12 Haziran 2004 01:00

Sessiz, sözsüz bir ANLATICI

Sanatın, "bir şeyler anlatma derdini" sözsüz tiyatro şeklinde sürdüren pandomim sanatçısı Mehmet Fıstık, pandomimin özellikle, düşünce yasağı olan ülkelerde geliştiğini söyledi.

Paylaş
Latince; "pan" "her şey", "mim" de "taklit etmek" demek. Pandomim, "her şeyi taklit eden, taklitçi" anlamına geliyor. Hafızalarımıza; uçuk mimikleri, el-yüz hareketleri ve beyaz yüz makyajıyla kazınan pandomimciler aslında, sanatın da yapmaya çalıştığı gibi, bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Ne kadar sessiz de olsa! 35 yıldır pandomimle uğraşan Mehmet Fıstık, pandomimin konusunu insandan ve güncel konulardan seçtiğini ve sanatın bu şekilde halka inmesi gerektiğini söyledi. Fıstık, pandomimin özellikle, düşünce yasağı olan ülkelerde geliştiğini ve bu yüzden Türkiye'de gelişmemesine çok şaşırdığını anlattı. Almanya'da çalışmalarını sürdüren Fıstık, pandomimde, insan vücudundan başka bir şeyin kullanılmadığını bu yüzden hem oynayanın hem de izleyenin yaratıcılığını geliştirdiğini söyledi. Fıstık, gösterilerinde konu aldığı insanları, ulusallaştırmadığını tam tersine evrenselleştirdiğine de dikkat çekti. Mehmet Fıstık'ın bir de "Topladığım Suskunluklar" adlı bir kitabı var. Fıstık, "Kitabımdaki öyküleri sadece ben okurum" diyor. Çünkü, kitap bomboş! Sadece Fıstık'ın gösterisinin konusunu oluşturan bir şiirin Almanca ve Türkçe çevirisi var. 33 yıl aradan sonra Türkiye'de ilk kez geçen hafta Ankara Öykü Günleri kapsamında pandomim sergileyen Fıstık, sorularımızı yanıtladı. Pandomime nasıl başladınız? 1960'larda, halkevinde tiyatro eğitimi alıyordum. Okul nedeniyle Almanya'ya gittiğimde Signe Pihler'den pandomim dersleri almaya başladım. Pandomim, o zamanlar Almanya'da çok yeniydi. Hem ben hem de pandomim yabancıydık yani. Pandomim çalışmaları; kendimi anlatabilme, başka bulduğum Almanya'yı ve Avrupa'yı eleştirmede, diyalog kurmada yardımcı oldu. Almanca'ya ne kadar sahip olursanız olun, tiyatro konuşması kadar doğruluğa ulaşamazsınız, bir yabancı olarak. Onun da etkisiyle pandomim benim için çok iyi bir alet oldu. Şimdi hem eğitmen, hem oyuncu, hem de rejisörüm. 1976'da, "Theater das bewegt"i, 1980'de Köln Pandomim Stüdyosu'nu, 1981'de, "Atelier-Theater Köln"ü, 1982'de Türkiye'de, Muğla'da Yaz Akademisi'ni ve 1997'de de Almanya'da bir köy çiftliğinde Mim ve Palyaço Merkezi'ni kurdum. Bu kurslarda, ayda bir gösteri, sahne çalışmaları, iletişim seminerleri, pandomim eğitim kursları, projekt ve reji çalışmaları yapıyoruz. Pandomimi nasıl tarif edersiniz? Sözsüz bir tiyatro, bir anlatım şekli. Anlatmak için pandomimcinin bir tek kendi vücudu var. Kendini kullanabilmek, kendini tanımakla mümkündür. Kendimi bulmak için insanı bulmam lazım. Bu yüzden benim oyunlarım, hep insanı aramayı anlatır. İnsanın ihtiyaçlarına göre, insanı eleştirebilmek, insana, kendini görebilecek şekilde bir ayna tutmak için, pandomimi kullanıyorum. Vücut dili pandomimde önde geliyor. Endüstrisi gelişmiş, eğitim seviyesi yüksek ülkelerde, vücut dilinin çok gerilediğini görüyoruz. İnsan hislerini saklayabiliyor. Vücut dili görmeyle başlar. Görmek istemiyorsak izah etmesini isteriz. "Sen bugün çok üzgün duruyorsun, neyin var?" diye sorarlar. "Gelişmiş" ülkelerde bu şekilde sormak, insanı tedirgin eder. Vücut dili kültürün içerisinde biraz değişmek üzeredir. Bu kültüre bağlıdır. Her kültürün bir vücut dili vardır. El sıkışından, "merhaba" deyişinden, yanından geçerken bakışından da anlaşılır. Bunları algılayamazsam, pandomim olarak oynayamam. Pandomim ilk ne zaman çıkmış? Çok eski tarihi var. Antik zamanlarda da oynanmıştır. Konuşması "demir parmaklı ülkelerde" biraz daha gelişmiştir. Söz söylemesi yasak olan ülkelerde, sözsüz tiyatronun değeri daha da artmıştır. Bizim bu Türkiye'de olmamasına ben çok şaşırdım zaten. Rusya'da, Çekoslovakya'da, Polonya'da ve Fransa'nın bir döneminde daha etkin olmuştur. Pandomim sanatı, 1800'lerde baleyi doğurmuştur. Mesela, eski filmlerde karşımıza çıkar; ilkel kabilelerde, avdan dönen kabilenin erkekleri, nasıl avlandıklarını diğerlerine göstermek ve öğretmek amaçlı, el-kol hareketleriyle anlatırlar. Bu da bir pandomimdir. Tiyatroyla pandomim arasında ne fark var? Tiyatroda bir yazar, bir rejisör, bir de oyuncu var. Yazar ve rejisör yazılan yazıyı kendi yorumuyla sahneler, oyuncu da rejisörün yorumuyla bağdaştırarak oynar. Pandomimci kendisi yazar, kendisi sahneler ve kendisi oynar. Üç sanat birleşir. Pandomim tek kişiliktir. Oyunun içinde pandomimci, üç kişiyi de sahneler. Sahnede hiç kimseyim. "Hiç kimse" dediğimde herkes olabilirim. Makyajın yanında bazı aletler de kullanılıyor. Bunların nedeni ne? Makyaj, pandomimde nötrleştirir. Ben artık ne kadınım, ne erkeğim, ne çocuk... Tiyatroda, bir erkek erkeği, kadın kadını oynar. İhtiyarı oynamak için de makyaj yapılır. Bu oynamakla olmak arasındaki farkı gösteriyor. Tiyatroda oynarsın, pandomimde olursun. Konularınızı neye göre belirliyorsunuz? Hayata göre. Konum yaşamdan geliyor. Benim öykülerim bir kitapta toplanır. Ama öykümün ismi de, "Topladığım suskunluklar"dır.


Topladığım Suskunluklar (*) bugün günlüğümü tutuyorum mürekkep yettiği kadar boş bir kağıt bulmak zor eğer ben en sonuncuysam o zaman en sondan birinciyim berekteli olun ve çoğalın* hünkâr olun savunun kendinizi zaferden söz eden kim? hayatta kalabilmek hepsi** tja, the show must go on ne kadar gülünç şu dünya o çöp bidonu ne tam çöp yığının ortasında bırak yazmayı artık her şey çoktan söylenmiş mürekkep de bitiyor zaten dünya figüranlarla dolacak icat edilecek seyirciler ışıklar... ve ben oynayacağım

ÖNCEKİ HABER

'İnsan avı' sürüyor

SONRAKİ HABER

Sudan’da muhalefetten genel grev çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa