15 Haziran 2004 01:00

Nesnelerin dili var

Şair Salih Bolat, dizeleriyle bizi 'bildik' yerlerden alıp 'bilmediğimiz' yerlere götürüyor. Yeni kitabı ''Açılmış Kanat'' ile bir kez daha okurlarıyla buluşan Salih Bolat ile söyleştik.

Paylaş
Yeni şiir kitabınız, ''Açılmış Kanat" yedinci kitabınız olarak yayımlandı. Bu kitabınıza geçmeden önce, ilk kitabınız "Yaşanan", hangi yıllarda, nasıl bir dönemde ve nerede oluştu? İlk kitabım "Yaşanan", 1983 yılında yayımlandı. Çok zor koşullarda. Şiir kitabı yayımlatmak, yayımlatılması en zor olan kitap türüdür. Aslında ilk kitabımın da son kitabımın da yayımlanma serüveni, gerçekten romanı yazılabilecek bir süreçten geçti. Yaşanan, o zamanlar Ankara'da bulunan Yaba Yayınları arasında çıktı. Kitabın bin beş yüz adet baskı maliyeti, otuz bin liraydı. Bunun on bin lirasını ben karşıladım. Eşimin bir altın bileziğini borç olarak aldım. Kitap yayımlanınca, bana beş yüz adet verdiler. Gerçekten bu beş yüz adet kitabı çok kısa bir sürede sattım ve eşimin parasını ödedim. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi, kendi yaşadıklarım, şiirlerimin önemli boyutunu oluşturuyordu. 1980 askeri darbesinin umutlarımızı, düşlerimizi, özgürlüklerimizi tutukladığı, işkencelere yatırdığı, gözaltına alarak kaybettiği günlerin duyarlılıklarını şiirlerimde yazmaya çalışıyordum. Açılmış Kanat, Papirüs Yayınları arasında çıktı. Yayımlanmadan iki yıl önce, 2002 Ahmed Arif Şiir Ödülü'nü de almıştı. Önceki kitaplarının bazıları da ödüller aldı. Ödüller şiirinizi nasıl etkiledi? Yayımlanmış yedi şiir kitabımın dördü ödül aldı. İlk şiir kitabımın dışındakiler, kitap olarak yayımlanmadan önce, dosya olarak katıldığım ödülleri aldı. Bu ödüllere katılmamın nedeni, öncelikle, dosyalarımın kitap olarak yayımlanmasını kolaylaştırmaktı. Çünkü şiirlerim ödül alırsa, daha kolay kitap olarak basılacaklarını düşünüyordum. Ama biri hariç, hiç de öyle olmadı. 1986 yılında aldığım Yaşar Nabi Nayır ödülü, Varlık Yayınları tarafından veriliyordu ve ödül olarak, kitabın Varlık Yayınları tarafından basılacağı söyleniyordu. Bu büyük bir şeydi. "Bir Afişin Önünde" adlı uzun şiirimle katıldım ve ödülü aldım. Kitabım gerçekten de Varlık Yayınları'ndan çıktı. Ama "Karşılaşma" ve "Açılmış Kanat" adlı dosyalarımla ödüller aldığım halde, iki yıl sonra basılabildi. Yani ödül almak, kitabın basılmasını kolaylaştırmıyordu artık. Şiir kitapları satmıyordu ve yayınevleri şiir kitabı basmayı, ticari açıdan intihar etmek olarak algılıyorlardı. Sizin de tanık olduğunuz gibi, şiir artık popüler kültürün malı olmuştu ve estetikten nefret eden bir kültür, yaşamımızda egemenliğini kurmuştu. Neyse... Ödüllerin şiirin estetik gelişimine herhangi bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Bir şair niçin yazar? Salih Bolat'ı şiir yazmaya iten nedir? Dünyanın ve yaşamın şu gördüklerimizle, şu duyduklarımızla ve şu söylediklerimizle sınırlı olmadığını, duyularımızın dışında da bir anlamlar evreninin olduğunu hissediyoruz. Ama doğal dilin gücü bu evrene özgü anlamları ifade etmek için yeterli değil. İşte bu anlamlar evrenini, en azından kendi duyularımın sınırları içine çekebilmek için şiir yazıyorum. Boşluğun altını çizmek, onu kareler, yuvarlaklar ya da üçgenler içine alabilmek için... Bu yüzden taşları dinliyorum, bulutları anlamaya çalışıyorum, ateşin kaygısını, gecenin dilini, gölgenin tarihini bilmek istiyorum. Mültecilerin öykülerini, sınır boylarından gelenlerin anlattıklarını aklımda tutuyorum. Böylece, benim için yabanıl olan dünyayı ilk kez kendim biçimlendirmiş oluyorum. Bu çaba beni yeni anlamlara ulaştırırken, sözcüklere ilk kez benim dokunmama, dili ilk kez benim biçimlendirmeme olanak tanıyor, dünya karşısında bir yaban olan beni uygarlaştırıyor. Zaten T.S.Eliot, "Şiir insanlığın uygarlık öncesi düşünme biçimidir" dememiş miydi? Açılmış Kanat'ta, önceki şiirlerine göre çok belirgin biçimde "doğaya yöneliş" var. Bu yönelişin altında yatan, sizce ne olabilir? Evet, doğanın niçin ilgimi çektiğini gerçekten bilemiyorum. Bu bir poetik tercih değil. Kendiliğinden öyle oluyor. Yani bir imge oluşturduğum zaman, bakıyorum ya bir bitki, ya bir hayvan ya da bir doğal nesne girivermiş. Demek bu benim karakterimle, yaşamımla getirdiğim bir özellik. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım, Adana'da, yoksul ama nefis bir bağ evinde geçti. Böyle bir yaşantıdan gelince, şiirlerimde doğanın yoğun olarak yer alması olağan karşılanmalı, diye düşünüyorum. Şiirlerinizdeki imge-nesne ilişkisine yaklaşımınızı biraz açar mısınız? Beni kuşatan somut dünyayı oluşturan nesnelerin, görüntülerin konuştukları bir dilleri, sesli bir dilleri olduğunu düşünüyorum. Bütün nesneler, sanki bir dilin somut yansımasıymış gibi geliyor bana. Örneğin şu ağaca kulağımı dayadığımda derinlerden gelen bir konuşmayı duyar gibi oluyorum. Bu konuşmanın dilini oluşturan sözcüklerin gösterişe ve açıklamalara ihtiyacı yok. Şu taşa kulağımı dayadığımda, derinlerden konuşan dilin ne denli yalın ve dokunaklı olduğunu duyumsuyorum. Doğayla ve nesnelerle yakından bir ilişkiye girmezsem o sesi tanıyamam. Şunu hemen belirtmeliyim ki, nesnelerin derinliğinden dinlediğim seslerle şiirlerimi oluştururken bu nesneleri tarihsellikleri içinde kavramaya çalışıyorum. Yoksa şiir olmaz.

ÖNCEKİ HABER

Ray Charles'la birkaç saat

SONRAKİ HABER

Kale Kayış patronu ve oğlu; işçileri, ailelerini, çocuklarını darbetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa