06 Haziran 2004 01:00

Sözleşmeler yetmiyor

Uzun vadede kuraklıktan, kentlerin sular altında kalmasına kadar bir çok tehlikeli sonuçları beklenen Küresel İklim Değişikliği'ne karşı bir dizi önlemi içeren BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne Türkiye'de taraf oldu.

Paylaş
Atmosferde biriken sera gazının iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek üzere, 188 ülke ile AB'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne, 24 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Türkiye de taraf oldu. 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme, nihai olarak, sera gazlarının atmosferdeki birikimlerini, insanların iklim sistemi üzerindeki etkilerini en aza indirecek düzeyde tutmayı amaçlıyor. Ancak bu konuda Başbakanlık bünyesinde kurul ve komisyonlar oluşturan Türkiye'de yeterli çalışma yapılmıyor. Uzmanlar dünyaya salınan karbondioksitin yüzde 25'inin ise ABD tarafından saılndığını söylüyorlar.

Gelişmiş ülkeler tehlikeli Sözleşme'nin amacına ulaşması için ise ikinci adım olarak 1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü, 2008-2012 yılları arasında gelişmiş ülkelerin sera gazı salımlarının 1990 yılı seviyesinin yüzde 5.2 altına çekilmesini öngörüyordu. Ancak Protokol, küresel ısınmada büyük sorumluluk sahibi ülkelerden biri olan ABD'nin imzalamayı reddetmesi ve Rusya Federasyonu'nun kararsızlığı sebebiyle yürürlüğe girmedi. Uluslararası bilimsel araştırmalara göre ise 1990-2000 yılları arasında, OECD ülkelerinde sera gazı salımları 1990 yılına göre yüzde 8 arttı. Doğu Bloku ülkelerinin seragazı salımlarında ise, hesaplamalarda sağlanan esneklikler sebebiyle yüzde 40'a varan azalma görüldü. Aynı yıllarda, ABD'nin seragazı salımları yüzde 14 artarken, Çin'de ise yüzde 5-10 arasında azalma sağlandı. Küresel ölçekteki toplam sera gazı salımlarının yüzde 80'i OECD ve eski Doğu Bloku ülkelerinden kaynaklanıyor.

Sera gazında artış İklimbilimci Doç. Dr. Murat Türkeş'in 'Türkiye - İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İlişkileri' raporuna göre, 1990-2000 enerji tüketim değerleri ve 2000-2020 dönemi öngörüleri, yakıt tüketiminden kaynaklanan sera gazlarının tutarlarında, bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de çok hızlı bir artışın olacağını gösteriyor. Sera gazları içerisinde en büyük payı, karbondioksit (CO2) salımları alıyor. Fosil yakıt tüketimindeki artışa koşut olarak, CO2 salımlarında da, gerçekleşen tüketim değerleri için hızlı bir artış eğilimi görünüyor. 2000 yılında CO2 salımlarının yüzde 34'ü çevrim, yüzde 32'si sanayi, yüzde 17'si ulaştırma ve yüzde 16'sı öteki (konut, tarım ve ormancılık) sektörlerden kaynaklanıyor. Türkiye, 1999 yılı temel karbondioksit (CO2) göstergeleri açısından, dünya ülkeleri arasında, toplam CO2 salımında 23. sırada bulunuyor.

Uzmanlardan uyarı TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Erdoğan Karaca ise yazılı açıklama yaparak, Türkiye'de yürütülecek çalışmalar için Başbakanlık bünyesinde oluşturulan İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu ve Teknik Çalışma Komisyonlarının, hedeflenen çalışmaları yürütme kapasitesinden yoksun olduğunu belirtti. Türkiye'nin coğrafi konumu itibarı ile, iklim değişikliğinin olumsuz etki ve sonuçlarını öncelikli olarak hissedecek ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Karaca, "Buna rağmen bilime ve mühendisliğe verilen değer azalmakta, hatta bu kişi ve kurumlar baskı ve ceza ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar." dedi. Karaca şöyle devam etti: "Ülkemizde öncelikli olarak; tüm sektörlerde ve tüm seragazları için ayrıntılı bir envanter oluşturulmalı, ülke ihtiyaçlarını gözeten doğayla uyumlu politika ve stratejiler, siyasi-ticari-kişisel baskı, dayatma ve çıkarlardan bağımsız olarak, bilimsel ve teknik ilkeler üzerinde geliştirilmeli, bilimsel-analitik yöntemler kullanılarak, izlenecek politika ve önlemler için, çeşitli senaryolar dahilinde kısa ve uzun vadeli seragazı salımlarının projeksiyonları ortaya konmalıdır. İklim değişikliği ile mücadelede en önemli araçlardan birisi olan ormanlarımızla ilgili olarak; 2B Yasaları Cumhurbaşkanlığı'nın vetosuna rağmen gündemde tutulmakta, en değerli orman alanlarımız yapılaşmaya açılmakta veya mobilya sektörünün insafına terk edilmekte, kısaca ormanlarımız talan ve yağmaya uğratılmaktadır."


Isınıyoruz Küresel iklim Değişikliği'nin en önemli etkilerinden biri Küresel Isınma. Küresel ortalama yüzey sıcaklığının, 19. yüzyılın sonundan 1995 yılına kadar yaklaşık 0.3-0.6 derece arasında bir artış gösterdi. 2001 yılı değerlerine göre son 50 yıl içinde gözlenen ısınma, büyük ölçüde insan etkinliklerine bağlı. 21. yüzyılın sonunda ise, ortalama olarak 1.4 ile 5.8 derece arasında sıcaklık artışı olacağı tahmin ediliyor.

Bu artışlara bağlı olarak; gelecek yüzyıl içinde

lDeniz seviyesinde yükselme, okyanus akıntılarında farklılaşma
  • Aşırı hava olaylarının şiddeti ve sıklığında artış,
  • Şiddetli kuraklıklar gibi dünya iklim sisteminde çeşitli etkilenmeler bekleniyor.
  • Bazı kentlerin, hatta adaların deniz suları altında kalması,
  • Sel ve taşkın gibi doğal afetlerde daha fazla can ve mal kaybı görülmesi,
  • Gıda ve enerji üretiminin tehlikeye girmesi,

  • Salgın hastalıklarda artış gibi sonuçların oluşması bekleniyor

  • ÖNCEKİ HABER

    Adıyaman'da barış için el ele

    SONRAKİ HABER

    İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa