19 Haziran 2004 01:00

Romalı tanrı KRAL İANUS

Roma'yı yurt edinen Teselya göçmeni tanrı İanus'un egemenliğini sürdürdüğü çağ, bölgedeki ve de bütün dünyadaki insanların görüp göreceği ilk ve belki de son "altın çağ" olmuştur...

Paylaş
Şimdiki Roma kentinin ilk kurucusu olan İanus, Latin uygarlığının en baştacı edilen tanrısıdır. Hatta daha sonraları Latin dünyasına giren, Yunanların Zeus dedikleri baştanrı Jüpiter'den çok daha etkin bir yeri vardır bu tanrının. Latinlerin bu cömert ve insansever tanrısı, aynı zamanda yedi tepeli Roma kentinin de içinde bulunduğu Latium bölgesinin kralıdır. Bazı efsanelere göre İanus, Yunanistan'ın Teselya bölgesinden buraya göçmen olarak gelip yerleşmiş, yeni ülkeyi vatanı edinmiş bir tanrıdır. Çok daha sonraları İanus; Yunanistan'ın Olimpos dağındaki tanrılar arası taht kavgası sırasında, saraydan kovulan tanrı Saturnus'a büyük bir konukseverlikle kucak açmış, Roma'da ona yer yurt bağışlamıştır. İanus'un; böylesi bir cömertlikle göçmen halinden anlaması bile kendisinin de eski bir göçmen tanrı olduğunu kanıtlamaktadır.

Son altın çağ Roma'yı yurt edinen Teselya göçmeni tanrı İanus'un egemenliğini sürdürdüğü çağ, bölgedeki ve de bütün dünyadaki insanların görüp göreceği ilk ve belki de son "altın çağ" olmuştur. Çünkü hem tanrı hem kral olarak İanus; halkına ve onun çözümsüz gibi duran sorunlarına insan ve insancıl gözlerle baktı hep. Üstelik sürekli halkının yanında oldu; krallığının toprakları dışındaki ülkelerin malında mülkünde, hazinelerinde gözü olmadı hiç. Binicisine göre kişneyip koşan bir kısrak örneği, İanus'un ülkesinin toprağı da; üstünde yaşayan iyi niyetli insanlarına bütün cömertliğiyle kendiliğinden sunuyordu nimetlerini. Çünkü bu toprakların tanrısı İanus; orada yaşayan insanlara; insanca yaşamanın ve kendi kutsal emeğiyle üretmenin bütün hünerlerini ve bundan duyulabilecek coşkulu insancıl sevinci hissettirip öğretti. Bundan başka aynı İanus, denizlerin ve toprakların; kıyılarında ve üstünde yaşayan insanlara duyduğu o gizli aşk ve sıcaklıkla haşır neşir etti halkını. Onları bu gizli aşkla harmanlayıp bütünleştirdi. Bu aşkla toprağın altında bekleyen tohumları kendiliğinden çatlattı; yeraltında uyuyan suları uyandırdı. İnsanın emeği ve yüreğiyle ürettiğinin kardeşçe paylaşıldığı sürece, insanların dünyasında savaşın, yalanın ve talanın yeri olmadığını gösterdi onlara. Üstelik kardeşçe paylaşıldığı sürece, bir ülkede kutsal üretim ve barış eksilmiyor, tersine ürüyor, durmadan artıyordu. İanus'un çağında insanlar, insanca yaşayabilmenin onuruna ve üretmenin kutsal tadına öylesine alışmışlardı ki, sanki toprak ekilmeden yeşeriyor, her taraf mahsule kesiliyordu. Daha sonraları bu altın çağı öve öve bitiremeyen nice soylu ozanlardan biri; örneğin Ovidius şöyle dillendiriyordu o çağı: "Daha kesilmemişti dağlarda çamlar (…)/ Bilmiyordu ölümlüler/ Yaşadıkları kıyılardan başka kıyıları / Ülkeler daha çevrilmemişti hendeklerle / Yoktu kılıçlar, tulgalar/ Dayanmaksızın ordulara, güvenlik içinde / Gönlünce yaşıyordu uluslar."

Geçmişi ve geleceği görme yetisi Tanrı İanus; çiftçiliğin yanında onlara gemi yapmayı, kentler kurmayı, güzel sanatları, para basmayı da öğretti. Ülkesine konuk ettiği tanrı Saturnus da bu iyi yürekli tanrıya, geçmişi ve geleceği görme yetisini bağışladı. Onun için Romalılar onu hep iki çehreli olarak gösterirlerdi. Örneğin o çağın altın paralarında onun hem sağa hem sola bakan iki çehreli kabartmaları vardı. Üstelik her başlangıcın tanrısı sayıldığı için, yılın ilk ayına, onun adını anıştıran İanuarius adını vermişlerdi. Üstelik ülkedeki bütün mutlu evlerin kapılarını da o beklerdi. Çünkü kapılar da kendisi gibi iki tarafa bakardı; hem içeriye hem dışarıya… Ne var ki kısa bir süre sonra Roma'nın bu altın çağında onulmaz bir yozlaşma başladı. Çünkü Romalı erkekler, komşuları Sabin ülkesinin evli kadınlarını kaçırıp kendilerine eş yapmaya başladılar. O zaman da Sabin kralı Tetius, bir gece Roma'ya bir baskın düzenledi. Kentin Kapitalyum tepesinin bekçisi umarsızca kaleyi teslim etmek üzereyken, Tanrı İanus Romalılara gene acıdı. Yerden fışkırttığı kızgın bir su kaynağını baskıncıların üzerine püskürterek onları kaçırttı. Böylesi bir iyiliğe karşı Romalılar, tanrı İanus adına Forum'da büyük bir tapınak kurdular. Bununla birlikte daha sonraları gelen bütün ülke kralları, daha da azgınlaşıp ülke dışı, uzun erimli işgal ve yağma seferlerine çıkmaya başladılar. Haliyle ardı ardına gelen bütün krallar, tanrı İanus dışarı çıkıp gene kendilerine yardım etsin diye, onun tapınağının kapısını sürekli açık tuttular. Bu kapı; kral Agustos çağında, ülke biraz barışa kavuşur gibi olduğunda yalnızca kısa bir süre için bir kez kapatılabildi! Zaten bu çağlardan sonra tanrı İanus gibi barışsever ve insancıl bütün tanrılar, kapıları açık da kapalı da olsa, insanların savaşlarından yaka silkmeye başladılar. Haliyle zaman içinde daha da yozlaşmış birtakım savaşçı yöneticilerin ve onları yedeğine alan sömürgen anamalcı sınıfların sürekli ürettikleri silahlar öylesine ürkünçleşti ki, barış tanrıları bile korkularından tapınaklarına kapandılar. Görünen o ki, insanlar İanus'un o altın çağına yeniden ulaşıncaya dek, bu sancılı ve acımasız sürecin böylece sürüp gideceği kesin...

ÖNCEKİ HABER

Bush hakkında suç duyurusu

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa