08 Haziran 2004 01:00

Güneşten bulutlara

"Güneşe Yolculuk" ile Kürt sorununu farklı bir dille anlatan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, son filmi "Bulutları Beklerken"de yine kimlik olgusuna değiniyor.

Paylaş
Yasadışı sayılan, konuşması tehlikeli olan, halkın medya ve siyaset yüzünden "kötü" olarak baktığı konuları karakterler üzerinden sinemaya taşıyor, Yeşim Ustaoğlu. Kendi deyimiyle, "Türkiye'de uzak durulması daha fazla çaba isteyen" konularla uğraşıyor. 90'lı yıllarda "Kürt" demek bile insanı tedirgin ederken, "Güneşe Yolculuk" filmindeki Berzan ve Mehmet'in, yaşamlarında bulduk kendimizi. Ustaoğlu, son filmi "Bulutları Beklerken" de ise, Karadeniz'de ağızdan ağıza dolaşan ancak araştırılmayan, "saklı" tutulan bir hikâyeyi karşımıza çıkarıyor. Yine "kimlik" olgusunu işlediği son filminde, Karadeniz Bölgesi'nden Rumların çıkarıldığı yıllarda, Karadenizli bir ailenin kızı olan, Ayşe (Eleni)'nin hikâyesini anlatıyor. Bazı festivallerde gösterilen filmin, Ekim-Kasım gibi vizyona girmesi planlanıyor. Yeşim Ustaoğlu, son filminin senaryosuyla, 2003 yılında Sundance Uluslararası Sinemacılar ödülüne layık görülürken, Berlin'den de bir burs kazandı. Film; Türkiye, Fransa, Almanya ve Yunanistan ortak yapımı. Karadeniz'de çekilen "Bulutları Beklerken" ile beraber, bir de belgesel doğmuş. "Sırtlarındaki Hayat" adını taşıyan belgeselde, Karadenizli kadınların hayatı anlatılıyor. Alışılageldiğimiz tarzı yırtan bu belgesel, konusu itibariyle önem taşıyor.

Simgeler "Bulutları Beklerken"de, Ayşe, gerçek adıyla Eleni'nin, gizli tuttuğu kimliğiyle 50 yıl boyunca Trabzon'daki geçirdiği yaşamı konu alınıyor. 1916'da Karadeniz Bölgesi'nden çıkartılan Rum ailelerden birinin kızı olan Ayşe, kendini, Yunanistan'da yaşayan erkek kardeşi Niko'ya adar. Ayşe, Yunanistan'ı kendi vatanı olarak görmesine rağmen, yıllar sonra Niko'nun yanına gittiğinde, oraya da yabancı kaldığını hisseder. Her iki filminde de doğadan semboller seçen Ustaoğlu, iki filmin karşılaştırmasını şöyle yapıyor: "Güneşe Yolculuk, bir değişim hikâyesi. Batı'da yaşayan naif, hatta yardıma ihtiyacı olan bir gencin, hayatın gerçeklerini öğrenmesini anlatıyor. O Berzan'ı anladığı, tanıdığı ve Berzan'ın hayatının içine girdiği zaman değişime başlıyor. Değişimi, Berzan'ı kaybettiğinde, onun dünyasını taşıyarak, Doğu'ya yaptığı yolculuk sırasında yaşıyor. 'Bulutları Beklerken'; geçmişinde kalan bir sır, ona bağlı olarak da suçluluk duygusu yaşayan bir kadının geçmişiyle olan hesaplaşması. Güneş ve bulut da kendi bölgesinde birer simge aslında" "Bulutları Beklerken"de sade bir müzik karşımıza çıkıyor. Ustaoğlu, "Bulutları Beklerken"in müziğinin, kadının iç sesini, dramını anlattığını ve sadece Ayşe'ye ait bir müzik olduğu için az kullandıklarını ifade ediyor. Ancak belgeselde kadınları, hayatı, doğayı anlattığı için yerel müzikler seçtiklerini belirtiyor. Ustaoğlu, insanların kendi başlarına bırakılsa, memleketlerinde, hayatlarında, ilişkilerinde daha mutlu olabilecekken, savaşlar, politakalar, politikacılar yüzünden yaşamamaları gereken duygularla yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarına işaret ediyor. Ustaoğlu, karakterler üzerinden olayları anlatmasını ise şöyle ifade ediyor: "Berzan'ı ne kadar iyi anlatırsanız, onun yaşadığı sorunları da daha iyi anlatırsınız. Söz konusu olabilecek tüm klişelerden ve sloganlardan uzak durup, sorunu derdiyle daha yoğun olarak ortaya koyarsan, seyirci de daha yakınlaşır. Berzan'ı hissederek, kendisinden bir parça olarak görür. Tarz olarak, böyle becerdiğim için böyle gideceğim herhalde".

ÖNCEKİ HABER

'Metin Kürekçi' serbest bırakılsın'

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa