05 Haziran 2004 01:00

Mumyalanan ilk tanrı-kral osiris

İnsanlar gibi tanrılar da birbirleriyle harmanlanmış; zaman içinde mitoslar yepyeni mitoslar doğurmuşlardır.

Paylaş
İnsanlar gibi tanrılar da birbirleriyle harmanlanmış; zaman içinde mitoslar yepyeni mitoslar doğurmuşlardır. İşte tanrı-kral Osiris de, Mısır kökenli olmasına karşın gün gelip çevresindeki diğer tanrı ve tanrıçalarla birlikte Yunan ve Roma tanrılar ailesine katılmıştır. Akdeniz yöresinden kaynaklanan, doğa ve onun bağışladığı cömert bereketi simgeleyen bu efsanedeki tanrı Osiris; aynı zamanda "tanrı kral" inancının doğuşunu ve mumyalanan insanın ölümünden sonra yaşamını sürdürdüğü görüşünü yansıtmaktadır. Eski Mısır'da tanrı Gebeb, krallık kurumunun bir simgesiydi. Bu tanrı, oğlu Osiris büyüyüp yetkinleşince tahtını ona bıraktı. Çok iyi niyetli ve halkıyla birlikte bütün insanların dostu olan Osiris de, kız kardeşi İsis'le evlenip ülke yönetimini birlikte, halklarıyla bütünleşerek sürdürmeye başladılar. Tek düşünceleri; halklarının mutluluğu için çalışmak, güneşin ısıtıp aydınlattığı ve Nil nehrinin suladığı bu verimli topraklarda özgür ve bilgilendirilmiş insanın tanrılara meydan okurcasına neleri yaratabileceklerini onlara tanıtlamaktı. Böylece tanrı-kral Osiris; tanrı Prometheus örneğindeki gibi halkına, çeşitli el sanatlarını, bilime dayanan teknik uğraşları, Mısır'ın iklimine uygun düşen bağcılığı, çeşitli tarım yöntemlerini öğretti. Halk, kralları Osiris'in öncülüğünde mutlu ve insanlık onuruna yaraşan bir yaşam düzeyini yakalamış oldu. Halk da, kral ve kraliçelerini çok sevmekteydi. Ne var ki ölümlü insanoğullarının sancılı sorunlarının çözümüyle içli dışlı olan bir tanrı ergeç, insanları hiç sevmeyen baştanrı Zeus'un öfkesini kabartmakta ya da bir başka tanrının kahredici kıskançlığını körüklemektedir.

Şeytani tuzak İşte halkının sevip taptığı Osiris de, bizzat kardeşi olan-Yunanlıların Tifon (Typhon) diye adlandırdığı- canavar tanrı Set'in kıskançlığını yalazlandırmakta gecikmedi. Set; kardeşi Osiris'in tahtına kurulabilmek için onu öldürmeye karar verdi. Kafasında kurguladığı şeytani tuzağı gerçekleştirebilmek için düzenlediği bir şölene kardeşi kral Osiris'i de çağırdı. Set bu şölen sırasında bir yolunu bulup kralı bir sandığa kapattı ve ırmağa saldı. Durumun ayırdına varan Osiris'in karısı kraliçe İsis; ırmağın alıp götürdüğü sandığın ulaşabileceği bütün kent ve ülkeleri dolaştı. Sonunda sandığın Fenike'nin Biblos kentinde karaya vurduğunu ve o ülke kralının eline geçtiğini öğrendi. Kral da yeni yaptırmakta olduğu sarayında bu çok güzel ve ilginç sandığın tahtalarını kullanmak üzereyken İris çıkageldi ve bir yolunu bulup sandığı geri aldı. Mısır'a döndü. Bunu duyan Set sandığı yeniden ele geçirdi ve kardeşi Osiris'in ölü bedenini, tam ondört parçaya böldü; her birini ülkenin çeşitli yerlerine fırlattı. Kocasına delice tutkun İsis, bu tutkusunun hırsıyla dağınık parçaları toplayıp bir araya getirdi; yalnızca erkeklik organını bulamadı. Dost bildiği tanrıların da katkısıyla kocasını ölümsüzleştirmek üzere, dünyada ilk kez mumyalama eylemini gerçekleştirdi. Böylece Osiris ölümsüzlüğe ulaşmış da olsa, üreme organının yitikliği yüzünden, haliyle onunla birlikte kendisi gibi insan dostu erdemli kralların artık soyu kurumuş oldu... Ne var ki kraliçe İsis'in kocasına karşı duyduğu durdurak bilmeyen o tutkulu aşkı ve yüreğinde insan sevgisi olmasaydı, aslında efsane burada da noktalanabilirdi.

İntikam peşinde Ölen kocasından gebe kaldığını anlayan üzgün kraliçe İsis; azman tanrı Set'in şerrinden ürktüğü için gizlice çekildiği Nil deltasındaki sığınağında bir oğlan çocuğu doğurdu. Horus adını verdiği bu çocuğunu; babasının öcünü alabilmesi ve böyle Set örneği talancı ve işgalci tanrı-kralların soyunu kurutabilmek için özenle yetiştirip büyüttü. Gizlice büyüttüğü ve bilimle, Nil deltasının ışığıyla aşılanan bu çocuk, erdemli ve yetkin bir delikanlı olunca, bir punduna getirip korkunç dev tanrı Set'le teke tek bir dövüşe tutuştu. İlk iş olarak Horus, bu azman tanrı-kralın soyunu kurutmak için onun erkekliğini kopardı. Ama canavar tanrı da Horus'un gözlerini çıkardı. Dövüş sonunda tanrılardan oluşan yargılama kurulu; tanrı Set'i, Horus'a gözlerini geri vermesi gerektiği kararına vardı. Gözlerini geri alan Horus onları götürüp mumyalı babasına verdi. Kendisi de boş kalan göz oyuğuna bir yılan yerleştirdi. İşte bu yılan, zaman içinde Mısır'da krallığın simgesine dönüştü. Ne var ki hiç ayırdına varmadan, iyi niyetli Horus böylece; yönettikleri halklarını yılan gözleriyle algılayıp hükmeden talancı ve işgalci kralların, diktatörlerin, sözde halkçı yöneticilerin soyunun yeryüzünde hüküm sürmelerinin yolunu açmış oldu... Osiris de; yeryüzünde halklarını inim inim inleten bu kral, yönetici bozuntularının insanlık adına neden oldukları onca yakım ve yıkımları gördükçe, mumyalı yazgısına ve sadece yeryüzünde olup bitenleri izlemekle yetinen gözlerine ilençler yağdırmaktadır. Bazı karanlık yönlerine karşın gene de bu efsane bize, gelecekteki yöneticilerin; Osiris'in sevgi ve şefkat dolu gözleriyle halklarını yönlendireceği o altın çağın pek de uzak olmadığını muştulamaktadır...

ÖNCEKİ HABER

Bir garınız olmasını istemez misiniz?

SONRAKİ HABER

Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde hukuk ayaklar altında

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa