14 Haziran 2004 01:00

Barış için adım atın

DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak yıllar sonra ilk kez Diyarbakır'a gittiler.

Paylaş
Yargıtay kararıyla tahliye edilen DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak, yıllar sonra ilk kez Diyarbakır'a geldiler. Bölge gezisinin ilk durağı olan Diyarbakır'da onbinlerce kişi tarafından karşılanan milletvekilleri, balkonlardan çiçek yağmuruna tutuldular. İstasyon Meydanı'nda yapılacak "Barış ve Demokrasi Mitingi"ne katılmak üzere dün sabah Diyarbakır'a gelen DEP milletvekilleri ve DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, havaalanında Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, alt kademe belediye başkanları ve DEHAP'lı yöneticiler tarafından karşılandı. Bir süre VIP salonunda dinlenen DEP'liler, dışarda binlerce Diyarbakırlı tarafından karşılandı.

Çiçek yağmuru Yoğun sevgi gösterisi altında seçim otobüsüne binen DEP'liler, mitingin yapılacağı İstasyon Meydanı'na hareket etti. Otobüsün önünde alana yürüyen binlerce kişi, Kuruçeşme mevkini miting alanına çevirirken, DEP'liler araçtan halkı selamladı. DEP'lileri görme sevincini yaşayan Diyarbakırlılar, apartmanların damlarından, evlerinin balkonundan çiçekler attı. Kuruçeşme'den Sento Caddesi, güzergâhından mitingin yapılacağı İstasyon Meydanı'na 1.5 saat sonra ulaşan DEP'liler, alanda yaklaşık 100 bin kişi tarafından karşılandılar. Öcalan posterlerinin taşındığı ve sık sık "Bijî serok Apo", "PKK halktır halk burada", "Kimliksiz yaşamak istemiyoruz", "Öcalan, Öcalan", "Leyla dışarda sıra Apo'da" sloganlarının atıldığı mitingte konuşan DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kalıcı barışın sağlanması için ateşkes çağrısı yaptıklarını hatırlattı. Önemli bir dönemden geçildiğini ifade eden Bakırhan, "DEP milletvekilleri, Kürt aydınlar ve Türk ve Kürt emekçileri olarak demokrasi ve barış için hep beraber mücadele edeceğiz" dedi.

Kürtçe başladı Türkçe devam etti Alkışlar arasında mikrofona gelen DEP miletvekili Leyla Zana, sözlerine Kürtçe başladı. "Ben biliyorum bu sevinç hepimize ait. Bu sevinç bize sahip çıkışınızdandır. Bu keyif sizin keyfiniz" diyen Zana, altı yıldır süren barış ortamının küçümsenemeyeceğini vurguladı. Daha sonra sözlerine Türkçe devam eden Zana, "Şimdi barış kurulsun diye sözlerime Türkçe devam edeceğim" dedi. Çok yorgun olduğunu ama barışa olan inancını dile getirmek için Diyarbakır'a geldiğini söyleyen Zana sözlerine şöyle devam etti; "Buraya gelişimiz sizlere olan borcumuzdandır. 13 yıllık süre boyunca bizleri yüreklerinizde taşıyıp, umut verdiniz. 6 yılık barış sürecinin koruyucuları, isteklileri güçlü bir ses olarak sizler oldunuz. Sizlerin katkılarınızla bugüne gelindi. Provakasyonlara hiçbir zaman izin vermediniz. Emeğe sahip çıktınız ve bugüne getirdiniz. Bu sürece sahip çıkan barış sürecini kollayarak kanat geren kazanacaktır." Yetersizde olsa Kürtçe yayının başlamasının bir tabuyu yıktığını belirten Zana, bir ana olarak artık bu ülkede gençlerin ölmemesi gerektiğini inandığını ifade etti.

Hakları boğazlatmayın Konuşmasına, "Buradan dünyaya seslenmek istiyorum" diye devam eden Leyla Zana şöyle dedi; "Bu coğrafya, bir Filistin bir Lübnan olmasın. Hele Yugoslavya hiç olmasın. Başta Amerika olmak üzere Avrupa dahil diğer ülkelere sesleniyorum. Halkları birbirine boğazlatmasınlar." Binlerce insanın içeride ve dağda yaşamak zorunda olduğunu vurgulayan Zana, "Bunların kurtarılması için el ele tutuşmamız lazım. Büyük acılar yaşadık. Büyük yaralar açıldı. Bu sizlerin mücadelesiyle sarılacaktır" dedi.

Hükümete ve KONGRA-GEL'e çağrı Barışın emekçileri olmak için mücadele edeceklerini ifade eden Zana, konuşmasında gençlere, annelere, hükümete ve KONGRA-GEL'e çağrıda bulundu. Hükümetten barış için adım atmasını isteyen Zana, KONGRA-GEL'e de şöyle seslendi; "Yüzyılların sabrını gösterdik. Eğer bir daha bu özveriyle sabır gerekirse, bunu yine yerine getireceğiz. Bu çağrım, ricam KONGRA-GEL'edir. Fedakârlık ve özveri, büyük halkların ve toplumların işidir. Bu nedenle, en azından bir 6 ay daha ateşkes bozulmamalıdır. KONGRA-GEL, kendisine bağlı güçlere çağrı yapabilmelidir."


30 yıl önce 30 yıl sonra

İZLENİM / İhsan Çaralan 30 yıl önce. 24 Haziran 1975. Diyarbakır'da sıcak bir yaz günü. Günler bir yandan 12 Mart darbesinin ezdiği devrimci demokrat hareketlerin toparlanma çabalarının yoğunlaştığı, öte yandan da Cunta'nın teşvikiyle cesaretlenen ırkçı, şoven milliyetçiliğin gemi azıya aldığı, cesaret gösterileriyle en gerici güç odaklarını etrafında toplamaya yöneldiği günlerdir. Henüz günde 5-10 devrimcinin katledildiği, kentlerin yakılıp yıkıldığı, kitle katliamlarının yapıldığı günler değildir, ama MHP ve onun lideri Alparslan Türkeş'in tutumu ve söylemlerinde gelecekte olacakları görmek hiç de zor değildir. Yine o günlerde Türk kökenli devrimcilere "komünist ve anarşist" diye saldırılırken; Kürt kökenli devrimcilere; "komünist, anarşist, bölücü" diye saldırılmaktadır. Bu propaganda; "Kürtlerin ayrı bir halk olmadığı, dağ Türkleri olduğu" bu yüzden de "bozulmamış Türk" oldukları propagandasıyla birleştirilmektedir. Dahası bu propaganda boş laftan ibaret de kalmamakta; devlet güçleri, kimi aşiret ve tarikatlara dayanarak, Bölge'de MHP'nin etkinliğini arttırması; Kürt gençlerin ülkü ocakları etrafında toplanması için elindeki olanakları seferber etmiş bulunmaktadır. İşte Alparslan Türkeş böyle bir ortamda Diyarbakır'a gelmek istemiştir. Oysa Diyarbakırlılar günler öncesinden bu geziye izin vermeyeceklerini, Türkeş'i Diyarbakır'a sokmayacaklarını ilan etmişlerdir. Türkeş'in Diyarbakır'a geleceğini ilan ettiği günün bir gün öncesinde Diyarbakır sokaklarında, bazı kavşaklarda polis sayısının artmış olmasının ötesinde herhagi bir olağandışılık gözükmemektedir. Diyarbakır'ın o günlerde de siyaset merkezleri olan kahvelerde kürsülerine oturmuş her yaştan Diyarbakırlı olağan bir yaz günü geçirmektedir. Ama daha dikkatli bakanlar, kahvelerin olağan gürütülü havasının yerini; her masada alçak sesle konuşmaların egemen olduğu, sanki herkesin ötekinden gizlediği bir konuyu konuştuğu duygusu uyandıracak bir ortama bıraktığını fark etmektedir. Sokak başlarında gençler, her zamanki gibi, sessiz ve amaçsız bir bekleyiş içinde gibidirler. Ama aslında bu sefer bir bekledikleri vardır. Diyarbakır'ın gürültücü karpuzcuları bile o gün, bir sırrı ele vermemek için yüksek sesle bağırmıyordu. Yüksek sesle konuşmak zorunda kaldıkları zaman da dinleyenlere "şifreli" gelecek bir uslupla konuşulduğunu hissediyordunuz. Görünüşte her şey olağandı ama; aslında kenti bir gerginlik yumağı sarmıştı. İkili konuşmalarda kimse bir örgütün, birilerini örgütlediği bir eylemden söz etmiyordu. Ama, eğer Türkeş kente girerse; büyük olayların çıkacağı konusunda da hiç kimsenin şüphesi yoktu. Sonradan da ortaya çıktığı gibi, aslında kimse bir ayaklanma düzenlememişti; ama Türkeş Diyarbakır'a girseydi; büyük olayların çıkacağı da kesindi. Çünkü Diyarbakır kenti gönlünü, Kürt düşmanı, Kürtleri bölmek için bu kente geldiğini bildiği Türkeş'e kapatmıştı. Onu; ve onun şahsında ırkçı milliyetçiliğe, Kürtleri yok sayan geleneksel politikaya gönlünü yüreğini ve Diyarbakır'ını kapatmıştı. Tarih 13 Haziran 2004. Yani, Türkeş'in kente sokulmamasına tanıklık etmiş bir kişi olarak, 30 yıl sonra, yine Diyarbakır'daydım. Bu sefer Diyarbakır; 10 yıldır cezaevinde tutulan milletvekillerini karşılıyordu. Henüz özlemlerini gerçekleştirmemiş olmanın; binlerce özgürlük mücadelecisinin cezaevlerinde, dağlarda olmasının burukluğunu taşısa da; Diyarbakır dün; gönlünün, yüreğinin kapılarını arkasına kadar milletvekillerine açmış bir kentti. Bunu için de sokaklarında gerginlik yerine bir serbestlik ve rahatlık vardı. - Onun içindir ki her yanı kapsayan bir sevinç halesi daha kente gelen otobüsten inildiği anda hissediliyordu. - Onun için; "Alanı dolduran onbinlerin coşkusu, milletvekillerine gösterilen sevgi, alana gelmemiş olan Diyarbakırlıların da hissiyatlarını yansıtıyordu" demek abartı olmaz. Her iki olayda da; sokağa yansıyan havadan Diyarbakırlılar'dan söz ederken, şu kesim bu kesim, hatta şu milliyetten bu milliyetten söz etme ihtiyacı duymadım. Çünkü; bazı zamanlarda bazı konularda bir halk bütün farklılıkları aşarak kentleşir; ülkeleşir. Bu iki olayda da Diyarbakır halkı öyle bütünleşmişti ki, bir kentten söz etmek o kentin halkından söz etmekle aynileşmişti. Bu yüzden de "Diyarbakır şöyle düşünüyordu; şöyle hissediyordu" demek, okuyucuyu yanıltmak olmayacaktır. Peki bu kentin halklaşması, halkın bir kenti ifade etmesinin sırrı nerededir. Bunu genelleştiremesek bile; 30 yıl önceki ve bugünkü Diyarbakır'ın gizinin, dün miting alanına asılan en büyük "afiş"te ilan edildiğini söylersem gerçeği büyük ölçüde ifade etmiş olurum. Afişte, "Ne İnkâr Ne Ayrılık Demokratik Cumuhriyet" diye yazıyordu. 30 yıl önce, Diyarbakır'ın kovduğu Türkeş, ayrılıkçılığı, inkârcılığı temsil ediyordu. Dün, Diyarbakır'ın kucakladığı milletvekilleri ise, birliği, kardeşliği, demokrasiyi temsil ediyordu. Bu iki karşılamadaki "iki farklı tutum" aslında Diyarbakır'ın aynı tutumda ısrar ettiğini göstermektedir. Burada tek fark; 30 yıl içinde Diyarbakır'ın görüp geçirdiklerinden öğrendikleridir. Bunları da önemli ölçüde mitingde konuşan milletvekilleri ifade ettiler.


MİTİNGTEN NOTLAR - DEP milletvekillerinin gezisini çok sayıda basın mensubu takip etti. - 18 yaşından küçük olanlar miting alanına alınmazken; alana giren vatandaşların kimlikleri kameraya alındı. - Miting alanına; "Halkın vekilleri hoş geldiniz", "Ne inkâr, ne ayrılık Demokratik Cumhuriyet" ve "Farklılıklarımız zenginliğimizdir" yazılı pankartları asıldı. - Leyla Zana'nın konuşması sırasında kitle kimliğini çıkararak, "Kimliksiz yaşamak istemiyoruz" sloganı attı. Bunun üzerine Zana, "Sanırım bu sesi dünya duyuyor" dedi. - Abdullah Öcalan'ın kardeşleri Mehmet ve Fatma Öcalan da mitinge katıldılar.


Tunceli'de belediye başkanları barış çağrısı yaptı Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Pertek Belediye Başkanı Kenan Çetin, Mazgirt Belediye Başkanı Musa Sönmez, Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak ve Nazimiye Belediye Başkanı Bertal Ateş, ortak yazılı açıklama yaparak kısmi de olsa sağlanan barış ortamının sürmesini istediler. Son günlerde yapılan operasyonların ve KONGRA-GEL'in ateşkesi sona erdirmesinin kaygı verici olduğu ifade edilen açıklamada, "Barış ve diyalog ortamının geliştirilmesi yönünde tarafların atacağı adımlar bizler ve halkımız tarafından desteklenecektir" denildi.

ÖNCEKİ HABER

Nemada ikinci taksit ödeniyor

SONRAKİ HABER

Aliağa'da işten atmalara karşı nöbet başlatan işçilere ziyaret

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa