Amerika ile ilişkiler Türkiye

Amerika ile ilişkiler Türkiye'yi çökertti

ABD ile Türkiye arasındaki ikili anlaşmaları gazetemize değerlendiren emekli Hakim Albay Emin Değer, ABD ile Türkiye arasındaki anlaşmalarda hep ABD'nin çıkarlarının ön planda tutulduğunu söyledi.

ABD ile Türkiye arasındaki ikili anlaşmaları gazetemize değerlendiren emekli Hakim Albay Emin Değer, ABD ile Türkiye arasındaki anlaşmalarda hep ABD'nin çıkarlarının ön planda tutulduğunu söyledi. Anlaşmaların "bağımsızlık eğilimi artacak" diye Türkiye'nin ekonomik yönden kalkınmasını önlemeye yönelik de olduğunu vurgulayan Değer, "Amerikan Yardım Teşkilatı, DB ve IMF'nin kontrolü altında Türkiye'ye ekonomik yönden bırakın gelişmeyi sürekli çökertilmiştir" dedi. Türkiye ve ABD arasındaki ikili anlaşmaların tarihçesi nedir? Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktı? İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın yeniden yapılanması sırasında özellikle Türkiye ve Ortadoğu ABD'nin hedefleri arasına alınıyor. Eski ABD Ankara Büyükelçisi George McGhee'nin anılarına göre kuvvet komutanları 1946 yılında yaptıkları bir stratejik analiz sonucu Ortadoğu'da Türkiye'nin mutlak surette ABD'nin çıkarları içinde ele alınması, elde edilmesi konusunda rapor sunuyorlar. Potsdam Konferansı'nda adeta Sovyetleri Türkiye'ye nota verecek şekilde kışkırtıyorlar. Evvela Türkiye İngiliz himayesi altında görünüyordu. 1945-46'larda, İngilizler, "Artık biz Türkiye ve Yunanistan'ı sırtımızda taşıyamayacağız", dediklerinde ABD'nin himayesine terk ediliyor. O zamanlar Yunanistan'da komünistlerle, milliyetçiler savaş halinde. Sovyetlerin bize verilmiş notaları var. Biz o notaları kabul etmediğimizi belirtmişiz ama ABD ve İngiltere'den yardım istiyoruz. İngiltere "Ben yardım edemem" diyor, ABD savsaklıyor. 1947 yılının 12 Mart günü Truman doktrini açıklanıyor. Özetle "bir ülke eğer komünizm taarruzu altında ise, ya da bu doğrultuda bir saldırı varsa ABD bu tehdidi önlemek için bu devletlere yardım etmek gereklidir" şeklindeki tebliğ ünlü Truman doktrini olarak anılır. Truman doktrini daha sonra 27 Mayıs 1947'de Türkiye ve Yunanistan'a Yardım Hakkında Kongre Kanunu olarak yasalaşıyor. Kanunun birinci maddesi "ABD Kongresi'nin Senatosu ve Temsilciler Meclisi tarafından kanunlaştırılmıştır".diye başlar ve "…Bir başka kanunun hükümleriyle çatışmadıkça cumhurbaşkanı birleşik devletler çıkarlarına uygun mütalaa ettiği zamanlarda yardım edecektir." diye biter. Bunun anlamı şudur, Yunanistan ve Türk hükümetleri her seferinde elini açacak dilenci gibi, o düşünecek, çıkarına uygunsa yardım edecek. Bizim bütün çalışmalarımız, bütün faaliyetlerimiz, bütün kurumlarımız ABD'nin çıkarlarına uygun olsun ki bize yardım etsin, yardımın amacı özetle budur. İlk ilişki böyle başlıyor. Türkiye için zorunluluk var herhalde? Hayır hiç bir zorunluluk yok. Ben asla bunu kabul etmiyorum. İmzaladın mı zaten kurtuluş yok. 12 Temmuz 1947 tarihli Türkiye'ye yapılacak yardım hakkında anlaşma imzalanıyor. İlginç çünkü 12 Temmuz 1947 İnönü'nün demokrasi projesini açıkladığı gün. 12 Temmuz'da anlaşma kanunlaşıyor. Aynı gün İnönü demokrasi projesini açıklıyor. Demokrasinin ilk adımı sayalım, ama hâlâ biz kendi kendimize bir şey yapamadığımız için şimdi de AB'nin emirleri altında sürekli kanun çıkarıyoruz. Niçin demokratikleşmek için. Bizi boyuna elimize talimat vererek yönetiyorlar. İlk anlaşma budur ve çok ağırdır. Örneğin ABD Başkanı eğer yardımla ilgili herhangi bir konuda Türkiye hükümetinin mevzuatını yeterli bulmuyorsa ya da o öyle görüyorsa şu şekilde kanun çıkar diyecek ve biz anlaşma gereği o şekilde kanun çıkaracağız. Bu hem Türkiye ve Yunanistan'a yardım hakkında kanunda var hem de anlaşmada var. Nerede kaldı bağımsızlık ve egemenlik. Türkiye ilk büyük yarayı bu anlaşmayla almıştır. Ondan sonra Marshall yardımı, bunu da 4 Temmuz 1948'de imzalamışız. Ama gerek Marshall yardımına gerek NATO'ya katılmamız çok ilginçtir. Bir mektupla katılmışız. O mektuplarda Dışişleri Bakanı'nın imzası var. Yeryüzünde bir mektupla kendi kendini başka ülkelerin çıkarlarına hizmet ettiren bir devlet var mıdır bilmiyorum. Olacağını da sanmıyorum, çünkü bir başka devletin sana verdiği bir emire göre hareket edersen egemenlik ve bağımsızlık ortadan kalkar. Bu o dönemin büyük ayıbıdır. Bu ayıbı söylediğim ve yazdığım zaman birçok kişi bana kızıyor çünkü işin içinde İnönü'nün kusuru var. Ama Demokrat Parti zamanında da yapılmış aynı yanlışlık. Mesela NATO'ya girişimiz, Demokrat Parti zamanında olmuş. Sonradan ikili anlaşmalar NATO'ya girdikten sonra çıkıyor. Türkiye'nin önemi öteden beri zaten ABD için belli, hem Ortadoğu'da hem de Sovyetler ile ilişkilerde, her koşulda en güçlü devlet ve en örgütlü ulus Türkiye olduğu için ABD bizi hep el üstünde tutmak istiyor. Bizden kendi irademizle değil de ABD'nin güdümünde bir şeyler yapmamız isteniyor. İkili anlaşmaların ilki 1954 tarihlidir ve o anlaşma 1969'a kadar yürürlükte kalmıştır. Güncel olan ve üzerinde konuşulan 1980 tarihli SEİA, Sovyetler Birliği tehdidine karşı yapılıyor. Bu anlaşmanın diğerlerinden farkı nedir? Farkı yoktur. Örneğin İncirlik'in hareket odasına Türk komutan istediği zaman giremez, girse de denetleyemez. 29 Mart 1980 tarihli Türkiye ve ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması bunu sisteme bağlamıştır. Bu anlaşmaya göre iki ülke de kendi savunmalarını güçlendirmek için karşılıklı olarak yardımlaşacaklar. Bu anlaşma, ABD'nin kendi çıkarı da var diye ekonomik yönden bize yardım edecek maddeleri içerir, ama hiçbirisi uygulanmamıştır. ABD bizim ekonomik yönden kalkınmamızı istemezdi ve isteyemezdi. Örneğin, 1956'da Rockefeller, dönemin başkanı Eisenhower'a bir mektup yazar. Mektupta ilk askeri yardımların hangi ülkeye nasıl yapılacağının bilinmesi gerektiğine dair bölümde ülkeleri altı gruba ayırıyor, birinci grupta Türkiye var. Diyor ki "Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz. Büyük ölçüde askeri ve politik nüfuz garantileyecek genişlikte ekonomik yayılma planını, Asya, Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız. Birinci gruba giren, bizimle dost olan ve bize uzun vadeli askeri paktlarla bağlanmış olan ülkeler girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur. (Örneğin Türkiye) bazı hallerde düşünmenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini artırıp mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir ama bu bize uygun, bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır." Yani bağımsızlık eğilimini artıracak diye bizim ekonomik yönden kalkınmamızı istemiyor ABD. O halde ekonomik ve askeri yardım içeren şu anlaşmalarda ekonomik yardımın hiçbir zaman bizi tatmin edici olmayacağı bellidir. Gerçekten de olmamıştır. Olmaması bir yana AID, DB ve IMF'nin kontrolü altında Türkiye ekonomik yönden bırakın gelişmeyi sürekli çökertilmiştir. Bugünkü konum bunu gösteriyor. Buna karşı duranlar olmuştur. Örneğin Menderes 1958 yılında IMF'yi terslemiştir ama peşinden 27 Mayıs gelmiştir. 27 Mayıs'ta ABD'nin parmağı olmadığını söyleyenler yanılırlar. Çünkü ABD'nin o yıllarda kendi çıkarını önce askerlerle sağlamaya yönelik politikası gereği Latin Amerika'da da, Endonezya'da da, Yunanistan'da da askeri yönetimler gelmiştir. Bu ABD'nin o yıllarda uyguladığı bir soğuk savaş taktiğidir. ABD 12 Mart'ta da, 12 Eylül'de de vardır. Bugün için benzer bir müdahale ihtimali var mı? 12 Eylül'den sonra taktik değişti. Artık askeri sistem gelmemeliydi. Bugünkü koşullarda yani iktidarın hedefi göz önüne alındığında orduda iktidar yanlılarının sürekli tasfiye edilmesine karşın hâlâ yüzde 10-15 iktidarın da personel bulundurabileceğine inandığım için ordu parçalanabilir korkusunu taşıyorum. En büyük korkum Türkiye'de askeri bir hareketin uç vermesidir. Çünkü bu kendiliğinden olmayacaktır, arkasında ABD olacaktır. Aşağı yukarı yarım asırdır biz ABD'nin güdümünde birçok şeyleri yaptık. Kendiliğinden bir hareket yapılacağı kanısında değilim. Bugünkü hükümeti de ABD yönetiyor bana göre, bugünkü çelişkiler de ABD'nin işine yarıyor.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.