĞA ETKİLERİ KOK'lar, besin olarak tüketilen sıvı yağlar, süt, tereyağı ve et gibi yağlı maddelerde birikiyor ve yoğunlaşıyor. Yakın çevreyi kirlettikleri gibi, nehirlerle, hava akımlarıyla ve okyanus akıntılarıyla binlerce kilometre yolculuk da yapabiliyorlar. Bugün, Kuzey Kutbu gibi çok az endüstriyel etkinlik olan uzak bölgeler bile kirletmiş durumda. İnsanların KOK'lara maruz kalmasına yol açan en önemli kaynak ise besinler. Haziran 2000'de ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), çok yağlı besin tüketen insanların dioksine maruz kalmaları nedeniyle 1000'de 1 gibi yüksek oranda kanser riskiyle karşı karşıya olduklarını hesapladı. Maruz kalınan olumsuz etkiler, endokrin bozuklukları, öğrenme bozuklukları, kısırlık gibi üreme sorunları, bağışıklık sistemi değişimleri, endometriosis (bir rahim hastalığı), şeker hastalığı sıklığında artış şeklinde sıralanabilir. Zehirler plasenta yoluyla anne rahmindeki fetusa ve anne sütü yoluyla bebeğe de geçebiliyorlar.

ÖNCEKİ HABER

Yol çalışması isyan ettirdi

SONRAKİ HABER

Ağrı'da belediye binasındaki dini nikaha TBB Başkanı Metin Feyzioğlu şahitlik yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa